Yaptıklarım, okuduklarım, seyrettiklerim, dinlediklerim, gezdiklerim …

Archive for the ‘Uncategorized’ Category

Bir kontrabas, bir kontrabasçı…İşte "Kontrabas" oyunu!

10 Nisan Cuma günü, Devlet Tiyatroları Şişli Cevahir Sahnesi’nde sergilenen “Kontrabas” adlı oyunu seyrettim.

Arkadaşım Zeynep Kesdoğan toplu e-posta atıp, beni ve arkadaşlarımı oyuna davet etti. Ben ve benim gibi daveti kabul edenlerin biletlerini Internet’ten satın aldı.

18:00’de işten çıktıktan sonra, Şişli’ye metro ile gitmek istedim ve yürüyerek 1.Levent metro istasyonuna ulaştım. Metroda trenin gelmesini beklerken, arkadaşım Feridun Çetinkaya’yı gördüm. Kendisi bir tiyatro oyuncusu olup, http://tiyatrofanzini.blogspot.com/ sitesinin de sahibidir. Sitesinde tiyatroyla ilgili yazılar yazıyor. Kendisiyle tiyatrodan, tiyatrodaki bozulmalardan, çarpıklıklardan, Türk tiyatrosuna musallat olmuş yayıncılardan konuştuk. Ben Şişli’de inerken, O metroyla yoluna devam ediyordu.

Şişli Cevahir Alışveriş Merkezi’nde arkadaşlarla buluşup, sohbet ettik. Sekize on dakika kala koltuklarımıza oturduk.

Oyun tek perde ve bir saat. Oyunla ilgili bilgiler vereyim.

Yazan: Patrick Süskind
Dekor Tasarımı: Ethem İzzet Özbora
Türkçesi: Hale Kuntay
Reji: Metin Belgin
Kostüm Tasarımı: Serpil Tezcan
Işık Tasarımı: Yakup Çartık

Oyuncu:
Metin Belgin

Oyun yazarı Patrick Süskind günümüz alman edebiyatının en saygın yazarlarından biri olarak kabul edilmekte olup, vikipedia’ dan aldığım bilgi aşağıdadır:

Patrick Süskind (d. 26 Mart 1949 – ), Alman, roman, senaryo ve radyo oyunu yazarı.

Almanya’nın Bavyera eyaleti sınırları içinde kalan Münih’in 30 km güneyindeki Starnberger Gölü kıyısında, Ambach’ta dünyaya geldi. Babası Wilhelm Emanuel Süskind de bir yazardı.

Patrick Süskind, lise olgunluk sınavının ardından sivil olarak askerlik hizmetini yerine getirdikten sonra 1968-1974 yılları arasında, yine babası gibi, üniversitede tarih eğitimi aldı. Münih Üniversitesi’nde ortaçağ ve modern çağ tarihi öğrenimi gördü. Tarih eğitimini Magister bitirme sınavı ile tamamladı. Üniversite yıllarında düzyazılar ve senaryolar yazmaya başladı, ancak bunlar bügüne kadar hiç yayınlanmadı.

Üniversite eğitiminin ardından gittiği Fransa Aix-en Provence’de Fransızcaya ve Fransız kültürüne ilişkin bilgisini arttırdı.

Patrick Süskind, babası gibi, serbest yazar olarak çalişmakta, yazı işleri ve düzeltmenlik yapmakta, roman, kısa hikâyeler ve televizyon senaryoları yazmaktadır.

Süskind’in kitapları yirmiden fazla dile çevrilmiştir, ve birçok kez sinema ve televizyona uyarlanmıştır. Yine kendisinin elinden çıkan kısa ve alaycı bir biyografisinin dişında hakkında pek az bilgi vardır. İnsan içine çıkmaktan hoşlanmayan Patrick Süskind, Münih, Paris ve güney Fransa’da Montolieu’da yaşamaktadır. Süskind, kendisine verilen edebiyat ödüllerini dahi almamakta ve reddetmektedir.

