7-8 Kasım 2009 tarihleri arasında Abant -Yedigöller gezi turuna katıldım.
Yedigöller from Kazim Simsek on Vimeo.
7-8 Kasım 2009 tarihleri arasında Abant -Yedigöller gezi turuna katıldım.
Yedigöller from Kazim Simsek on Vimeo.
7-8 Kasım 2009 tarihleri arasında katıldığım Abant – Yedigöller gezi turunda Güzeldere Şelalesi’ne uğradık.
Güzeldere Şelalesi from Kazim Simsek on Vimeo.
Güneş ışınlarının üzerine vurduğu altın sarısı yaprakların, etrafımızı sardığı Abant Gölü, Efteni Gölü, Güzeldere Şelalesi, Yedigöller (Nazlıgöl, Büyükgöl, Kurugöl, Deringöl, Sazlıgöl, Seringöl, İncegöl) bölgesini gezmeye doyamadım. Altın sarısı ve yeşilin iç içe olduğu içinde bulunduğumuz bu sonbahar mevsimi, bu bölgeleri gezmek için güzel bir fırsat oluşturuyor. Geziyle ilgili ayrıntılı bir yazı yazacağım. Şimdilik bu kadar …
28 Ekim 2009 perşembe günü Pera Müzesi‘ndeki “Chagall” sergisini gördüm. 28 Ekim günü yarım gün mesaimiz vardı. Öğleden sonra işten ayrıldım. Arkadaşım Özlem Moran Taksim’de bir sergi olduğunu gelip, gelemeyeceğimi sordu. Ben de “gelirim” dedim ve Taksim’de buluşup, serginin olduğu Pera Müzesi’ne gittik. Pera müzesine bu ilk gidişimdi. Pera Müzesi, İstiklal Caddesi’nde Odakule’nin olduğu yere yakın bir yerdedir.
Chagall‘ın adını daha evvel duymuştum; ancak çok ayrıntılı bir bilgiye sahip değildim. Neyle karşılaşacağımı bilmeden; müzeye girip, kişi başı 7 TL.lik biletlerimizi aldıktan sonra asansörle binanın 5. katına çıkıp, sergiyi gezmeye başladık. Sergi binanın 5.4. ve 3. katını kapsıyor. 2. katında daimi bir sergi olan “Düşlerin Kenti: İstanbul” sergisi ve 1. katta yine daimi bir sergi olan “Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri” ve “Kütahya Çini ve Seramikleri” sergileri vardı.
Aşağıdaki metin müzeden aldığım Chagall’in broşüründe yazılıdır.
“20. yüzyılın öncü sanatçılarından Marc Chagall 160 yapıttan oluşan seçkisiyle Pera müzesine konuk oluyor.
Sergi sanatçının özyaşam öyküsel desenleriyle beraber Kutsal kitap illüstrasyonları, La Fontain’den Masallar ‘ı ve Gogol’ün Ölü Canlar‘ı gibi edebi eserleri bir araya getiriyor.
Yaşam ve ve aşk temalı bu sergi sanatseverleri; kemancılarla, çiçeklerle, mutlulukla öten horozlarla, bazen tepeteklak bir dünyada Vitebsk’iyle, Bellası’yla, Chagall’in şiirselliğini ve büyüleyici dünyasını keşfetmeye davet ediyor.”

Serginin başlığı “Chagall Yaşam ve Aşk: Baskı, Desen ve Resimler” dir. Ressam, grafiker, illüstrasyon sanatçısı, heykeltraş, cam boyama ve seramik sanatçısı Marc Chagall’in sergideki yapıtlarını izlerken, Chagall’ı tanıma fırsatı buluyordum. Sergide yapıtlarının yanında o yapıtla ilgili ayrıntılı bilgi varken, aynı zamanda sanatçının yaşam öyküsü de anlatılıyordu. Chagall’in Pablo Picasso’un iyi bir arkadaşı olduğunu ve birbirlerini etkilediklerini öğrenmiş oldum ancak etkilenen daha çok Picasso olmuş. Bir ara İstanbul’ da Büyükada’da yaşadığını da öğrendim.
Yapıtlarda mutluluğun, sevginin, aşkın izleri vardı. Çokça gördüğüm yapıtlarındaki uçan insanlar bana özgürlüğü hatırlattı. Alet kullanmadan sadece kollarımızla kuşlar gibi uçmak; bende aşırı bir özgürlük duygusu uyandırıyor. Sanatçının yapıtlarına dikkatle baktığımızda bir çok şey keşfediyoruz. Sanatçı da güzelliğin ayrıntılarda olduğunu biliyor gibi. Doğduğu Vitebsk adlı yahudi köyü O’nda derin iz birakmıştır. Yahudi kültüründen ve köy yaşantısından motifleri resimlerinde kullanır. Hayalperest, biraz çocuksudur resimleri. Sanatçının duygu dünyasını kendime çok yakın bulduğumu itiraf etmeliyim. “Yahudi olmasam ressam da olmazdım” dediğini öğrendim; ancak yine de başarılı bir ressam olacağını tahmin ediyorum. Değişen resimlerinde kullandığı imgeler olacaktı. Yine de burada bir açık kapı bırakmak lazım; çünkü yahudilerin o tarihlerde yaşadıklarını, ruh dünyalarını kimse bilemez.
Chagall’in hayatından kesitler sunan sinevizyon gösterileri vardı. Sergi oldukça iyi hazırlanmış, oldukça tatminkardı. Chagall’ı tanımak , eserlerini görmek isteyenler çok iyi bir fırsat. Ben bu sergiyi gezmekten çok mutlu oldum. Sergiyi bir kez daha ve bu sefer daha ayrıntılı gezmek ve kaçırdığım sinevizyon görüntülerini seyretmek istiyorum.
Birthday (Doğum günü) tablosu :

