15 Şubat 2012 Çarşamba günü seramik kursuna, eşim Özlem ile katıldım. Taksim’de ERC adlı sanat atölyesindeki üç saatlik kurs boyunca seramikte kullanılan plaka ve sosis tekniklerini öğrendik. Ben vazo, kaşık gibi işlevsel aletler yaparken, eşim Özlem de kuş heykeli yaptı. Yaptıklarımızı balkonda kurumaya bıraktık.
Atölyede hem seramikle uğraşırken, hem de resim ve ebru yapan insanlarla sohbet ettik.
12 Şubat Cumartesi günü Bulunmaz Tiyatro’da “Ecel” dizisinin çekimlerine katıldım. Bu filmin çekim amacı tv’de oynayan “Ezel” dizisini tiye almak içindir. Dizide “Dehşetengiz” adlı karakteri oynuyorum.
24 Aralık 2011 Cumartesi günü Bulunmaz Tiyatro’ ya gidip, Hilmi Bulunmaz ve yazarlık çalışmasına katılan Seda Çelikçi ile sohbet ettim. Seda Çelikçi ile sohbetim aşağıdadır.
Seda Çelikçi, haftalardır Bulunmaz Tiyatro’ya gidiyor. Sürekli yazıyor.Sanırım çok yakında ya bir hikayesi ya da bir tiyatro oyununu basılmış olarak görecek.
Hilmi Bulunmaz, aylardır mahkemelerle boğuşuyor. En son Haluk Bilginer ile davası bitti. Bir çok davası hâla devam ediyor. Kendisinin bu sıkıntılı anlarında, her zaman yanında olduğumu ifade ederim.
Bulunmaz Tiyatro’da her cumartesi günü, saat 17.00-20.00 arası ücretsiz oyunculuk ve yazarlık çalışmaları devam etmektedir.
Çok sevdiğim arkadaşım Aydan Seylan’ı ani bir şekilde kaybetmenin verdiği üzüntüyle, bu yazıyı yazıyorum.
Aydan ile Hilmi Bulunmaz’ın yönetimindeki Bulunmaz Tiyatro’da oyunculuk ve yazarlık çalışmalarına katılırken tanıştım. Tiyatro, şiir, sanat, edebiyat konularında sohbet ettiğim; konserlere, sinemalara birlikte gittiğim, Aydan Seylan’ı kaybetmek çok acı.
Güzel, duygu yüklü şiirler yazardı; duygularını şiirlerle anlatmaya çalışırdı. Tamamlanmamış tiyatro oyunları ve çok istediği hedefleri vardı; önce açık öğrenim lisansını bitirecek; sonra da yüksek lisansını yapacaktı.Çok sevdiği oğlu Kaan, yaşamının neşe kaynağıydı. O’nun bu ani gidişi, hepimizi çok ama çok üzdü.
Cenazesi, 03 Eylül 2011 Cumartesi günü İncirli Osmaniye Camii’nde kılındı; Yeni Kozlu Mezarlığı’na defnedildi.
Alaçatı’da eşim Özlem ile sokakları dolaşırken, bir resim sergisine rastladık ve içeri girdik. Serginin sol yarısında yağlı boya tablolar, sağ yanında da küçük ebatlarda sulu boya resimler vardı. İlgimi sulu boya resimler çekti. Sulu boya resimlerde imza olarak “Derya Bardakçı” yazılıydı. Galerinin girişinde, ufak tefek bir bayan masada oturmuş, resim yapıyordu. “Siz Derya Bardakçı” mısınız diye sorunca, O da gülerek “evet, benim” dedi.
Beraber resimlerine baktık. Kendisine resimlerinizi beğendiğimizi bir tane satın almak istediğimizi belirttik. Derya Hanım, resim satın alacağımızı öğrenince, çocuklar gibi sevindi. İçinde kayıkların olduğu bir resmi beğendik ve 25 TL’ye satın aldık. Fotoğrafta Derya Hanım’ın elinde görülen resim, şu an evimin duvarında asılı.
Derya Hanım iki gündür Alaçatı’da olduğunu, kimsenin resimleriyle igilenmediğini, söyledi. Biz de sıcak havadan ve Ramazan’dan olabilir, diye görüş belirttik. Siftah yaptığı için mutluluktan gözleri parlamıştı.
Kendisini samimi görünce, bir kaç soru sorma gereksinimi duydum. “Yağlı boya mı, sulu boya mı, zor” dedim. O da “sulu boya daha zor” dedi. Kendisinin Antalya’da okuduğunu, evli olduğunu, hiç İstanbul’a gitmediğini, daha önce açtığı bir resim sergisine gelen bir kişinin, kendisine resimlerini çok beğendiğini, kendisine iş teklifinde bulunduğunu hatta kendisini İtalya’ya götürmek isteğini” söyledi.
Derya Bardakçı, önümüzdeki aylarda İstanbul Cihangir’de bir sergi açacağını ve benim iletişim bilgilerimi istedi. Ben de seve seve bilgilerimi verdim; İstanbul’da açacağı sergiyi dört gözle bekliyorum.