Patrick Süskind, 1981 tarihli bir monolog olan “Der Kontrabass” (Kontrabas) adlı oyununun Münih Cuvilliee tiyatrosunda sahneye konulması ile meslek hayatının ilk büyük çıkışını yaşadı. “Der Kontrabass” 1985 yılında Tevfik Turan tarafından dilimize çevrildi ve Can Yayınları tarafından yayınlandı.

1985 tarihli “Das Parfum” adlı ilk romanı ile Süskind dünya çapında şöhrete kavuştu ve Almanca konuşulan ülkeler İsviçre, Avusturya ve Almanya’nın en önemli çağdaş yazarlarından biri oldu. “Das Parfum” 1987 yılında “Koku” adıyla Tevfik Turan tarafından dilimize çevrilerek Can Yayınları tarafından yayınlandı. “Das Parfum” bir “çok satan” olduğu gibi aynı zamanda yazarı henüz hayatta olmasına rağmen klasikleşerek “uzun satanlar” arasındaki yerini de aldı. 100 bin adet olarak basılan “Das Parfum”‘ün ilk Almanca baskısı birkaç hafta içerisinde tükendi ve roman tam dokuz yıl boyunca Almanya’nın önemli dergilerinden biri olan Der Spiegel’in çok satanlar listesinde yer aldı. Bugüne kadar 33 ayrı dile çevrilen “Das Parfum” tüm dünyada tam sekiz milyon adet satılmıştır. Yine Alman yönetmen Tom Tykwer tarafından sinemaya uyarlanarak 14 Eylül 2006 tarihinde Almanya’da gösterime girmiştir.

Süskind’in diğer eserleri ise şunlardır:

“Die Taube”(roman)- Güvercin 1981,
“Die Geschichte vom Herrn Sommer”(roman)- Yaz Bey’in Hikayesi 1991,
Monaco France (senaryo) 1982,
Kir Royal(senaryo)1986

Oyunda bir kontrabas sanatçısı görüyoruz. Sahnesin ortasında duran bir kontrabas oyunun iskeletini oluşturuyor. Bir devlet senfoni orkestrasında memur olan kontrabasçı, kontrabas üzerinden hayatı yorumluyor. Hayatımızdaki çelişkilerden, hiyerarşik yapıdan, şiddetten, cinsellikten bahsederken kontrabası baz alıyor.

Kontrabasçı, ilkin kontrabası çok sevdiği için çalıyor, zamanla para için çalmaya başlıyor ve bu onun hayatında çözülmesi olanaksız bir ikilem yaratıyor. Kontrabası hem çok seviyor, hem de ondan ölesiye nefret ediyor. Onu bir kadına benzetiyor, sanki onunla sanki sevişiyor. Kendisi bir devlet kurumunda müzik yaptığı halde, kurumunu acımasızca eleştirebiliyor.

Metin Belgin’in performansı iyi. Oyunda sık sık bira içilmesi hoş değil. Salonu alkol kokuları kaplarken, sahnede yanan tütsülerin varlık nedeni de anlaşılıyor.

Oyunda Johannes Brahms‘ın “2. Senfonisi” ve Franz_Schubert‘ in “Alabalık Beşlisi” adlı eserleri çalınıyor. Kontrabas çalgısı üzerine de bir takım bilgiler veriliyor.

Oyunu fena bulmadım. Oyunu tüm arkadaşlarım beğendi. Arkadaşlarımdan en çok beğenen Mustafa Cemil olup, kendisi yazar ve müzisyen olup, oyunda kendisinden çok şeyler bulduğunu söyledi. Bu oyunu herkesin ama bilhassa müzik ile uğraşanların seyretmesini kuvvetle tavsiye ederim.

"V for Vendetta" adlı filmi seyrettim

09 Nisan Perşembe günü, Yeni Rüya Sineması’nda İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilen “V for Vendetta” adlı filmi seyrettim.

