Yaptıklarım, okuduklarım, seyrettiklerim, dinlediklerim, gezdiklerim …

Birkaç hafta önce Ortaköy’e gittim. Hem temiz boğaz havası almak, hem de kumpir yemek için Orkaköy’ü tercih etmiştim. Maalesef o kadar yakın oturmama rağmen, Ortaköy’e çok sık gidemiyorum.

Yemekten sonra her zamanki gibi sahafları dolaşırken, gözüme bir kaç tiyatro oyunu ilişti. Evimde, okuyamadığım o kadar oyun varken dayanamadım; kitapları elime almaya başladım. Istvan Örkeny’nin “Kedi Oyunu” adlı oyununu inceledim. Yazarın adını bir yerden hatırlıyordum: “Kutulaştırma” adlı oyununu Hilmi Bulunmaz’dan duymuştum. Coşkun Irmak tarafından uyarlanan-yönetilen bu oyunu Hilmi Bulunmaz seyretmiş ve övgüyle bahsetmişti. Kısa bir pazarlıktan sonra, bu oyunla birlikte bir kitap daha satın aldım.

Eserin yazarı “İstvan Örkeny”. Eser Kültür Bakanlığı Yayınları’ndan çıkmış olup, Faruk Ersöz tarafından çevrilmiş. 82 sayfadır.

Yazar hakkında kısa bir bilgi vereyim.

Istvan Örkeny Macar oyun yazarı. 1912 -1979 yılları arasında yaşamış. Kimya ve eczacılık okumuş. Oyunlarını grotesk ve satirik unsurlarla bezemiş.

Eserleri:
Ocean Dance
Voronezh
Cats Play: Türkçesi Kedi Oyunu olup, yazarın en ünlü oyunudur.
The Tot’s Family
One Minutes Stories

Oyunun Kişileri:
Madam Orban: Szakalla ailesinin iki kızından biri.
Giza: Madam Orban’ın ablası; kötürüm.
Paula: Madam Orban’ın arkadaşı.
Viktor Csermlenyi: Tenor; Madam Orban’ın eski sevgilisi.
Ilus: Madam Orban’ın kızı.
Jozsi: Madam Orban’ın damadı.
Farecik: Madam Orban’ın arkadaşı; onunla kedi taklidi yaparak anlaşır.
Adelaida: Viktor’un annesi.

Kitabı bir haftada okudum. Başlarda biraz sıkıldım; ancak oyun giderek daha heyecanlı oldu. Oyun, Madam Orban etrafında gelişiyor. O’ nun ablasıyla, kızı ve damadıyla tartışmalarını, arkadaşı Paula olan ilişkisi, eski sevgilisi olan Viktor ile olan karmaşık ilişkisi ve kapı komşusu olan Farecik ile olan oynadığı kedi oyunu, oyunu oluşturuyor. Orban, Farecik ile kedi gibi miyavlayarak haberleşiyor. Farecik ile Orban arasında oynanan bu oyun grotesk unsurlar taşıyor.

Madam Orban sıradışı yaşamı olan, kafasına estiği gibi davranan, anlaşılması çok zor bir bayandır. Derler ya “bayanları anlamak zordur”; ancak Madam Orban’ı anlamak imkansıza yakındır. Bir Viktor’u yakınında tutmak ister, bir uzaklaştırmak ister. Bir plan yapar; ancak o dakikada planını değiştirir. Velhasıl Madam Orban çok ilginç bir kişiliktir. Yaşı 62 dir; ancak yaptıklarıyla sanki 20’lerinde gibidir.

Oyun, 1992 yılında Devlet tiyatrolarında oynanmış. Yönetmen Can Gürzap ve Orban’ı oynayan Cevza Şipal.

Eser, 1972 yılında filme çevrilmiş ve o yıl en iyi yabancı film Oscar ödülünü kazanmış. Eser ilginçtir. Çok beğenmesem de, okunmaya değer olarak görüyorum.

2007 yılında Bulunmaz Tiyatro’da eski yunanlı şair Homeros’un Ilyada adlı destanının oyunlaştırma çalışmalarından görüntüler sunuyorum.

Tuncer Cücenoğlu’nun Mitos-Boyut Yayınları’ndan çıkan “Toplu Oyunları 1” adlı kitabını okudum. Kitapta üç oyun yer almaktadır: Çıkmaz Sokak, Dosya ve Kördövüşü.

Yazar hakkında kısa bilgi vereyim:
Çorum doğumludur. Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Kütüphanecilik Bölümü’nü bitirdi. Milli Eğitim Bakanlığı’nda çeşitli görevler yaptı. 1983’te devlet memurluğundan ayrıldı.

