Yaptıklarım, okuduklarım, seyrettiklerim, dinlediklerim, gezdiklerim …

18 Temmuz 2011 Pazartesi günü Esma Sultan Yalısı’nda 18. İstanbul Caz Festivali kapsamında ülkemize gelen Amadou$Mariam adlı grubun konserini eşim Özlem ile beraber izledik.

Eşim Özlem, konser biletlerini aylar öncesinden benden habersiz almıştı.Kimin konserine gideceğimizi sorduğumda, isimlerini hatırlayamıyorum demişti. Konser gününde kimin konserine gideceğimizi ancak bilete baktığımızda anlayabiliyorduk. Sanatçıların adını daha önce hiç duymadığımdan ve bilet fiyatlarının 50 TL olması bende sıkıntı yaratttı.

Konser Ortaköy Esma Sultan Yalısı’ndaydı. Konser 22:00’de başladı. Konser alanında bir saat kaldıktan sonra çıktık, Ortaköy’de halkın arasına karıştık.

Sanatçılar hakkında bilgi almak isteyenler için http://www.amadou-mariam.com/

Amadou&Mariam Konser 2011

24 Nisan 2001 Pazar günü Metin Zakoğlu’ nun “Ben Küçükken Gösterirdim” adlı gösterisini seyrettim.

 

Eşim Özlem, Metin Zakoğlu‘ndan “tiyatro dersleri” alıyor. “Tiyatro dersleri”, Metin Zakoğlu’nun evinin “tiyatroya dönüştürülmüş” ortamında veriliyor.

Özlem, Metin Zakoğlu’nun bir “oyun”unu seyretmek istediğini ve benim de kendisine eşlik etmemi istedi. Ben, pek istemeyerek de olsa eşimi kıramadım ve adını bile bilmediğim “oyun”u seyretmeye gittim.

Caddebostan’da Metin Zakoğlu’nun apartman dairesinin zilini çaldık ve kapıyı ablası açtı. Ablasıyla kısa bir sohbet ettikten sonra, salona geçtik.

Salon küçüktü; masalar, sandalyeler, koltuklar dar alana zor sığmışlar gibiydi. Biz oyunun başlamasını beklerken, duvara yansıtılan projeksiyondan Erol Evgin’in konserini izledik.

“Oyun” 15:00’de başlayacaktı; ancak salonda sadece 6 kişiydik. On dakika geçtikten sonra Metin Zakoğlu sahneye çıktı ve bir izleyicinin telefon açıp, geç geleceğini belirtiği için, biraz beklememizin sorun olup olmayacağını sordu. Kimseden olumsuz bir tepki gelmeyince , izleyici gelene kadar bizlerle sohbet etmeye başlayıp, tek tek herkesle tanıştı.

Benim, Özlem’in eşi olduğunu öğrenince, şaşırdı. Şaşkınlığının nedeni olarak eşini Tiyatro kursuna gönderen pek fazla erkek olmadığını dile getirdi. Ben de tiyatroyla ilgilendiğimi, Bulunmaz Tiyatro sanatçılarından biri olduğumu ve oyunlar sergilediğimi söyleyince, kendisi, Hilmi Bulunmaz’ın ve Coşkun Büktel’in yazılarını takip ettiğini, Bulunmaz ve Büktel’in Internetteki polemik içeren mücadelerini izlediğini söyleyip, onlar hakkında övgü dolu birkaç kelime sarf etti.

Telefon edip, geleceğini söyleyen izleyici, ne yazık ki gelmedi. Sohbetten sonra, Metin Zakoğlu gösterisine başladı. Stand-Up tarzındaki bu gösterisinde, kendisinin çocukluk, okul, gençlik, iş hayatında karşılaştığı komik anılarını bize anlattı. Çocukluğunda yaşadığı Edirnekapı ve çevresindeki o kapalı, muhafazakar, mahalle baskısının olduğu yerde, bilhassa badem bıyıklılarla karşılaştığı zorluklardan bahsetti. Bu olayları bize naklederken, mizahi bir dil kullandı. Kullandığı dilde çok argo, küfür ve belden aşağı espriler vardı. Bu dili Ali Poyrazoğlu’nda da görüyoruz; Ferhan Şensoy da da… Bu argo, küfür ve belden aşağı espriler içeren dil,bana biraz işin kolaycılığına kaçmak gibi geliyor; biraz daha zekice espriler yapılıp, bu tip esprilerden kaçınılabilir.