Alaçatı’da sabah erken kalkıp, sokakların fotoğraflarını çekerken, yolda Ömer Bey ile karşılaştım.Kendisiyle ayak üstü de olsa, bir sohbet etme fırsatı yakaladım.
Bir sokağın başında, elinde yoğurt kasesiyle bir yaşlı bey geliyordu. Ben de ilginç olur diye, sokakla beraber yaşlı beyin de fotoğrafını çektim. Yaşlı bey yanımdan geçerken gülümseyip, “benim fotoğrafı mı, çekiyorsun” dedi. Ben de “evet” dedim. O da “dün de benim fotoğraflarımı çektiler, bir oradan bir buradan yani beni model olarak kullandılar” dedi. Ben de gülerek dedim ki; “sizin fotoğrafını çekip, sizi meşhur edeceğim, sizi web siteme koyacağım” dedim. Böyle tanışmış olduk.Adının Ömer olduğunu öğrendiğim yaşlı beyle yaptığım sohbetin özetini, aşağıda veriyorum.
” Ben dışardan geldim ama çok uzun süredir, Alaçatı’da yaşıyorum. Bu sokakta bir evim var. Eskiden sokaktaki herkes birbirini tanır, birbirlerine yardımcı olurlardı. Artık kimse kimseyi tanımıyor. Çoğu evini satıp, gitti.
Alaçatı’da bayanlar çok açık giyiniyorlar, insanlar biribirleriyle sokakta öpüşüyorlar. Buranın yerlileri merkezden uzaklaştı. Lokantalarda, kafelerde oturmak artık bizim için zor” dedi.
Ömer Bey, Alaçatı’nın güzelleştiğini ama artık bizler için yaşanmaz olduğunu, söyledi.
Bir Alaçatı yerlisi olan Ömer Bey’in dedikleri bunlar. Yorum size ait.
31 Temmuz – 03 Ağustos tarihleri arasında Alaçatı’da eşim Özlem’le beraber tatil yaptım.
Eski Foça’da tatil yaptıktan sonra, eşim ısrarla Alaçatı’ya gitmek istedi.Aslında Alaçatı’yı merak ediyordum. Her gün gazetelerde, Internet’te Alaçatı’yla ilgili haberler çıkıyordu. İstanbul sosyetesinin Alaçatı’ya sık gittiğini biliyordum. Alaçatı ile Eski Foça birbirlerine çok uzak değildi. Eski Foça’dan İzmir 90 dakika , İzmir ile Alaçatı 70 dakika civarı.Böylelikle biz de Eski Foça’dan, Alaçatı’ya doğru yola çıktık.
Alaçatı’da Bedirhan Otel’de 3 gece konakladık. Alaçatı’da önceden otelde yer ayırmakta fayda var. Bu yaz sezonunda cuma, cumartesi geceleri boş yer bulmak imkansıza yakın.Kaldığımız yer bir taş evdi. Otelden bağımsız, tek katlı şirin bir taş evdi.
Alaçatı, Çeşme yarımadasında, Çeşme’ye 10 km. mesafede bir yer. Alaçatı eskiden Rumların yaşadığı bir yer olduğundan yüzlerce taş ev var. Ege bölgesinde Rumlardan kalan böyle taş evlerin olduğu bir çok yer var. Eski, Foça, Yeni Foça, ayvalık gibi…Taş evlerin ömürler uzundur; ev halkını yazları serin, kışları sıcak tutar.
Alaçatı’da deniz yok, ancak denize 4 km. mesafededir. Bu sahilde dünyanın en iyi 3. sörf merkezi bulunur.İstanbul’un zenginleri burayı 2000 ‘li yıllarda keşfetti. Alaçatı’nın kaderi de böylece değişti. Zenginler eski yıkık taş evleri onardı; evleri butik otel, kafe, bar, lokanta, tasarım atölyeleri, resim galerilerine çevirdi. Bu kadar güzel, şirin butik otellerin bulunduğu bir yer, Türkiye’de başka yerde yoktur.
Alaçatı’da hiçbir mekanda plastik sandalye, masa, çiçek vs. yoktur. Kullanılması da yasaktır. Restore edilen evlerin rengi hep pasteldir. Genellikler mavi, turkuaz, lila, yeşil, mor, kırmızı renkler mevcuttur.Hiç siyah, kahverengi bir bina görmedim.
25 Temmuz – 31 Temmuz 2011 tarihleri arasında Eski Foça’da eşim Özlem ile beraber tatil yaptık.
Annem, babam ve kız kardeşim Aysu, Eski Foça’da yaşıyorlar. Her yıl, Eski Foça’ya tek başıma giderdim, bu yıl ilk kez eşim Özlem’le beraber Foça’ya geldik.Özlem, ilk kez Foça’yı gördü. Foça’da bol bol denize girdik, tekne turuyla adaları dolaştık, tenis oynadık, barda eğlendik.