Her yıl İstanbul Film Festivali başlayınca, içimi bir sevinç kaplar. Değişik, ilginç, çoğunlukla sinemalarda gösterilmeyen filmler olduğu için, festival filmleri hep dikkatimi çekmiştir. Bu yıl da, bir kaç filme gitmek istiyordum. Festival kitapçığını alıp, filmleri incelemeye başladım. “V For Vendetta” adını görünce şaşırdım; çünkü bu filmin sinemalarda gösterildiğini ve büyük hasılatlar yaptığını hatırlıyordum. Festival filmleri deyince, daha çok adı duyulmamış, gözden uzak filmler aklıma geliyordu. Bu filmi görünce izlemeye karar verdim. Biletimi bir hafta önce aldım.

Akşam sekiz civarı, tenis kursundan çıktıktan sonra, eve gidip üstümü değiştirdim. Aceleyle evden çıkıp, Taksim’e gittim. Yine aceleyle yemeğimi yiyip, Yeni Rüya Sineması’na gittim. Yeni Rüya Sineması’nın eski adı Rüya Sineması olup, kırmızı noktalı filmler gösterilirdi. Bir kaç ay önce sinema adını değiştirip , o tür filmler gösterilmemeye başlandı. Benim de bu, o sinemaya ilk gidişimdi. Çayımı alıp, koltuğuma oturdum.

Film başladı ve bitti. Saatime bir an olsun bakıp, “saat kaç acaba” bile demedim. Genelde her türlü gösteride, az da olsa sıkılıp, saatime bakarım. Ancak bu filmde böyle bir şey olmadı.

Film ile ilgili bilgiler vereyim.

Natalie Portman … Evey
Hugo Weaving … V
Stephen Rea … Inspector Finch
Stephen Fry … Deitrich
John Hurt … Adam Sutler
Tim Pigott-Smith … Creedy
Rupert Graves … Dominic
Roger Allam … Lewis Prothero
Ben Miles … Dascomb
Sinéad Cusack … Delia Surridge
Natasha Wightman … Valerie
John Standing … Lilliman
Eddie Marsan … Etheridge
Clive Ashborn … Guy Fawkes
Emma Field-Rayner … Guy Fawkes Lover (as Emma Field Rayner)

Filmin kısaca konusundan bahsedeyim.
İngiltere totaliter bir rejimle yönetiliyor. Geçmişte çok büyük terörist bir saldırıdan sonra ( yaklaşık 80.000 ölü) insanlardaki korunma, yaşama içgüdüsünü kullanıp, iktidara gelen ve ülkeyi demir yumrukla yöneten bir başkan var.

Bu totaliter rejime karşı koymayı hayatı pahasına amaçlayan V adlı biri var. V bir anarşist, ancak kendisi hakkında çok şey bilmiyoruz. Bir hapishanede, biyolojik silahlar için üretilmiş virüslerle yapılan deneylerde kobay olarak kullanılmıştır.

V, Evey ile tanışır ve kafasındaki müthiş planını uygulama sokar. Kafasındaki plan o kadar müthiş ki, filmin son dakikalarına kadar planın nasıl neticeleneceğini bilmeyiz. V, her zaman bir “Guy Fawkes” maskesi takar. Guy Fawkes, İngiltere tarihinde önemli bir şahsiyettir. Kendisi 5 Kasım 1605’de İngiltere parlamento binasını uçurmak ister; ancak yakalanır ve idam edilir. V , Guy Fawkes’dan ilham alır. O’nun yapmak istediği ancak başaramadığı şeyi yapmak ister. Tarih olarak da 5 Kasımı seçer.

V’nin gerçek yüzünü yani V’yi oynayan Hugo Weaving’in yüzünü hiç görmediğimiz halde ses tonunun o müthiş ahengi çok başarılı. Natalie Portman da çok başarılı bir performans sunuyor.

