Yaptıklarım, okuduklarım, seyrettiklerim, dinlediklerim, gezdiklerim …

Archive for the ‘Gezi’ Category

Abant Gölü ve Yedigöller’i gezdim…

Uzun süredir Abant ve Yedigöller’i görmek istiyordum. Arkadaşım Özlem Moran’ın da bu yerleri görmek istemesiyle, 7-8 Kasım 2009 tarihleri arasında Abant ve Yedigöller gezi turuna Özlem ile beraber katıldım. Tur bir gece konaklamalı, iki günlüktü.

İlkin Efteni Gölü’ne hareket ettik. Yaban hayatı koruma alanı olarak belirlenmiş ve 150 çeşit kuş türü barındıran bu gölü gezdikten sonra Güzeldere şelalesine gittik.

k_EfteniGolu2009_015

k_EfteniGolu2009_010

Cevizlik deresi üzerinden 120 mt yükseklikteki kayalardan düşen Güzeldere şelalesini seyrettik.

Guzeldere Selalesi

Guzeldere Selalesi

Daha sonra Abant’a geçtik. Gölün etrafında 2 saate yakın bir zamanda yürüdük.

Abant 2009

Tura beraber katıldığım arkadaşım Özlem Moran…

Abant 2009

Abant 2009

Abant 2009

Abant 2009

Abant 2009

Abant 2009
Özlem biraz delidir de 🙂

Abant 2009

Abant 2009

Abant dönüşü otele giderken aldığım hatıra kalemiyle Aristoteles’in Poetika’sına not alırken…

Abant 2009

Ardından Bolu’daki otele gidip, geceyi orada geçirdik.

Kahvaltıdan sonra Gölcük Gölü’ne geldik.

Gölcük 2009

Gölcük 2009

Gölcük 2009

Gölcük 2009

Gölcük 2009

Gölcük 2009

Gölcük 2009

Güzel, şirin bir göl olan Gölcük’ü gördükten sonra Yedigöller’e geçtik.

Yedigöller bölgesi, adı üstünde yedi adet gölden oluşuyor.

Yedigöller 2009

Bu bölgeye girdikten sonra ilkin Pisagor ağacını gördük. Pisagor ağacı denilmesinin nedenini aşağıdaki fotoğraftan anlayabiliyoruz.

Yedigöller 2009

Öğle yemeğimizi yedikten sonra yedi gölü (Büyükgöl, Seringöl, Deringöl, Nazlıgöl, Küçükgöl (diğer adı Kurugöl), İncegöl, Sazlıgöl), Dilek çeşmelerini, Gülen kayaları, bataklığı, ceylan üreme çiftliğini de gezdikten sonra İstanbul’a döndük.

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Yedigöller 2009

Sonbaharda gittiğimden dolayı, sararan yapraklar güneş ışınlarınının da etkisiyle altın gibi parlıyorlardı. Buraları gezmek çok keyifliydi. Sanırım buralara daha çok geleceğim. Fotoğraflardan da görüldüğü gibi buraları cennet gibi. Bilhassa Gölcük’ün bozulmamış dokusu, Yedigöller’in durgun gölleri insanda hayranlık uyandırıyor.

Mimi sokakta geziyor…

Arkadaşım Emine, köpeği Mimi’yi Beşiktaş sahilinde yürüyüşe çıkartırken, ben de ona eşlik ettim ve Mimi’nin fotoğraflarını çektim. Mimi’nin cinsi beagle olup, kendisi oldukça tatlı, sevimli bir dişidir.

 

 

Mimi_01 Mimi_09 Mimi_04

Sansarak Kanyonu’ndaydım

20 Haziran 2009 Cumartesi İznik’ de bulunan Sansarak Kanyonu’nda dere yürüyüşü yaptım.

Hafta sonumu şehir dışında, doğa yürüyüşü yaparak geçirmek istedim. İnternet’te tur firmalarının web sitelerinde araştırma yaparken Sansarak Kanyon gezisine rastladım. Parkurun zor olduğu özellikle belirtiliyordu. Parkurun zor olması bende bu tura katılmak için şiddetli bir arzu doğurdu. Tur şirketini aradığımda, karşıma tur rehberi Erol Şahin çıktı. Bana dere yürüyüşünde deneyimli olup olmadığımı sordu; ben de deneyimli olduğumu (aslında daha evvel hiç dere yürüyüşü yapmamıştım), uzun yürüyebileceğimi belirttim.

20 Haziran 2009 Cumartesi 07:25’de Taksim’de minibüsümüz geldi. Tur rehberimiz Erol Şahin ile tura katılanlarla tanıştık. 07:30’da İznik’e doğru yola çıktık; yolda diğer katılanları da aldık. Toplam 16 kişiydik. Eskihisar ile Topçular arasında işleyen feribotta rehberimizin aldığı poğaçalar ve meyve sularıyla kahvaltımızı ettik. 11:30′ da İznik’e vardık. Burada 20 dakika verilen molada Ayasofya müzesini gezdim ve İznik Sanat Galeri’sinden çini buzdolabı süsleri aldım.

Moladan sonra kanyona doğru yola çıktık ve 12:30′ da Sansarak Köyü’ne geldik. Sansarak köyünden:

Arabayı burada bırakarak kanyona doğru yürümeye başladık. Burada Sansarak Köyü’nden Şaban Aydın bize katıldı. Kendisi, kanyonu tur rehberimiz Erol Şahin’den çok daha iyi bildiği için, bize kanyon gezisi esnasında çok yardımcı oldu.