“Oyun”un süresi kırk dakika civarındaydı. Metin Zakoğlu, salonda bu kadar az seyirci varken “oyun”u daha fazla uzatmak istemedi ve kısa kesti. Gösterisinin sonunda bize kağıtlar verdi ve gösterisi hakkında düşüncelerimizi kağıda yazmamızı söyledi. Ben de kağıda “oyun”u beğenmediğimi, çok belden aşağı espriler yapıldığını yazdım ve daha uzun bir eleştiriyi http://www.kazimsimsek.com’da yazacağımı belirttim ve şimdi, biraz gecikmeli de olsa web sitemde sitemde yazdığım bu yazıyı, bir de OYUN Dergisi okurlarına sunuyorum. Kendisi, eşime benim çok acımasız eleştirdiğimi söylemiş ve biraz da üzülmüş. Ben, Metin Zakoğlu’nun sadece “oyun”unu eleştirdim ki çok da acımasız eleştirdiğimi düşünmüyorum. Bence kendisi daha zekice espriler yapıp, belden aşağı esprilerden kaçarsa çok daha başarılı olur. Seyircilerle sohbet etmesi, onlara sorular sorup, cevap alması “oyun”u ilginç kılıyor. Bu davranışla herkesin gösterisinin içinde yer almasını sağlıyor. Metin Zakoğlu, gösteriyi izleyen herkesin mutlu bir saat geçirmesini istiyor; ancak herkesi mutlu edemeyeceğini de bilmesi gerekiyor.

Metin Zakoğlu, bende hoşsohbet, insancıl,saygılı bir insan izlenimi uyandırdı. Kendisine başarılar dilerim; ama gösterisini fazla beğenmediğimi, bir kez daha söymeliyim; yoksa kendime haksızlık etmiş olurum.

Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda “Tanımadığım Adamlar ” adlı oyunu seyrettim…

 

26 Şuat 2011 Cumartesi günü Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda “Tanımadığım Adamlar ” adlı oyunu seyrettim. Biletleri eşim Özlem, benden habersiz günler öncesinden almıştı. Oyunun fiyatlarının tam 45 TL , öğrenci 35 TL olduğunu öğrenince, biraz kızmıştım. Oyunun pahalı olması, o oyunu iyi mi yapıyor, görecektim.

O gün eşimle birlikte, Bulunmaz Tiyatro’da film çekimine katıldık. TV ‘de oynayan “Ezel” dizisinin ne kadar abuk subuk, ne kadar anlamsız bir dizi olduğunu gösteren, bu diziyi tiye alan “Ecel” adlı dizinin çekiminde bulunduk. Çekim bittikten sonra, Ali Poyrazoğlu’nun tiyatrosuna doğru yola çıktık. Tiyatronun yerini bilmediğimizden, yanlış yollara saptık ve oyuna 10 dakika gecikmeyle girebildik. Oyun başlamıştı, hemen oturduk ve oyunu seyretmeye başladık.

Önce oyun ile kısa bilgi vereyim.

Yazan: Aziz Nesin – Ali Poyrazoğlu
Dekor: Altan Erbulak
Yöneten: Ali Poyrazoğlu

Oynayanlar:
Ali Poyrazoğlu
Bülent Kayabaş
Özdemir Çiftçioğlu
Suat Ünaldı
Burak Alkaş
Ümit Kantarcılar
Hüseyin Kara

Oyun, Aziz Nesin’in yazdığı üç öyküden ve Ali Poyrazoğlu’nun yazdığı altı skeçten oluşuyor. Oyun 2 saat ve iki perdeden oluşuyor.

Oyun, aslında müzikal bir müsamere. Oyun içinde oyun şeklinde hazırlanmış bu oyunda, Orostopontopolis adlı bir tımarhanenin yöneticisi Madam Arşaluz, akıl hastalarına yardımcı olmak,biraz iyileşsinler diye bir müsamere tertip ediyor. Bu müsamerenin yöneticisi aynı zamanda hastanenin yöneticisi Madam Arşaluz, oyuncuları da akıl hastaları. Müsamere, psikodrama tekniğiyle hazırlanıyor.

Psikodrama veya drama şu an okullarda ders olarak okutulan ve öğrencilerin anlamakta zorlandığı konuları daha iyi anlamasına yardımcı olan bir araç işlevi görüyor.

Madam Arşaluz’un amacı, akıl hastalarının içine sakladığı veya örttüğü öteki kişilikleri su yüzüne çıkartmak ve onları bunlarla yüzleştirip, iyileşebilmelerini sağlamak.