Filmde totaliter bir rejimde yaşamanın nasıl korkunç bir şey olduğunu, iktidarı eleştirenlerin hapishanelerde nasıl işkencelerden geçirildiğini görüyoruz. Böyle bir ortamda iktidarı devirmek isteyen V, ilginç bir kişiliktir. Bir canavar, bir cellat, acımasız bir katil olabileceği gibi bir romantik, bir aşık da olabiliyor.

“V for Vendetta” aslında bir çizgi romandan sinemaya uyarlandı. Bol efektli, temposu hızlı, sürprizlerle dolu bir film. Herkesin bu filmi seyrettikten sonra aklında çok şey kalacağını biliyorum. Bu filmin DVD’ sini alıp, bir kez daha seyretmeyi düşünüyorum; çünkü V’nin kurduğu cümlelerin derin anlamları var. Filmin bir kaç defa izlenilmesinde fayda var. İnternet’ten araştırdığım kadarıyla senaryo yazarının V’nin cümleri için özel çaba harcadığını, cümlelerindeki ses uyumu üzerinde çok durduğunu, V harflerini bolca kullandığı gibi sonuçlara ulaştım. Ben filmi çok beğendim ve bu filmin herkesin film arşivinde olmasını tavsiye ederim.

Bertold Brecht’in "Cesaret Ana ve Çocukları" adlı oyununu seyrettim.

25 Mart 2009 Çarşamba günü Semaver Kumpanya tarafından sahnelenen Bertold Brecht‘in “Cesaret Ana ve Çocukları” adlı oyununu Akatlar Kültür Merkezi Melih Cevdet Anday sahnesinde seyrettim.


Oyunla ilgili bilgi vereyim.

Yazan: Bertolt Brecht
Müzik: Paul Dessau
Çeviri ve Dramaturji: Yavuz Pekman
Yöneten: Işıl Kasapoğlu
Sahne ve Işık Tasarımı: Cem Yılmazer
Kostüm Tasarımı: Aslı Ataeven
Müzik Direktörü: Yaprak Sandalcı
Asistanlar: Eda Çatalçam ve Gülin Kılıçay

Oyuncular:

Ahmet Kaynak, Burcu Doğan, Bülent Çolak, Nadir Sarıbacak, Öyküm Elif Erdoğan, Özlem Durmaz, Sarp Aydınoğlu, Serkan Keskin, Tansu Biçer, Tilbe Saran, Ümit İlban

Oyun iki saat ve iki perde.

Oyun Cesaret Ana lakaplı bir kadının savaş ortamındaki yaşam savaşını anlatıyor. Oyun tarihte Otuz Yıl Savaşları diye anılan savaşta geçiyor. Cesaret Ana arabasıyla savaş malzemeleri satıyor; yanında iki oğlu ve sağır bir kızıyla. Oğullarını savaşa göndermek istemezse de bunu başaramıyor, iki oğlu da asker oluyor. Cesaret Ana bir yandan savaştan para kazanıyor; bir yandan da oğullarının savaştan sağ salim çıkmasını umuyor.

Savaş protestanlarla katolikler arası bir din savaşı. Cesaret Ana savaşta bir katolik görünüyor, bir protestan görünüyor. Savaş nerede ise Cesaret Ana da orada; arabasıyla ordunun arkasından gidiyor hep.
Para kazanmak için gerekli her türlü zeka var; Cesaret Ana’ da, ancak bu zekası çocukları için faydalı olamıyor.

Oyun savaşın acımasızlığını, savaştan en çok etkilenlerin köylü, masum insanlar olduğunu vurguluyor.

Oyunun sahne tasarımı akıllıca yapılmış; Cesaret Ana’nın arabası devamlı çember çizerek ilerliyor.

Oyuncuların performansları iyi, ancak oyun tamamen Cesaret Ana etrafında dönüyor. Bundan dolayı Cesaret Ana karakteri ana karakter ve çok baskın durumda. Cesaret Ana’yı oynayan Tilbe Saran’ın üstün performansı diğer oyuncuları biraz gölgeliyor.