Cücenoğlu, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Tiyatro Yazarları Derneği Yönetim Kurulu üyeliği, MSM Özel Konservatuarı “Dramatik Oyun Yazarlığı” öğretmenliği, PEN Yazarlar Derneği üyeliği, Papirüs Yayınevi Tiyatro Bölümü Yönetmenliği gibi görevleri bir arada yürütmektedir.

Cücenoğlu’nun oyunları bir çok dile çevrilmiştir.

Eserleri:
Aşk ya da Elmas ile Servet’in Hikayesi – Anlatı
Arthur Miller’ın Ölümü – Tiyatro
Atatürk ve Sanat – Tiyatro
Matruşka Romanya’da -Tiyatro
Bu Dünyadan – Tiyatro
Gergedan’laşan Dünya – Tiyatro
Polonya İzlenimleri – Tiyatro
Devlet Tiyatroları’na Öneriler – Tiyatro
Repertuar Politikaları Değişmelidir – Tiyatro
Yurtdışında Yaşayan Türklere Düşen Görevler (2) – Deneme
Yurtdışında Yaşayan Türklere Düşen Görevler – Deneme
Aşk ya da Elmas ile Servet’in Hikayesi – Öykü
Uğur Uludağ’ın Önlenemeyen Tırmanışı – Tiyatro
Kiralık Gelinlik – Öykü
Cumhuriyetimizin 80inci Yılında Oyun Yazarlığımız – Tiyatro
Sabahattin Ali Dosyası Açılmalıdır – Deneme
Yazın ve Tiyatro – Tiyatro
Boyacı
Neyzen
Çığ
Yeşil Gece
Toplu Oyunları 1
Toplu Oyunları 2
Toplu Oyunları 3

ÇIKMAZ SOKAK

Oyun, üç kişilik ve tek perdeliktir. 1981 Abdi İpekçi Ödülü, 1986 Avni Dilligil En Başarılı Yazar Ödülü ve 1987 Hollanda İnsan Hakları Ödülünü almıştır.

Yunanistan’da 1967 yılında askeri darbe olmuş ve bu darbe sonucu 30 bin kişi tutuklanıp, işkenceden geçmiştir. Oyunumuz bu darbeden 7 yıl sonrasında geçmektedir.

Oyun kişileri; Celika, Spanos ve Lilika’dır. Oyunda Lilika ve Celika kardeştirler. Spanos ise polistir. Oyun Celika’nın evinde geçmektedir. Lilika, Spanos ile arkadaş olup, O’nu evine davet etmiştir. Lilika’nın bu daveti aslında bir oyundur. Daveti kabul eden Spanos’u evde Celika beklemektedir. Celika, 7 yıl önce Spanos tarafından kendisine yapılan işkenceyi unutmamıştır; O’nu yaptıklarından dolayı sorgulayıp, O’na cezasını vermek ister.

Oyunun dili sade, anlaşılırdır.

DOSYA

Oyunda 11 kişi vardır. Oyun üç mekanda geçmektedir. Bir evin salonu, zengin bir işadamının bürosu ve resmi bir dairenin müdür odası. Oyun iki perdeliktir. Zaman 1981, yer İstanbul’dur.

Oyunda bir kurumda çalışan bir adamın dönen yolsuzluk olaylarını ortaya çıkartıp, bunu rapor haline getirmesi ve müdürüne vermesiyle yaşananlar anlatılıyor. Bu rapor dolayısıyla adamın hayatı alt üst olacaktır.

Toplumda yaşanan yolsuzlukları araştıranların başına neler geldiği, gerçekleri araştıran insanların nasıl yalnızlığa itildiklerini oyunda görüyoruz.

Oyunun dili sade, anlaşılması kolay bir oyundur.

KÖRDÖVÜŞÜ

9 kişilik bir oyundur. Bir kişi iki farklı insanı oynuyor. İki perdeliktir.

Oyun Ankara’nın gecekondu semtlerinden birinde, bir evde geçiyor. 7 kişik bir aile küçük bir eve sıkışmış bir şekilde yaşıyor. Baba makinisttir. İki oğlu da işsizdir. Yatalak annesi ve sara hastası bir kızı vardır.

Aile maddi yönlerden çok sıkıntıdadır. İşsiz oğullarından biri serserilik yapıp, geçici işler yapıyor. Küçük oğlu iş için İstanbul’a gitmeyi düşünüyor.

Aile hasta kızlarını doktora değil de bir cinci hocaya baktırmak istiyor. Cinci hocayla yaşadıkları, ev sahibiyle yaşanan olaylar, çok cimri olan yatalak annesine yaptıkları oyuna hoşluk katıyor.

