Yaptıklarım, okuduklarım, seyrettiklerim, dinlediklerim, gezdiklerim …

Archive for the ‘Tiyatro’ Category

Metin Zakoğlu’ nun "Ben Küçükken Gösterirdim" adlı gösterisini seyrettim…

24 Nisan 2001 Pazar günü Metin Zakoğlu’ nun “Ben Küçükken Gösterirdim” adlı gösterisini seyrettim.

 

Eşim Özlem, Metin Zakoğlu‘ndan “tiyatro dersleri” alıyor. “Tiyatro dersleri”, Metin Zakoğlu’nun evinin “tiyatroya dönüştürülmüş” ortamında veriliyor.

Özlem, Metin Zakoğlu’nun bir “oyun”unu seyretmek istediğini ve benim de kendisine eşlik etmemi istedi. Ben, pek istemeyerek de olsa eşimi kıramadım ve adını bile bilmediğim “oyun”u seyretmeye gittim.

Caddebostan’da Metin Zakoğlu’nun apartman dairesinin zilini çaldık ve kapıyı ablası açtı. Ablasıyla kısa bir sohbet ettikten sonra, salona geçtik.

Salon küçüktü; masalar, sandalyeler, koltuklar dar alana zor sığmışlar gibiydi. Biz oyunun başlamasını beklerken, duvara yansıtılan projeksiyondan Erol Evgin’in konserini izledik.

“Oyun” 15:00’de başlayacaktı; ancak salonda sadece 6 kişiydik. On dakika geçtikten sonra Metin Zakoğlu sahneye çıktı ve bir izleyicinin telefon açıp, geç geleceğini belirtiği için, biraz beklememizin sorun olup olmayacağını sordu. Kimseden olumsuz bir tepki gelmeyince , izleyici gelene kadar bizlerle sohbet etmeye başlayıp, tek tek herkesle tanıştı.

Benim, Özlem’in eşi olduğunu öğrenince, şaşırdı. Şaşkınlığının nedeni olarak eşini Tiyatro kursuna gönderen pek fazla erkek olmadığını dile getirdi. Ben de tiyatroyla ilgilendiğimi, Bulunmaz Tiyatro sanatçılarından biri olduğumu ve oyunlar sergilediğimi söyleyince, kendisi, Hilmi Bulunmaz’ın ve Coşkun Büktel’in yazılarını takip ettiğini, Bulunmaz ve Büktel’in Internetteki polemik içeren mücadelerini izlediğini söyleyip, onlar hakkında övgü dolu birkaç kelime sarf etti.

Telefon edip, geleceğini söyleyen izleyici, ne yazık ki gelmedi. Sohbetten sonra, Metin Zakoğlu gösterisine başladı. Stand-Up tarzındaki bu gösterisinde, kendisinin çocukluk, okul, gençlik, iş hayatında karşılaştığı komik anılarını bize anlattı. Çocukluğunda yaşadığı Edirnekapı ve çevresindeki o kapalı, muhafazakar, mahalle baskısının olduğu yerde, bilhassa badem bıyıklılarla karşılaştığı zorluklardan bahsetti. Bu olayları bize naklederken, mizahi bir dil kullandı. Kullandığı dilde çok argo, küfür ve belden aşağı espriler vardı. Bu dili Ali Poyrazoğlu’nda da görüyoruz; Ferhan Şensoy da da… Bu argo, küfür ve belden aşağı espriler içeren dil,bana biraz işin kolaycılığına kaçmak gibi geliyor; biraz daha zekice espriler yapılıp, bu tip esprilerden kaçınılabilir.