Oyunda en çok etkilendiğim sahne, Cesaret Ana’nın sağır kızının masum köylüleri kurtarmak için kendini feda ettiği sahne. Bu sahnede bir çok izleyicinin gözlerinden yaşlar aktığını gördüm.

Oyunda yer yer şarkılar söyleniyor, ancak oyuncuların şarkı söyleme performansları çok da iyi değil.

Oyunu çok beğendim; bu oyunu herkese tavsiye ederken, savaşsız bir dünya diliyorum.

"Albay Kuş" adlı oyunu seyrettim…

20 Mart 2009 Cuma günü Tiyatroadam tarafından sahnelenen “Albay Kuş” adlı oyunu Akatlar Kültür Merkezi Melih Cevdet Anday sahnesinde seyrettim.

Oyun ile ilgili bilgiler veriyorum.

Yazan: Hristo Boytchev
Çeviren: Nihal Geyran Koldaş
Yöneten: Murat Karasu
Sahne Tasarımı: Başak Özdoğan Pirim
Işık Tasarımı: Mete Ünver
Süpervizör: Serdar Akar

Oynayanlar:

Ali Kil
Deniz Özmen
Burak Dur
Aşkın Şenol
Ayça Aykut
Sarp Akkaya
Fatih Koyunoğlu
Ferit Kaya

Oyun iki saat ve iki perde.

Oyun savaş sırasında Balkanlardaki eski bir manastırda geçiyor. Manastır olmuş hastane, hastanenin sakinleri deliler. Bu hastaneye gelen doktor da biraz çılgın olunca, oluyor işler arap saçı. Delilerin her biri farklı bir milletten. Aralarındaki uyum, birbirlerine yardımcı olmalarındaki gayretlik ve hedeflerine gerçekleştirmek için gösterdikleri trajikomik çabalar insanı hem güldürüyor, hem de düşündürüyor.

Oyuncuların performansları çok iyi, bilhassa çingeneyi oynayan Fatih Koyunoğlu’ nun performansını çok beğendim.

Bu sezon bir çok oyun seyrettim. Seyrettiklerim arasında en iyi oyun, bu oyun.

Herkesin bu oyunu seyretmesini kuvvetle tavsiye ederim.

Kâzım Şimşek, Homeros’un İlyada’sından bir kesit sunup, tartışmaya açıyor…

"Vişne Bahçesi" adlı oyunu seyrettim.

04.03.2009 Çarşamba 20:30′ da Şehir Tiyatroları Fatih Reşat Nuri Sahnesi’ nde sergilenen Anton Çehov’ un “Vişne Bahçesi” adlı oyunu seyrettim.

Oyun ile ilgili bilgiler veriyorum.

Yazan: Anton Çehov
Çeviren: Belgi Paksoy
Yönetmen: Ali Taygun

Oynayanlar:
Jülide Kural
Ceysu Aygen
Zeynep Özyağcılar
Salih Sarıkaya
Yıldıray Şahinler
Tolga Yeter
Ali Taygun
Dinçer Çekmez
Süeda Çil
Tankut Yıldız
Funda Köseoğlu
Metin Çoban

Oyun iki perdelik ve süresi 2 saate yakın.

Oyunda Paris’ te yaşayan bir Rus ailesinin Rusya’daki eski evlerine dönmeleri ve burada yaşadıkları zorluklar anlatılıyor.

Oyunu hiç beğenmedim. Oyun sıkıcıydı, çok durağandı, heyecan yoktu. Oyuncuların performansı vasattı. Sadece Zeynep Özyağcılar’ ın performansını beğendim. İzleyiciler arasında uyuyanlar vardı. 2. Perde başladığında bir çok koltuğun boşalmış olduğunu gördüm. Oyun sonundaki alkış sesleri cılızdı.