Cahilliğin, işsizliğin, çaresizliğin, parasızlığın sonucu olarak yaşanan hüzünlü olaylar oyunu oluşturuyor.

Oyun dili sade, kolay anlaşılırdır. Yazarın ilk oyunudur. 1972 yılında yazılmış, 1987ve 1997 yıllarında tekrar düzenlenmiştir.

Üç oyun çok kez sahnelenmiştir. Tüm oyunları beğendim. Üç oyun da birbirinden güzeldir. Herkese bu kitabı okumalarını tavsiye ederim.


Bulunmaz Tiyatro yönetmeni Hilmi Bulunmaz’ın tavsiyesi üzerinde tiyatromuzun kitaplığında bulunan Philippe Soupault’un “Şarlo” eserini okudum.


Eser Çağdaş Yayınlarından çıkmış olup, 111 sayfadır. 1. Baskısı Martı Yayın’larından 1958 yılında çıkmıştır. Eseri dilimize çeviren Teoman Aktürel’dir.

Yazar Philippe Soupault hakkında kısa bilgi vereyim:

1897-1990. Fransız ozanıdır. 1. Dünya savaşına katılıp, yaralandı. İlk şiir kitabı “Aqurarium” 1917’de yayınlandı. Bir çok roman, şiir, eleştiri ve deneme yazdı.
Türkiye dahil bir çok ülkeyi gezdi.

Teoman Aktürel’in çevirdiği bu yapıt, ilk kez 1959’da yayınlandı ve 1960 yılında Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü’nü kazandı.

Çevirmen Teoman Aktürel hakkında kısa bilgi vereyim:

1932-2007 Alaşehir’de doğmuştur. Orta Öğrenimini Galatasaray Lisesi’nde, Yüksek Öğrenimini ise İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı. 1950-60 döneminde özellikle Yeditepe, Türk dili ve A dergilerinde Teo imzasıyla yayımladığı şiirlerin yanı sıra Saupoult, İonesco, Brecht, Eflatun gibi yazarlardan yaptığı çevirilerle tanındı.

Bu eser Charlie Chaplin yada herkes tarafından yaygın olarak bilinen adıyla Şarlo(Charlot)’nun hikayesidir. Bu eser bir biyografi değildir. Yazar, Şarlo’nun filmlerindeki hikayelerinden yararlanarak, Şarlo’nun hayatını anlatma yoluna gider. Yazar şair olduğundan Şarlo’nun hikayesini çok büyük bir duyarlılıkla, imgelerle Şarlo’ nun gördüklerini,yaşadıklarını, duygularını anlatır. Yazar adeta kelimelerle dans eder. Eser çok güzel, akıcı ve duru bir Türkçe’ le çevrilmiştir. Bunda çevirmenin başarısı çok büyüktür. Hatta şunu da söyleyebilirim ki, uzun zamandır böyle güzel bir Türkçe’yle çevrilmiş bir eser okumadım.

Bu kitabı anlatmak olanaksız, ancak okunarak anlaşılabilir. Yine de eserin giriş bölümündeki bazı bilgileri ve eserden bazı tadımlıklar vereceğim ki; bu eserin nasıl bir eser olduğuna insanlar karar versin.

Charlie Chaplin bir gazeteye şöyle bir demeç verir:
“Ha! Şarlo! çılgınca seviyorum onu; yaşamımın gönüldeşi o, üzgün saatlerimin arkadaşı(…)
Yollara düşen bu zavallı işçiyi, bu korkak , kaygılı, sıska, içler acısı varlığı doğururken bir yergi yaratmaktı dileğim. Baston onuru deyimliyordu, bıyık kurumluluktu, potinler de ölümlü dünya kaygılarının tüm çekilmezliğini belirtiyordu!.
Bu kişi yaşıyor bende. Kimi zamanda yanı başımda, benimle; kimi zaman başını alıp, ötelere gidiyor sanki…”

Şarlo insan imgeleminden doğma hiç bir yaratığın ermediği sevgiye, üne erdi. Şarlo evrensel bir kahraman, hem güldürmüş hem ağlatmış biri.

Şarlo gerçekte sözün en arı, en güçlü anlamı ile ozandır. Onun için bir biyografi değil, bir şiir yazmak gerekirdi.