“Oyun”un süresi kırk dakika civarındaydı. Metin Zakoğlu, salonda bu kadar az seyirci varken “oyun”u daha fazla uzatmak istemedi ve kısa kesti. Gösterisinin sonunda bize kağıtlar verdi ve gösterisi hakkında düşüncelerimizi kağıda yazmamızı söyledi. Ben de kağıda “oyun”u beğenmediğimi, çok belden aşağı espriler yapıldığını yazdım ve daha uzun bir eleştiriyi http://www.kazimsimsek.com’da yazacağımı belirttim ve şimdi, biraz gecikmeli de olsa web sitemde sitemde yazdığım bu yazıyı, bir de OYUN Dergisi okurlarına sunuyorum. Kendisi, eşime benim çok acımasız eleştirdiğimi söylemiş ve biraz da üzülmüş. Ben, Metin Zakoğlu’nun sadece “oyun”unu eleştirdim ki çok da acımasız eleştirdiğimi düşünmüyorum. Bence kendisi daha zekice espriler yapıp, belden aşağı esprilerden kaçarsa çok daha başarılı olur. Seyircilerle sohbet etmesi, onlara sorular sorup, cevap alması “oyun”u ilginç kılıyor. Bu davranışla herkesin gösterisinin içinde yer almasını sağlıyor. Metin Zakoğlu, gösteriyi izleyen herkesin mutlu bir saat geçirmesini istiyor; ancak herkesi mutlu edemeyeceğini de bilmesi gerekiyor.

Metin Zakoğlu, bende hoşsohbet, insancıl,saygılı bir insan izlenimi uyandırdı. Kendisine başarılar dilerim; ama gösterisini fazla beğenmediğimi, bir kez daha söymeliyim; yoksa kendime haksızlık etmiş olurum.

Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda "Tanımadığım Adamlar " adlı oyunu seyrettim…

Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda “Tanımadığım Adamlar ” adlı oyunu seyrettim…

 

26 Şuat 2011 Cumartesi günü Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda “Tanımadığım Adamlar ” adlı oyunu seyrettim. Biletleri eşim Özlem, benden habersiz günler öncesinden almıştı. Oyunun fiyatlarının tam 45 TL , öğrenci 35 TL olduğunu öğrenince, biraz kızmıştım. Oyunun pahalı olması, o oyunu iyi mi yapıyor, görecektim.

O gün eşimle birlikte, Bulunmaz Tiyatro’da film çekimine katıldık. TV ‘de oynayan “Ezel” dizisinin ne kadar abuk subuk, ne kadar anlamsız bir dizi olduğunu gösteren, bu diziyi tiye alan “Ecel” adlı dizinin çekiminde bulunduk. Çekim bittikten sonra, Ali Poyrazoğlu’nun tiyatrosuna doğru yola çıktık. Tiyatronun yerini bilmediğimizden, yanlış yollara saptık ve oyuna 10 dakika gecikmeyle girebildik. Oyun başlamıştı, hemen oturduk ve oyunu seyretmeye başladık.

Önce oyun ile kısa bilgi vereyim.

Yazan: Aziz Nesin – Ali Poyrazoğlu
Dekor: Altan Erbulak
Yöneten: Ali Poyrazoğlu

Oynayanlar:
Ali Poyrazoğlu
Bülent Kayabaş
Özdemir Çiftçioğlu
Suat Ünaldı
Burak Alkaş
Ümit Kantarcılar
Hüseyin Kara

Oyun, Aziz Nesin’in yazdığı üç öyküden ve Ali Poyrazoğlu’nun yazdığı altı skeçten oluşuyor. Oyun 2 saat ve iki perdeden oluşuyor.

Oyun, aslında müzikal bir müsamere. Oyun içinde oyun şeklinde hazırlanmış bu oyunda, Orostopontopolis adlı bir tımarhanenin yöneticisi Madam Arşaluz, akıl hastalarına yardımcı olmak,biraz iyileşsinler diye bir müsamere tertip ediyor. Bu müsamerenin yöneticisi aynı zamanda hastanenin yöneticisi Madam Arşaluz, oyuncuları da akıl hastaları. Müsamere, psikodrama tekniğiyle hazırlanıyor.

Psikodrama veya drama şu an okullarda ders olarak okutulan ve öğrencilerin anlamakta zorlandığı konuları daha iyi anlamasına yardımcı olan bir araç işlevi görüyor.

Madam Arşaluz’un amacı, akıl hastalarının içine sakladığı veya örttüğü öteki kişilikleri su yüzüne çıkartmak ve onları bunlarla yüzleştirip, iyileşebilmelerini sağlamak.