Oyun interaktif oynanıyor. Madam Arşaluz, sık sık seyircilere laf atıyor. Seyircilerden birini sahneye çıkartıp, onunla bir skeç yapmaya çalışıyor. Sahneye çıkan seyircinin oyuncu olmaması dolayısıyla, ortaya komik görüntüler çıkıyor. Aslında sahneye çıkan bu seyirci, tiyatronun bir oyuncusu ama kimseye bu durum aksettirilmemeye çalışılıyor. Peki, ben nereden biliyorum diye sorarsanız; şuradan biliyorum. Ali Poyrazoğlu’nun Pazar günleri Habertürk’te bir sohbet programı vardır. Bu programda bu seyirciymiş gibi bize gösterilen kişi, bir skeçte oynuyordu. Seyirciyi oynayan kişi, oyun bitiminde sahneye çıkmıyor. Tahminim bunun seyirciler tarafından bilinmesi ve onların da çevrelerine söylemesi, bir sonraki oyunun sürprizini kaçıracak.

Oyunda AKP hükümetine mesajlar verilip, iktidar eleştirilmeye çalışılıyor ama bu pek akıllıca yapılmıyor. Örneğin bir skeçte, kadının daha çok örtünmesi o kadının devlet dairesindeki işinin çabuk bitmesini sağlayacak gibi gösterilmeye çalışılıyor. Ancak bu durum gerçekte böyle mi , değil tabi ki…

Tımarhanedeki hastaların geçmişte yaşadıkları derin problemler, onları akıl hastası yapıyor. Onların geçmişlerindeki yaşadıkları travmalar, bu skeçler üzerinden bizlere aktarılıyor. Bu aktarma çok başarılı değil, çünkü komedi öğesi, dram öğesinin çok ama çok üzerinde. Skeçlerde verilen siyasi mesajlar da çok zorlama duruyor. Ben bir hükümeti eleştireyim de nasıl olursa olsun diye bir düşünce var.

Oyundaki komik öğelerin sayısı azaltılsa, daha çok psikolojik derinliğe inilse, oyun iyileşebilir ama Ali Poyrazoğlu böyle bir oyun yazabilir mi, hayır; çünkü ihtiyacı yok. Koy bol bol komedi öğesi, belden aşağı espriler, seyirciler gülsün ölmekten; koy koy birkaç akılsızca hükümete eleştiri, salon alkışlasın; gelsin paracıklar. Olay bu.

Ali Poyrazoğlu doğru dürüst bir mesaj vermek istiyorsa, önce samimi olmalıdır. Mesaj verirken ölçüyü kaçırırım da başıma bir şey gelirse diye korkuyorsa, hiç mesaj verme işine bulaşmasın; kendisini versin psikolojiye, psikodrama tekniklerine.

Dekorda, oyuncu ve karikatürist Altan Erbulak’ın karikatürleri yer alıyordu.

Sonuçta oyunu beğenmedim; yazık oldu parama. Eşim Özlem, oyunu beğendi. Psikolojide algıda seçicilik diye bir kavram vardır. Wikipedia ‘daki tanım şudur: Kişinin daha önce yaşadığı deneyimlerin, önyargıların, rüyaların ve benzer her türlü duygulanımın o anki algılama düzeyinde etkili olduğunu ifade eder. Bu tanıma göre, bazıları beğenir, bazıları beğenmez. Önemli olan neden beğendiğimizi yada beğenmediğimizi anlatabilmek…

Evlendim …

12 Mart 2011 Cumartesi Maçka Evlendirme Merkezi’nde Özlem Moran ile evlendim. Bu mutlu günümüzde bizi yalnız bırakmayan, telefonla, e-posta ile bize kutlama mesajları gönderen herkese teşekkür ediyoruz.

Evliliğimin beni daha çok motive etmesini ve böylelikle siteme daha sık yazı yazı yazmayı umuyorum.

11 Aralık 2010 Cumartesi günü, Özlem Moran ile nişanlandım. Özlem Moran ile aynı işyerinde üç ay gibi bir süre beraber çalıştık. Kendisi işten ayrıldıktan yıllar sonra, bir kitapçı raflarında tekrar göz göze geldik. Birbirimize telefon numaralarımızı verdikten bir ay sonra telefonlaştık ve buluştuk. Aylar ayları kovaladı; biz birbirimizi sevdik ve evlenmeye karar verdik.

12 Mart 2011 Cumartesi saat 16:00’da “Şişli Evlendirme Merkezi”nde nihah için gün aldık.

Davetiyeler, kıyafetler vs. her şey hazır, geri sayım başladı.

Tüm sevenlerimizi, bizim bu mutlu günümüzde yanımızda görmek isteriz.

19 Mayıs 2010 Çarşamba günü, 17. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında oynanan; Irwin Shaw’un yazıp, Coşkun Büktel’in çevirdiği “Ölüleri Gömün” adlı oyunu izledim ve beğendim. Oyunu, Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz, Feridun Çetinkaya ve Özge Ökten’le birlikte izledim. Oyunla ilgili olarak, daha ayrıntılı bir yazı yazacağım.