Oyunu tavsiye etmiyorum. Kötü bir oyun nasıl olura güzel bir örnek…

"Rahat Yaşamaya Övgü (Brecht Kabare) " adlı oyunu seyrettim…

Tiyatro Pera’ da Emine Yalçın arkadaşımla 2009 Ocak ayı içinde “Rahat Yaşamaya Övgü (Brecht Kabare)” adlı oyunu seyrettim.

Oyun Bertolt Brecht’in “Schweyk İkinci Dünya Savaşı’nda”, “Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı” ve “Üç Kuruşluk Opera” oyunlarından ve “Faşizm Üzerine Yazılar”ından Nesrin Kazankaya tarafından uyarlanıp, yönetilmiştir.

Oyun ile bilgiler veriyorum.

Bertolt Brecht’in metinlerinden uyarlayan ve yöneten: Nesrin Kazankaya

Çeviren: Yücel Erten-Nesrin Kazankaya

Dramaturgi: Şafak Eruyar

Müzik Yönetmeni: Ahmet Kara

Vokal Yönetmeni: Ezgi Kasapoğlu

Dans Düzeni: Erdinç Anaz

Dekor: Vecdi Sayar

Kostüm: Nilüfer Moayeri

Işık: Yüksel Aymaz

Yön. Yrd: Zeynep Özden

Oynayanlar:

Levend Öktem

Başak Meşe

Erdinç Anaz

Volkan Aktan

Zeynep Özden

Ezgi Kasapoğlu

İlker Yiğen

Linda Çandır

Orkestra

Piyano: Ezgi Kasapoğlu

Gitar: Ozan Bayraşa

Bas Gitar: İzi Eli

Klarinet-Saksafon: Hasan Dağlar

Davul: Zafer Oğuz

Oyun iki perdelik ve süresi iki saat.

Oyun müzikal olarak hazırlanmış. Oyunda savaşa karşıtlık, faşizmin yükselmesi gibi konular var. “Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı” adı oyunda Arturo Ui’nin yükselişi ile Hitler’ in yükselişi paralel anlatılıyor. İzleyici oyunda olduğunu hiçbir zaman unutmuyor.

Oyundaki orkestra oyunculardan biriydi. Orkestra ile oyuncuların uyumu iyiydi.

Oyuncuların performansını genelde beğendim. Ancak Levent Öktem oyunda bir çok kelimeyi karıştırdı, unuttu.

Oyunu beğendim. Tavsiye ederim.

"Tersine Dünya" adlı oyunu seyrettim…

Aydan Seylan arkadaşımla Ocak ayı içinde, Bakırköy Belediye Tiyatro’ sunda sergilenen Orhan Kemal’ in “Tersine Dünya” adlı oyunu seyrettim.

Oyun ile bilgiler veriyorum.

YAZAN: ORHAN KEMAL
YÖNETEN: TURGAY KANTÜRK
UYARLAYAN: MUSTAFA GÜLTEKİN
MÜZİK: TOLGA ÇEBİ
DEKOR: AYÇIN TAR
KOSTÜM: GÖNÜL SİPAHİOĞLU
IŞIK: MURAT İPEK
KOREOGRAFİ: PINAR ATAER
ŞARKI SÖZLERİ: TURGAY KANTÜRK-EMRAH EREN
YARDIMCI YÖNETMEN: EMRAH EREN
PERKÜSYON UYGULAMA: TOLGA ÜNALAN
TONMAISTER: BORA NAKİPOĞLU
DEKOR REALİZASYON: ÖZÜDOĞRU CİCİ
REJİ ASİSTANLARI: GÜLCE UĞURLU, DOĞACAN TAŞPINAR, FÜRUZAN AYDIN