Oyun interaktif oynanıyor. Madam Arşaluz, sık sık seyircilere laf atıyor. Seyircilerden birini sahneye çıkartıp, onunla bir skeç yapmaya çalışıyor. Sahneye çıkan seyircinin oyuncu olmaması dolayısıyla, ortaya komik görüntüler çıkıyor. Aslında sahneye çıkan bu seyirci, tiyatronun bir oyuncusu ama kimseye bu durum aksettirilmemeye çalışılıyor. Peki, ben nereden biliyorum diye sorarsanız; şuradan biliyorum. Ali Poyrazoğlu’nun Pazar günleri Habertürk’te bir sohbet programı vardır. Bu programda bu seyirciymiş gibi bize gösterilen kişi, bir skeçte oynuyordu. Seyirciyi oynayan kişi, oyun bitiminde sahneye çıkmıyor. Tahminim bunun seyirciler tarafından bilinmesi ve onların da çevrelerine söylemesi, bir sonraki oyunun sürprizini kaçıracak.

Oyunda AKP hükümetine mesajlar verilip, iktidar eleştirilmeye çalışılıyor ama bu pek akıllıca yapılmıyor. Örneğin bir skeçte, kadının daha çok örtünmesi o kadının devlet dairesindeki işinin çabuk bitmesini sağlayacak gibi gösterilmeye çalışılıyor. Ancak bu durum gerçekte böyle mi , değil tabi ki…

Tımarhanedeki hastaların geçmişte yaşadıkları derin problemler, onları akıl hastası yapıyor. Onların geçmişlerindeki yaşadıkları travmalar, bu skeçler üzerinden bizlere aktarılıyor. Bu aktarma çok başarılı değil, çünkü komedi öğesi, dram öğesinin çok ama çok üzerinde. Skeçlerde verilen siyasi mesajlar da çok zorlama duruyor. Ben bir hükümeti eleştireyim de nasıl olursa olsun diye bir düşünce var.

Oyundaki komik öğelerin sayısı azaltılsa, daha çok psikolojik derinliğe inilse, oyun iyileşebilir ama Ali Poyrazoğlu böyle bir oyun yazabilir mi, hayır; çünkü ihtiyacı yok. Koy bol bol komedi öğesi, belden aşağı espriler, seyirciler gülsün ölmekten; koy koy birkaç akılsızca hükümete eleştiri, salon alkışlasın; gelsin paracıklar. Olay bu.

Ali Poyrazoğlu doğru dürüst bir mesaj vermek istiyorsa, önce samimi olmalıdır. Mesaj verirken ölçüyü kaçırırım da başıma bir şey gelirse diye korkuyorsa, hiç mesaj verme işine bulaşmasın; kendisini versin psikolojiye, psikodrama tekniklerine.

Dekorda, oyuncu ve karikatürist Altan Erbulak’ın karikatürleri yer alıyordu.

Sonuçta oyunu beğenmedim; yazık oldu parama. Eşim Özlem, oyunu beğendi. Psikolojide algıda seçicilik diye bir kavram vardır. Wikipedia ‘daki tanım şudur: Kişinin daha önce yaşadığı deneyimlerin, önyargıların, rüyaların ve benzer her türlü duygulanımın o anki algılama düzeyinde etkili olduğunu ifade eder. Bu tanıma göre, bazıları beğenir, bazıları beğenmez. Önemli olan neden beğendiğimizi yada beğenmediğimizi anlatabilmek…

"Tiyatro…Tiyatro…" dergisi Yayın Yönetmeni ve "www.tiyatrodergisi.com.tr" sitesinin sahibi Mustafa Demirkanlı’ya yanıtım…

“Tiyatro…Tiyatro…” dergisi Yayın Yönetmeni ve “http://tiyatrodergisi.com.tr” sitesinin sahibi Mustafa Demirkanlı’nın “(OYUN (يَلْهو / PLAY / GIOCO / играть / παίζω)’nun Sırrı ve Bulunmaz’ın Esnaf Uyanıklığı…” başlıklı yazısı ile “Kazım, Bulunmaz’a Söyleme! O, Anlattıklarını Sahi Sanmaya Devam Etsin…” başlıklı yazılarına yanıtım aşağıdadır.

Mustafa Demirkanlı, “(OYUN (يَلْهو / PLAY / GIOCO / играть / παίζω)’nun Sırrı ve Bulunmaz’ın Esnaf Uyanıklığı…” başlıklı yazısında Hilmi Bulunmaz’ın yönettiği “tiyatroyunblogspot.com” sitesinin izlenirliğini arttırmak için, site başlığında çeşitli dillerde OYUN kelimesini kullandığını ve bu durumun, Hilmi Bulunmaz’ın kendi sitesinin izlenme oranını arttırmak için uyguladığı bir taktik (“esnaf uyanıklığı”) olduğunu söylemiştir.