Yaklaşık bir saat yürüyüşten sonra kanyon başlangıcına geldiğimizde saatler 13:30’u gösteriyordu.

Dört dakikalık bir yürüyüşten sonra eski değirmenin olduğu yere geldik. İlk dereyi burada gördük. Burası dere yürüyüşümüzün başlangıç noktasıydı. Buradan dereyi takip ederek kanyon yürüyüşüne başladık.

Derenin bazen içinden, bazen yanından yürüyorduk. Rehberlerimizi takip ediyorduk. Onlar hangi kayaya basmışlarsa, biz de ona basmaya gayret ediyorduk. Yürüyüş esnasında geri dönenler oldu. Yürüyüş esnasında belimize dek suda yürüdüğümüz anlar oldu. Kayalardan kayalara atlarken heyecanlı anlar yaşadık. Yürüyüş esnasında herkes birbirine yardımcı oluyordu. Bazen bir insanın yardımı olmadan, bir yerden inmek veya çıkmak tehlikeliydi. Yürüyüş esnasında “ayağımı nereye atsam”, “hangi kayaya zıplasam” , “sağ ayak mı yoksa sol ayakla mı kayaya bassam” gibi düşünceler saatler boyunca zihnimizi meşgul etti. Hep önümüze bakmaktan etrafımıza doğru düzgün bakamıyorduk bile… Ancak molalarda etrafımızdaki güzelliklerin farkına varıyorduk. Yürüyüşümüzün ortalarında bir yerde durduk ve bize verilen sandviçlerimizi yedik. Bir çok gölet vardı. Bazı arkadaşlarımız buralarda yüzdü. Buralara balıklama atlama cesareti gösteren arkadaşlar da vardı. Su buz gibi olduğu için suda çok fazla kalamıyorlardı. Kanyon gezisinin sonlarına doğru, derede yürürken bir ara ayağım kaydı ve fotoğraf makinemi suya düşürdüm. Düşürünceye kadar bayağı bir fotoğraf çekmiştim. O yüzden fazla üzülmedim. Dört saatlik dere yürüyüşünden sonra bir noktada yürüyüşü bırakıp, tepeye tırmanmaya başladık; zira dönüş yolculuğumuza başlamıştık. Bu tırmanma da oldukça zordu. Patika çok dardı. Her tarafta dikenler, ısırgan otları, ağaç dalları ve en önemlisi kaygan taşlar vardı. Eğer bir kaygan taşa basarsak aşağıya yani dereye yuvarlanırdık. Saat 18:30 civarı köye döndük. Yaklaşık 6 km ve 6 saatten fazla çok zorlu, adrenalin hormonunun vücudumuzun her tarafına yayıldığı müthiş bir yolculuktan sonra köyümüze döndük.

Bu kanyon Marmara bölgesinin zorluk derecesi en yüksek olan parkurudur. Parkur yürüyüşümüz zor olduğu kadar eğlenceliydi. Tüm katılanlar yürüyüş esnasında çok zorluk çektiler; ancak eve döndüğümüzde, gördüğümüz o manzaraların tadı damağımızda kalmıştı. Tur rehberimiz Erol Şahin, kanyon yürüyüş esnasında bize rehberlik eden Sansarak Köyü’nün rehberi Şaban Aydın’a ve geziye katılan tüm arkadaşlara teşekkürler…

Tur esnasında içimden bir daha böyle bir tura asla katılmam dedim. Çünkü bu parkurdan “Ancak deliler geçer” diye düşündüm. Yürüyüş bitip, eve döndüğümde, ayaklarım ve kollarımdaki yaralar ve çürükler iyileştikten sonra, içimden “İyi ki bu tura katılmışım” dedim. Gelecekte tekrar aynı yere gelmeyi düşünüyorum. Zorluklardan korkmayan, ayaklarına güvenen insanlara bu kanyon gezisini tavsiye ederim.

Bileği saran, altı kaymayan ayakkabı şart. Cep telefonu çekmediği için yanımızda taşımaya gerek yok. Fotoğraf makinesini bir naylon torba içinde saklamak tavsiye edilir. Yüzmek isteyenler mayo götürebilir.

Kanyon gezisi esnasında köy rehberimiz Şaban Aydın ile sohbet etme fırsatı buldum. Kendisi buralı; domates yetiştirip satıyormuş. Son yıllarda artan turizm sayesinde rehberliğe başlamış. Kendisi oldukça renkli bir şahsiyet. Dizi filmlerde, sinema filmlerinde figüranlık yapmış. Tur esnasında bayağı bir anısını dinledik.

Biraz da Sansarak Köyü ve kanyonu hakkında bilgi vereyim.

Sansarak Köyü, İznik ilçe merkezine 17 km. mesafededir. 500 yıldan daha eski bir köydür. Adının nereden geldiğine dair rivayetler var. Köy kısraklarıyla meşhur olduğundan “Sarı kısrak” kelimelerinden geldiğine dair internetten haberler okudum; ancak Şaban Aydın bana “kısrakla” kelimesinden geldiğine dair bir bilgi verdi.

Kanyonun içinden akan dereye “Kayalı Dere” veya “Karadere” derlermiş. Kanyonun uzunluğu 7 km. Biz tüm kanyonu yürümedik; kanyonun ortasından bir yerden köye döndük. Tüm kanyon 7 saatte yürünebiliyor.

Çektiğim videoyu yayınlıyorum.

İşte fotoğraflar! Derler ya, “Bir fotoğraf bin kelimeye bedeldir”, ispatı…

Etiket Bulutu