(…)
Gökyüzünün ortasında ay, apak, kimi yuvarlak, güleç bir yüz, kimi evcil bir hayvan, kimi gökkubbede akıp giden iri bir su damlası gibiydi.
Şarlo söz verdi ona: arkadaşı olacaktı.
(…)
Yıldızlar da katıldı bu geziye. Takıldılar arkasına. Sanki ona göz kırpıp türkü söylüyorlardı: burdayız biz, hepimiz, sayısız, hep yoldaşınız senin. Yanında bütün iyi dilekler, Şarlo, yere dökülen, yeni gönüldeşi ayışığı demetini ezmemek için ayak uçlarını daha bir aralayarak yürüyor, yürüyor.
(…)
Sarışın ince bir kız geldi, yanına oturdu. Bunca güzel bir yaratık görmemişti Şarlo. Yanına oturması da ayrıca hoşuna gitti. Ama gülümsemeyi göze alamadı. Ötekiler gibi umursamaksızın kalkıp gideceğinden korktu. Ama kız gülümsedi ona, Şarlo da gülümsemekten alıkoyamadı kendini. Tuhaf şey, kalkıp gitmedi kız. Şarlo’ya baktı.
(…)
Yaşam bir ırmak gibi uzanıyordu önünde. Arkasında geçmişti, bir göl, sonra çok daha ötelerde geleceği, okyanus, bir giz gibi. Yeşil yada kurak, gülümser yada bataklıklı kıyılardan, iki kıyı arasından akıyordu zaman.
(…)

Aslında kitabın her paragrafı tadımlık olacak kadar birbirinden güzeldir. Bu eser hakikaten mükemmel bir eserdir. Herkese okumalarını kuvvetle tavsiye ederim.

Peter Brook’un yazdığı, Metin Balay’ın dilimize çevirdiği Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Açık Kapı – Oyunculuk ve Tiyatro Üzerine Düşünceler” adlı eseri okudum. Eserin özgün adı “The Open Door – Thoughts on Acting and Theatre” dır.

Peter Brook ile kısaca bilgi vereyim:

1927 Londra doğumludur. Oxford mezunudur.1971’de Paris’de Uluslararası Tiyatro Araştırmaları Merkezi’ni kurdu. Stanislavski, Meyerhold, Brecht, Artaud, Grotowski’den etkilendi. Açık sahne anlayışını geliştirdi. Çalışmalarını İngiltere’de “Royal Shakespeare Company”‘de, Fransa’da “Bouffles du Nord Tiyatrosu” ‘nda sürdürdü.

Önemli Oyunları:
1950 Measure for Measure with John Gielgud (Shakespeare Memorial Theatre)
1952 The Winter’s Tale with John Gielgud (Shakespeare Memorial Theatre)
1958 Titus Andronicus with Laurence Olivier (Shakespeare Memorial Theatre)
1962 King Lear with Paul Scofield
1964 Marat/Sade
1966 US an anti-Vietnam protest play with the The Royal Shakespeare Company, documented in the film Benefit of the Doubt
1970 A Midsummer Night’s Dream with John Kane (Puck), Jennie Stoller (Helena), Ben Kingsley and Patrick Stewart

Kitapları:
The Empty Space(1968).
The Shifting Point(1988).
Le Diable c’est l’ennui(1991).
There Are No Secrets (1993).
The Open Door (1995).
Threads of Time Recollections(1998).
Evoking Shakespeare(1999).

Eser 97 sayfadır. Fiyatı 9 YTL dir. Üç bölümden oluşmuştur:
Can Sıkıntısının Sinsiliği
Altın Balık
Hiçbir Sır Yok

Can Sıkıntısının Sinsiliği
Paris’ de 9-10 Mart 1991 tarihlerinde gerçekleştirilen bir atölye çalışmasının notlarından yararlanılmıştır.
Yazar “Boş Alan” kitabında anlattıklarını pekiştirmek için örnekler verir ve bu kitabının sonuçlarını bizlerle paylaşır.
Daha sonra tiyatro ile insan yaşamı arasındaki ilişkiyi açıklar. Yazara göre tiyatro dışındaki yaşamla, tiyatrodaki yaşam arasında fark yoksa, tiyatronun anlamı yoktur. Tiyatronun; dışardaki yaşamdan daha görünür, daha canlı, daha dokunaklı ve daha şiddetli olması gerekir. Bunun için uzamın küçültülmesi ve zamanın sıkıştırılması ile yoğunluk yaratılması gerekir. Sıkıştırma; gerçekten gerekli olmayan her şeyin kaldırılması ve gerekli olanların pekiştirilmesidir.

Yazar tiyatronun sahne, dekor, ışık, müzik, koltuk gibi ögelerle başlaması inancının yanlış olduğunu, gereken tek unsurun insan olduğunu, diğer ögelerin daha sonra düşünülmesi gerektiğini söyler.