Google’a “oyun” kelimesi yazanların, yanlışlıkla Hilmi Bulunmaz’ın yönettiği “tiyatroyunblogspot.com” sitesine girdiğini ve böylelikle bu sitenin izlenme oranını, bilerek arttırdığını yazdı.

Ben bu komik iddiaya cevaben bir yazı hazırlayarak, yayınlanması için, Hilmi Bulunmaz’a gönderdim. Hilmi Bulunmaz’ın yönettiği “tiyatroyun.blogspot” da çıkan yazım aşağıdadır:

 


——————————————————-

Yukarıdaki görsel gereç, www.tiyatroyun.blogspot.com sitesiyle ilgili bir belge. Bu belge, “Google Analytics”in bir hizmetidir ve oradan alınmıştır. “Google Analytics”, web sitelerinin izlenme istatistikleriyle ilgili olarak ayrıntılı bilgi verip, bu konuda günlük ve aylık olarak rapor hazırlayan çok önemli bir kuruluştur.

“Google Analytics”in sunduğu raporlarda; “toplam ziyaretçi sayısı”, “en çok aranan kelimeler”, “hangi sitelerden gelindiği” vs. gibi birçok önemli ve ufuk açıcı bilgiler vardır.

Hilmi Bulunmaz’ın sitelerinden biri olan http://www.tiyatroyun.blogspot.com sitesinde “anahtar kelimeler” ile ilgili rapor, yukarıdaki belgede çok net bir biçimde görünmektedir. Bu belgeyi, daha net olarak görebilmek için, bu belgenin üzerine tıklamanız gerekir.

Bu belgenin üzerine tıkladığınızda, 31 Ağustos 2010 itibariyle “en çok izlenen on anahtar kelime” ve “ziyaret sayısı”, çok net olarak karşınıza çıkar:

1 – tiyatroyun………………………………………..187
2 – dündar incesu…………………………………..43
3 – cem düzova……………………………………….41
4 – ikinc bir theope var ömer f. kurhan….35
5 – orhan alkaya’yı devirmek………………….33
6 – bilge emin…………………………………………32
7 – yrd. doç. adnan tönel…………… …………..32
8 – rengin arslan…………………. ………………..30
9 – melih anık……………………………. ………….28
10 – süheyl eğriboz…………….. ………… ……..27

Bu “anahtar kelimeler” yardımıyla Hilmi Bulunmaz’ın yönettiği http://www.tiyatroyun.blogspot.com sitesine ulaşılmıştır. Daha somut ve sizin için “daha inandırıcı” bilgilerine vakıf olmanız için, Hilmi Bulunmaz’ın sürekli olarak vurgulayıp, âdeta slogan hâline getirdiği gibi; “Rakamlarımızı denetlemek isteyenleri, pazar hariç, 08.00-20.00 arası bekliyoruz. Denetime kapalı sitelere güvenmeyin!”

Demirkanlı, kendi sitesi “tiyatrodergisi.com.tr”de, Hilmi Bulunmaz’ın yönettiği http://www.tiyatrooyun.blogspot.com sitesinin üstbaşlığında bulunan OYUN kelimesinin çeşitli dillerde yazılmış versiyonları olduğunu (يَلْهو / PLAY / GIOCO / играть / παίζω) ve bu durumun, Hilmi Bulunmaz’ın kendi sitesinin izlenme oranını arttırmak için uyguladığı bir taktik (“esnaf uyanıklığı”) olduğunu söylemiştir.

Google’da “Oyun” kelimesini hangi dille yazarsanız yazın, ekrana, öncelikle tiyatro siteleri değil, bilgisayar oyunlarıyla ilgili siteler gelir.

Google’a “oyun” kelimesini yazıp, arama yaptığınızda, “yaklaşık 22.000.000 sonuç” gelmektedir. Bu sonuçlardan (belki) 21.564.456 sıradaki Hilmi Bulunmaz’ın yönettiği http://www.tiyatroyun.blogspot.com sitesidir.