Revolution (Devrim) Tablosu:
Bu resimde amuda kalkan Lenin’dir Sol eliyle işaret ettiği tarafa baktığımızda kendi yoldaşlarına bir mesaj vermektedir. Masada oturan kederli adam da bir yahudidir ve ne soldakilerden, ne de sağdakilerden kendi sorununa çare olmayacağının bilincindedir. O yıllarda yahudilerin içlerine düştüğü yalnızlık da vurgulanmıştır bu resimde.

Chagall’ın ” Yaşam ve Aşk: Baskı, Desen ve Resimler ” temalı sergisi 23.10.2009-24.01.2009 tarihleri arasında Pera Müzesi’nde görülebilir. Sergiye paralel olarak 5 Aralık 2009 Cumartesi günü de bir sözel etkinlik yapılacak. Pera Müzesi ve Fransız Kültür Merkezi işbirliği ile gerçekleştirilecek etkinlikte Marc Chagall’ın torunu ve Marc Chagall Komitesi Yardımcı Başkanı Meret Meyer sanatçının sanatı ve yaşamı üzerine bir konferans verecek.
Sevgili arkadaşım Özlem Moran’ın fotoğraf makinesiyle aşağıdaki fotoğrafları çektim; o da beni fotoğrafladı.









Chagall’in sergisinden sonra diğer sergileri de gezdikten sonra müzenin giriş katındaki Pera Cafe’de kahvelerimizi yudumlayıp, sergiyle ilgi anket sonuçlarını doldurduk. Bu güzel sergi için Pera Müzesi’ne teşekkür ederim.
Bu kısacık yazıda Chagall’i anlatmam olanaksız ancak Chagall’in bu sergisini herkese tavsiye ederim. Eserlerini görmeyenler çok şey kaçıracaklardır. Ben de bu yazıyı yazarken Chagall hakkında çok şey öğrendim. İnternette Chagall’in resimlerinin görülmesini de kuvvetle tavsiye ederim; çünkü bu sergi O’nun yapıtlarından ancak küçük bir kesit sunmaktadır.
Pera Müzesi’nin 2. katındaki “Düşlerin Kenti: İstanbul” adlı sergiyi de gezdim. Chagall sergisini gezenler bu sergiyi de aynı biletle gezebilirler.
8 Ekim 2009 perşembe günü Profilo Alışveriş Merkezi’nde Tiyatro İstanbul’un sahnesinde Tiyatrokare’nin sunduğu “Bu Da Benim Ailem” adlı oyunu seyrettim. Tiyatro oyun yazarı (en önemli oyunu Theope), senarist ve Türk Tiyatrosu’ndaki omurgasızlıkları korkusuzca eleştiren Coşkun Büktel ‘in daveti üzerine oyunun prömiyerine gittim. Oyunu Coşkun Büktel ve Bulunmaz Tiyatro sahibi, yönetmeni, yazar, şair ve Türk Tiyatrosu’ndaki yanlışlıkları acımasızca eleştiren Hilmi Bulunmaz ile seyrettim.