ROL DAĞILIMI

BİTİRİM LEYLA: GÜL ONAT
SÜLEYMAN: LEVENT TÜLEK
SARI LEMAN: NURHAYAT ATASOY
MUHASEBECİ HAYRİYE: DİDEM GERMEN
PALABIYIK HASAN: MERT ASUTAY
BEKÇİ LEMAN-PATRON: ÖZDEN ÇİFTÇİ(DT’nın izniyle)
BEKÇİ FETHİYE- BAŞGARDİYAN: ZEYNO ERACAR
KOMİSER AYTEN-NİGAR: GÜLCE UĞURLU
BAKKAL NURİYE: ESRA PAMUKÇU
CEMAL: ALİCAN YÜCESOY
İBO: ALİ RIZA KUBİLAY
BABA: MUHSİN KURTARAN
FİLİZ: TUĞÇE KILTAÇ
KES AYŞE-BEKÇİ ZALHA: FÜRUZAN AYDIN
BİÇ AYŞE: YELDA BASKIN
BEKÇİ I-SAPIK FERİDE: GÖZDE AYAR
BEKÇİ II: G. ZEYNEP GÖNÜLŞEN
GARDİYAN: ŞİRİN Ç.TAŞPINAR
ÇAYCI NURAN: GÜLRU PEKDEMİR
UVERTÜR MUZAFFER: ÖNDER BULUT
SARHOŞ GARSON :DOĞACAN TAŞPINAR
SÜNEPE TAHSİN :MEHMET RIZA LEKİ
BAMYA ZEKERİYA :TUGAY MERCAN
GENÇ ADAM: MUHAMMET ÇAKIR
MAHALLELİ/MAHKUMLAR/İŞÇİLER/SERMAYELER: FÜRUZAN AYDIN,YELDA BASKIN,ÖNDER BULUT,MUHAMMET ÇAKIR ,GÖRKEM ZEYNEP GÖNÜLŞEN,TUĞÇE KILTAÇ,ALİ RIZA KUBİLAY,MEHMET RIZA LEKİ,TUGAY MERCAN, GÜLRU PEKDEMİR, DOĞACAN TAŞPINAR,ŞİRİN ÇAĞLAR TAŞPINAR, GÖZDE AYAR

Oyunda erkek ve kadın rollerinin değiştiği bir dünya var. Kadınlar erkek gibi giyinip, erkek gibi davranıyorlar. Erkekler de tersi.

Oyunu hiç beğenmedim. Oyunculardan sadece Mesut Asutay’ ı beğendim. O’ nun dışındakilerde hiç bir heyecan yoktu. Oyunu kimseye tavsiye etmiyorum. Oyun ile ilgili fazla bir şey yazmak da istemiyorum.

"Testosteron" adlı oyunu seyrettim…

02 Ocak 2009 Cuma günü 20:30′ da Oyun Atölyesi’ nde “Testosteron” adlı oyunu seyrettim. Oyun ile ilgili bilgileri veriyorum.

Yazan :Andrzej Saramonowicz

Çeviren :Neşe Taluy Yüce

Yöneten :Kemal Aydoğan

Sahne Tasarımı :Bengi Günay

Müzik :Tolga Çebi

Işık Tasarımı :İrfan Varlı

Yönetmen Asistanları :Toğan Şerif Önay, Gözde Kırgız

Oynayanlar

Stavros :Metin Coşkun

Kornel :Fırat Tanış

Fistach :Emre Karayel

Robal :İnan Ulaş Torun

Tretyn :Mert Fırat

Janis :Timur Acar

Tytus :Tuna Kırlı

Oyunun gösteriminden bir hafta önce, Hilmi Bulunmaz beni arayarak; Testosteron adlı bir oyunu seyredeceklerini; istersem benim de gelebileceğimi söyledi. Ben de oyunu seyretmek istediğimi söyledim.

Oyunu Hilmi Bulunmaz, Coşkun Büktel, Cemal Bulunmaz ve Bulunmaz Tiyatro oyuncusu Emine Yalçın ile seyrettik.

Oyun iki perdelik, süresi 2.5 saate yakın.