Mustafa Demirkanlı’nın anlattığı ve okurlarını inandırmak istediği gibi, Angolalı birinin, “OYUN (يَلْهو / PLAY / GIOCO / играть / παίζω)”u tıklayıp, Hilmi Bulunmaz’ın yönettiği http://www.tiyatroyun.blogspot.com sitesine, yanlışlıkla girip şöyle bir göz ucuyla bile bakması, tamamen komik bir iddia ve ancak hayalgücü gelişmiş insanların uydurabileceği ilginç bir fantazidir.

Mustafa Demirkanlı’nın, “komik bir iddia ve uydurulmuş bir fantazi” içeren bu yazısı da, tıpkı diğer yazıları gibi, üzerinde hiç düşünülmeden yazılmış ilginç ve çok acayip bir yazıdır.

Musfafa Demirkanlı’ya biraz daha dikkatli ve biraz daha insancıl olmasını ve Hilmi Bulunmaz’ın kendisine verdiği bedava “Türkçe, Dil Bilgisi, Ahlâk ve Hayat Bilgisi” derslerini(!) çok büyük bir dikkat ve sıcak bir sevgiyle izlemesini öğütlüyorum.

Başta http://www.tiyatroyun.blogspot.com okurları olmak üzere, bütün Türkiye tiyatrosuna saygılarımı sunarım…
—————————————————-
Yukarıdaki yazım yayınlandıktan sonra, Mustafa Demirkanlı da sitesinde, “Kazım, Bulunmaz’a Söyleme! O, Anlattıklarını Sahi Sanmaya Devam Etsin…” başlıklı yazı yazarak, bana cevap verdi.

Yazısında Google’da Türkçe “oyun” değil de, “oyun” kelimesinin diğer dillerde karşılığı olan (يَلْهو / PLAY / GIOCO / играть / παίζω) kelimeleriyle arama yaptığını ve bazen ilk 10, bazen ilk 30 arama sonucunda “tiyatroyun.blogspot” sitesinin bulunduğunu yazdı. Ancak Mustafa Demirkanlı bu aramayı yaparken “google.com.tr” yi kullandı. Bir İtalyan, bir Rus, bir Arap “google.com.tr” yi kullanmaz. İtalyan “www.google.com/intl/it” yi , rus “http://www.google.ru” yi kullanır. Mustafa Demirkanlı burada teknik bir hata yaptı ve “google.com.tr” den yani Türkiye’den arama yaptı. Doğal olarak da Hilmi Bulunmaz’ın sitesi sonuçlarda çıktı. Kendisi de “kırk yılda fare tutan bir kedi” gibi çok sevindi. Ancak Mustafa Demirkanlı’nın, şimdi bu yazdığımı okuduktan sonra, sevincinin kursağında kalacağını tahmin ediyorum.

Mustafa Demirkanlı yazısında, açıkladığım rapordaki bazı istatistiklere “sitede geçirilen ortalama süre”, “yeni ziyaretler” gibi, dikkat çekti ve bu rakamların okunmaması için, benim özellikle resmi küçülttüğümü söyledi. Buna bayağı güldüm; çünkü isteseydim, o rakamları silerdim ve Mustafa Bey de hiçbir şey anlamazdı, ama bizler hiçbir şeyi silmiyoruz; hatta aleyhimizde olsa bile. Bu kendimize güvenimizi gösteriyor. Kendilerine güveni olmayan insanlar, bir şeyleri silmeye çalışır; değil mi Mustafa Bey ve Yücel Bey. Yücel Bey dediğim kişi için; bakınız, bir önceki yazıma. Eğer Mustafa Demirkanlı kendi sitesinin istatistiklerini “Google Analytics” ile almak isterse, O’ na yardımcı olurum. Böylelikle; bizim yaptığımız gibi, o da göğsünü gere gere raporları açıklar. Biz de Mustafa Demirkanlı’nın yönettiği “sitede geçirilen ortalama süre”, “yeni ziyaretler” gibi istatistikleri öğrenmiş oluruz. Ancak Mustafa Bey’in şimdiye kadar sitesinin istatistiklerini açıkladığını görmedim; açıkladıysa da gözümden kaçmış.