Yazan: Sandberg+Firner
Çeviren: Hale Kuntay
Uyarlayan ve Yöneten: Nedim Saban
Dekor:Zuhal Soy
Kostüm: Esin Arıcan
Oyuncular
Metin Serezli
Suna Keskin
Oya İnci
Hülya Karakaş
Soydan Soydaş
Sinemis Candemir
Oyun evliliklerinde çeşitli sorunlar yaşayan Selim ve Süeda Soy çiftinin etrafında gelişiyor. Çift oğullarını evlendirmek isterler. Evlendirmek istedikleri kızın ve annesiyle yaşadıkları olaylar sonucu kendi evlilikleri bitme noktasına gelir. Oyun bir salon komedisidir. Sabun köpüğü gibi oyundur. Hayatlarında hiç tiyatroya gitmemiş insanlar için tiyatroya iyi bir başlangıç olabilir. Ancak tiyatroya sık gidenlerin bu oyuna gitmeleri zaman kaybından başka bir şey değildir. Tüm oyuncuların performansı çok iyi, ancak dünyanın en iyi oyuncusu bile zayıf bir oyunu kurtaramaz ki…
Oyunun yönetmeni Nedim Saban tüm davetlileri kapıda tek tek nazikçe karşılayıp, elini sıktı. Oyunun sonunda bir konuşma yapıp, oyunda emeği geçenleri sahneye davet edip, teşekkür etti. Ben de Nedim Saban’a teşekkür eder, bu güzel (!) oyunla TC. Kültür Bakanlığı’ndan maddi katkı almasından dolayı teşekkür ederim.
23 Ekim 2009 Cuma günü “Lord of War” adlı filmi DVD formatında seyrettim. Filmi arkadaşım Cemal Bulunmaz tavsiye etmişti. O seyretmiş ve çok beğenmişti. Ben de filmin adını duymuş, ancak seyretmemiştim. Ben tüm filmleri orijinal aldığımdan, film seçerken çok seçici davranıyorum. Korsan film almak hırsızlıktır; ancak çevremden kimsenin benim gibi düşünmediğini de belirtmek isterim. Biraz araştırılırsa gayet ucuz orijinal DVD bulmak mümkündür. Bu kadar kafa ütülemeden sonra gelelim filme…

Film, elinde sigarası, ayaklarının altında binlerce mermi kovanı olan ve kaygısız bir yüz ifadesiyle ayakta duran bir adamın kameraya aşağıdaki sözleri söylemesiyle başlar. “Şu anda dolaşımda beş yüz elli milyon ateşli silah var. Bu gezegende her on iki kişiden birinde silah olduğu anlamına gelir. Şimdi sorulması gereken; kalan on biri nasıl silandıracağımız.” Konuşan adam Yuri Orlov’dur. Başlar kendi hikayesini anlatmaya…
Yuri Orlov, Ukrayna asıllı Amerikalı bir adamdır ve işi silah ticaretidir. İşinde o kadar iyidir ki, İnterpol ajanları O’nu bir türlü suç üstü yakalayamamaktadır. Hemen her türlü silahı bulabilmekte ve istediği yere nakledilmektedir. İşinin zirvesindeyken başına gelen olaylar, O’nun yaptığı işi düşünmesini sevkeder.
Filmde kendisine hep şu soru sorulur: “O kadar insan senin sattığın silahlarla ölüyor. Hiç bir vicdan azabı hissetmiyor musun?” O da şöyle cevap verir: “İnsanların içinde zaten öldürme isteği var. Ben sadece onlara yardımcı oluyorum”

Fimde kendi halkını öldüren zalim diktatörler, kendi ordusuna ait silahları satan eski doğu bloku ülkelerinin generallerini görüyoruz. SSCB dağıldıktan sonra Ukrayna’dan 32 milyar dolarlık kaçak silah satışı yapıldığını, Rusların 1. sıradaki ihracaat maddesinin Kalaşnikof tüfekleri olduğunu öğreniyoruz. Filmin senaryosu gerçek olaylardan yararlanılarak yazılmıştır. Film, dünya silah ticaretinin nasıl yapıldığına dair çok ayrıntılı bilgi veriyor.
Film çok etileyicidir. Herkesin bu filmi seyretmesini kuvvetle tavsiye ediyorum. Yuri Orlov’u oynayan Nicolas Cage’in performansı üst düzeyde ve filmin görüntüleriyle müziğin uyumu çok iyidir.
Filmin oyuncu kadrosu: Nicolas Cage, Jared Leto, Bridget Moynahan, Ian Holm ve Ethan Hawke
Yönetmen ve Yazan: Andrew Niccol
Yapım Yılı:2005
Süre:121 Dakika
Filmin imdb.com’daki linkini veriyorum:
http://www.imdb.com/title/tt0399295/
Şu soruyu sorarak yazımı sonlandırayım: İnsanlar birbirlerini öldürmek için mi silahları icat eder; yoksa silahlar yüzünden mi insanlar birbirlerini öldürmek ister?
NOT: Dünyanın en büyük silah satan ülkeleri A.B.D., İngiltere, Rusya, Fransa ve Çin’ dir. Bu ülkelerin ortak bir noktası da Birleşmiş Milletler teşkilatının daimi 5 üyesinden biridir.