Abant-Yedigöller 2009

Uzun süredir Abant ve Yedigöller’i görmek istiyordum. Arkadaşım Özlem Moran’ın da bu yerleri görmek istemesiyle, 7-8 Kasım 2009 tarihleri arasında Abant ve Yedigöller gezi turuna Özlem ile beraber katıldım. Tur bir gece konaklamalı, iki günlüktü.

İlkin Efteni Gölü’ne hareket ettik. Yaban hayatı koruma alanı olarak belirlenmiş ve 150 çeşit kuş türü barındıran bu gölü gezdikten sonra Güzeldere şelalesine gittik.

k_EfteniGolu2009_015

k_EfteniGolu2009_010

Cevizlik deresi üzerinden 120 mt yükseklikteki kayalardan düşen Güzeldere şelalesini seyrettik.

Guzeldere Selalesi

Guzeldere Selalesi

Daha sonra Abant’a geçtik. Gölün etrafında 2 saate yakın bir zamanda yürüdük.

Abant 2009

Tura beraber katıldığım arkadaşım Özlem Moran…

Abant 2009

Abant 2009

Abant 2009

Abant 2009

Abant 2009

Abant 2009
Özlem biraz delidir de 🙂

Abant 2009

Abant 2009

Abant dönüşü otele giderken aldığım hatıra kalemiyle Aristoteles’in Poetika’sına not alırken…

Abant 2009

Ardından Bolu’daki otele gidip, geceyi orada geçirdik.

Kahvaltıdan sonra Gölcük Gölü’ne geldik.

Gölcük 2009

Gölcük 2009

Gölcük 2009

Gölcük 2009

Gölcük 2009

Gölcük 2009

Gölcük 2009

Güzel, şirin bir göl olan Gölcük’ü gördükten sonra Yedigöller’e geçtik.

Yedigöller bölgesi, adı üstünde yedi adet gölden oluşuyor.

Yedigöller 2009

Bu bölgeye girdikten sonra ilkin Pisagor ağacını gördük. Pisagor ağacı denilmesinin nedenini aşağıdaki fotoğraftan anlayabiliyoruz.

Yedigöller 2009

Öğle yemeğimizi yedikten sonra yedi gölü (Büyükgöl, Seringöl, Deringöl, Nazlıgöl, Küçükgöl (diğer adı Kurugöl), İncegöl, Sazlıgöl), Dilek çeşmelerini, Gülen kayaları, bataklığı, ceylan üreme çiftliğini de gezdikten sonra İstanbul’a döndük.

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Sonbaharda gittiğimden dolayı, sararan yapraklar güneş ışınlarınının da etkisiyle altın gibi parlıyorlardı. Buraları gezmek çok keyifliydi. Sanırım buralara daha çok geleceğim. Fotoğraflardan da görüldüğü gibi buraları cennet gibi. Bilhassa Gölcük’ün bozulmamış dokusu, Yedigöller’in durgun gölleri insanda hayranlık uyandırıyor.

29 Kasım 2009 Pazar günü uzun süredir gitmediğim Bulunmaz Tiyatro’yu ziyaret edip, Bulunmaz Tiyatro’nun sahibi, yönetmeni ve aynı zamanda yazar, şair, fotoğrafçı Hilmi Bulunmaz ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdim. Kendisinden tiyatro salonunun yeni haliyle ilgili planlarını dinlerken, burada oyun oynamanın çok keyifli olacağını düşündüm. En kısa zamanda salonun tadilatı bitmesi temennisiyle, çektiğim fotoğrafları yayınlıyorum.

Bulunmaz Tiyatro 29 Kasım 2009
Bulunmaz Tiyatro 29 Kasım 2009
Bulunmaz Tiyatro 29 Kasım 2009
Bulunmaz Tiyatro 29 Kasım 2009
Bulunmaz Tiyatro 29 Kasım 2009
Bulunmaz Tiyatro 29 Kasım 2009
Bulunmaz Tiyatro 29 Kasım 2009
Bulunmaz Tiyatro 29 Kasım 2009
Bulunmaz Tiyatro 29 Kasım 2009
Bulunmaz Tiyatro 29 Kasım 2009
Bulunmaz Tiyatro 29 Kasım 2009
Bulunmaz Tiyatro 29 Kasım 2009
Bulunmaz Tiyatro 29 Kasım 2009
Bulunmaz Tiyatro 29 Kasım 2009

Gölcük

7-8 Kasım 2009 tarihleri arasında katıldığım Abant -Yedigöller gezi turunda Gölcük’e uğradık.

Gölcük from Kazim Simsek on Vimeo.