Bir düğün günü, gelinin yabancı bir adamı öpmesi, damat ve etrafındaki insanların bu adamı dövüp, bir bara getirmesiyle başlıyor. Oyundaki kişiler birbirleriyle devamlı didişir ve devamlı anılarını anlatır. Kadınların erkeklerle olan ilişkileri, erkeklerin davranışlarının vücutlarındaki testosteron hormonundan dolayı nasıl etkilendiği eğlenceli bir dille anlatılır.

Oyunda argo sözler, küfürler bolca vardı. Oyunun afişinde oyun cinsellik öğeleri barındırdığı için 18 yaşından küçükler için sakıncalı olabilir diye not düşülmüş. Erkeklerin kendi aralarında konuştuğu, kadınların böyle sohbetlere dahil edilmediği bir ortamda, bayan seyircilerin erkeklerden daha fazla gülmesini normal karşılamak gerekir.

Tiyatronun fuaye alanında oyunun kitabını görünce iki adet aldım. Kitap Mitos Boyut’ tan aceleyle çıkmış bir görünüm arz ediyordu. Herhalde Mitos Boyut, hazır oyun sahnelenirken, bu oyunu da basalım, diye düşündü. Ancak kitabı basarken mürekkebi az kullanmışlar, çünkü yazılar silik. Mürekkeplerini diğer eserlere saklamışlar. Mitos Boyut’ tan kaliteli bir baskı beklemek hayal ve hep hayal olacak…

Oyunu okudum. Kitaptaki oyun 3 perdelik, izlediğim oyun ise 2 perdelik. Yönetmen bir perdeyi olduğu gibi kesmiş; acaba niye kesmiş diye düşünürken aklıma şu geldi: Oyuncular bir an evvel evlerine gitsinler de dinlensinler; çünkü sahnede çok yoruldular.

Temposu hızlı, esprilerin arka arkaya geldiği, bu eğlencelik oyunu tavsiye ederim. Oyunun yazarı da bu oyunu salt eğlence için yazdığı başka bir amacı olmadığını söyler.

Bu yazıyı oyunu seyrettikten iki ay sonra yazıyorum. Aklımda neler kaldığını düşünüyorum da fazla bir şey kalmamış. Sadece çok güldüğümü hatırlıyorum o kadar …

Ressam Rüksan Şimşek’den resim çalışması…

Ressam, stilist, ahşap tasarımcısı, heykeltraş, takı tasarımcısı gibi on parmağında on marifet olan halam Rüksan Şimşek kendi yaptığı bir tabloya ek yapıyor.

10 Aralık 2008 salı günü kurban bayramında halamı ziyaret ettim. Kendisi Büyük Çekmece’de oturduğundan çok sık gidemiyorum; ancak bayramdan bayrama gidebiliyorum. Bu bayram da iki saate yakın bir yolculuktan sonra Beşiktaş’tan Büyük Çekmece’ye gittim.

Evde kuzenim Ferman Keçilli, kız arkadaşı Canan ve kuzenimin arkadaşı Alper vardı. Alper bizim aile dostumuz olup; kuzenim Ferman ile bir ara beraber çalışmışlardı. Alper halamın yaptığı tabloları inceliyordu; sonunda şöyle dedi: “Rüksan abla! Hani nerde benim resmim” dedi. Halam da “istediğini seç” dedi. Alper bir yelkenlinin olduğu tabloyu seçti ve “Buna bir Ay yapsak, iyi olur” dedi. Halam da Ay’ı bir çırpıda ekledi. Bu çalışmayı da kaydetmek bana düştü.

Tablonun Ay olmadan önceki hali:

Tablonun Ay eklendikten sonraki hali:

Alper hem halamın yaptığı güzel yemeklerden yedi; hem de bir tabloyla evine döndü. Aramızdaki en şanslı insan oydu. Ben ve Ferman da “Hani bize! deyip”, halama yelkenli içeren tablo siparişleri verdik. Kısa zaman içinde halamın bitireceğini düşündüğüm tabloyu evime asacağım.