Mustafa Bey, Hilmi Bulunmaz’dan bedava “Türkçe, Dil Bilgisi, Ahlâk ve Hayat Bilgisi” derslerini almakta(!) olup, şimdi de teknik konularda benden ders almaktadır(!), alacaktır da(!)…

Sözün özü, Hilmi Bulunmaz sitesinin izlenirliğini artırmak için sitesinin başına oyun kelimesinin çeşitli dillerde karşılığını koymamış; evrensel düzeyde bir site yapma gayretinde olduğunu dünyaya duyurmak için, bu kelimeleri kullanmıştır. (Örnekse, Hilmi Bulunmaz, özellikle Hindistan’daki tiyatro hareketini, zaman zaman sitesinde duyurur!)

NOT: Mustafa Bey,
Siz, benden, “dürüst olmamı” istiyorsunuz; ancak, ben, sizin yazılarınıza link veriyorum; siz, benim yazılarıma asla link vermiyorsunuz.
Ben, sitemin altına yorum yapılmasına izin veriyorum; siz, asla vermiyorsunuz.
Sizin yaptığınız, dürüst bir davranış mı?
Bari sitenizdeki “Yorum Yaz” kısımlarını kaldırın, o kısımlar fazlalık yaratıyor.
Size cevap verdim. Sıra sizde… Lütfen, çekinmeyin; buyurun!…

Irwin Shaw'un yazıp, Coşkun Büktel'in çevirdiği "Ölüleri Gömün" adlı oyunu izledim ve beğendim.

19 Mayıs 2010 Çarşamba günü, 17. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında oynanan; Irwin Shaw’un yazıp, Coşkun Büktel’in çevirdiği “Ölüleri Gömün” adlı oyunu izledim ve beğendim. Oyunu, Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz, Feridun Çetinkaya ve Özge Ökten’le birlikte izledim. Oyunla ilgili olarak, daha ayrıntılı bir yazı yazacağım.

Tiyatrokare’den "Bu Da Benim Ailem " adlı oyunu seyrettim.

8 Ekim 2009 perşembe günü Profilo Alışveriş Merkezi’nde Tiyatro İstanbul’un sahnesinde Tiyatrokare’nin sunduğu “Bu Da Benim Ailem” adlı oyunu seyrettim. Tiyatro oyun yazarı (en önemli oyunu Theope), senarist ve Türk Tiyatrosu’ndaki omurgasızlıkları korkusuzca eleştiren Coşkun Büktel ‘in daveti üzerine oyunun prömiyerine gittim. Oyunu Coşkun Büktel ve Bulunmaz Tiyatro sahibi, yönetmeni, yazar, şair ve Türk Tiyatrosu’ndaki yanlışlıkları acımasızca eleştiren Hilmi Bulunmaz ile seyrettim.

Bu_da_benim_ailem_2

Bu_da_benim_ailem_3

Yazan: Sandberg+Firner
Çeviren: Hale Kuntay
Uyarlayan ve Yöneten: Nedim Saban

Dekor:Zuhal Soy
Kostüm: Esin Arıcan

Oyuncular
Metin Serezli
Suna Keskin
Oya İnci
Hülya Karakaş
Soydan Soydaş
Sinemis Candemir

Oyun evliliklerinde çeşitli sorunlar yaşayan Selim ve Süeda Soy çiftinin etrafında gelişiyor. Çift oğullarını evlendirmek isterler. Evlendirmek istedikleri kızın ve annesiyle yaşadıkları olaylar sonucu kendi evlilikleri bitme noktasına gelir. Oyun bir salon komedisidir. Sabun köpüğü gibi oyundur. Hayatlarında hiç tiyatroya gitmemiş insanlar için tiyatroya iyi bir başlangıç olabilir. Ancak tiyatroya sık gidenlerin bu oyuna gitmeleri zaman kaybından başka bir şey değildir. Tüm oyuncuların performansı çok iyi, ancak dünyanın en iyi oyuncusu bile zayıf bir oyunu kurtaramaz ki…

Oyunun yönetmeni Nedim Saban tüm davetlileri kapıda tek tek nazikçe karşılayıp, elini sıktı. Oyunun sonunda bir konuşma yapıp, oyunda emeği geçenleri sahneye davet edip, teşekkür etti. Ben de Nedim Saban’a teşekkür eder, bu güzel (!) oyunla TC. Kültür Bakanlığı’ndan maddi katkı almasından dolayı teşekkür ederim.

Etiket Bulutu