Oyuncuların vücutlarını geliştirmesi gerektiğini, eğitilmemiş vücudun akort edilmemiş çalgı gibi olduğunu söylüyor. Akort edilen vücutta israfa yol açan gerilimler ve alışkanlıklar yok olur. Aşırı ve gereksiz hareketlerimiz ortadan kalkar. (Örneğin bende ellerimi aşırı hareket ettirme dürtüsü var. Buradan vücudumu eğitmem gerektiği; bir kez daha ortaya çıkıyor)

Yazar, oyun yönetmenlerine kendi tecrübelerinden faydalanarak bir çok tavsiyede bulunuyor. İran , Hindistan, Afrika gezilerinde yerel halkın düzenlediği oyunları seyredip, bunlar üzerine düşüncelerini belirtiyor.

Yazar, tiyatro üzerine çok çeşitli düşünceler verir. Neredeyse her paragrafta ayrı bir konu, ayrı bir düşünce açıklanır.

Ben, burada bu bölümün kısa bir özetini vermeye çalıştım. Ancak bu bölüm oldukça doyurucu bilgiler içeriyor ve tüm bilgileri burada vermem tabiatıyla imkansızdır.

Altın Balık
1991 Kasımında Kyota’da İnamori Vakfı ödül töreni nedeniyle yapılan konuşmalardan uyarlanmıştır.
Yazar, bu bölümde de tiyatro üzerine çok çeşitli düşünceler verir. Tiyatrodaki boş salonlarla ilgili durum değerlendirmesi yapıyor ve tiyatronun nelere sahip olması ve nelerden uzak durması gerektiğini söylüyor.

Hiçbir Sır Yok
1991 Kasım’ ında Kyota’da İnamori Vakfı ödül töreni nedeniyle yapılan konuşmalardan uyarlanmıştır.
Yazar, Shakespeare’in “Fırtına” oyununun sunma aşamalarını bize anlatır. Bu oyunun seçme amacını, prova öncesi hazırlıklarını, prova çalışmalarını ve tüm bu aşamalarda yaptığı arayışları bize tüm samimiyetiyle bildirir. Hatalarını ve bu hatalarından nasıl ders aldığını söyler. Bu bölüm, bilhassa tiyatro yönetmenlerine çok önemli dersler verir. Yönetmenin yaptığı iş bir zanaat işidir. Yönetmen çalışır ve dinler. Oyuncularının çalışmasına ve dinlemesine yardım eder. Oyun çıkma süreci bir karmaşa süreci değil bir gelişme sürecidir. Anahtar budur.

Bu eseri beğeniyle okudum. Eserde oyunculara, yönetmenlere çok önemli dersler var. Kendi adıma bu kitaptan çok şey öğrendim. Bulunmaz Tiyatro’daki oyun provaları Peter Brook’un tavsiye ettiği yöntemlerle yapıldığı için, kitabı okuduktan sonra Bulunmaz Tiyatro yönetmeni Hilmi Bulunmaz ile bu eseri tartıştığımda O’nun Peter Brook’dan etkilendiğini öğrendim. Oyun yazarı Coşkun Büktel tartıştığımdaysa, Peter Brook’un Türkiye’ye “Yönetmen Tiyatrosu” kavramını sokan kişi olduğunu ve Peter Brook’dan pek hazetmediğini öğrendim. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel, Peter Brook üzerine birbirinden farklı düşünüyorlar. Tiyatroda, fizikte geçerli olan şöyle bir formül E=mC^2 yoktur. O yüzden tiyatroda tek bir doğru olduğu söylemek saçmalık olur. Fikirlerin çarpışmasından ortaya çıkan sonuç belki herkesi memnun etmeyebilir; ama asıl amaç seyircileri memnun etmek, değil midir? Yine fizikten bir örnek vereyim; fizikçiler tanecikleri birbirine çarpıştırıp, mikro büyüklükte maddelerin örneğin gravitonların yapısını anlamaya çalışıyorlar. Tiyatroda da fikirlerin çarpışmasından çıkan sonuçlar önemli olacaktır.

Herkese bu eseri okumalarını kuvvetle tavsiye ederim.

Bulunmaz Tiyatro’ da oynadığımız “Sen Gara Değilsin” adlı oyunumuza ait fotoğraf karelerinden bazıları …

“Bulunmaz Tiyatro” yönetmeni “Hilmi Bulunmaz” ile 21 Ekim 2007 pazar günü yaptığımız söyleşimizi yayınlıyorum. Soruları ben hazırladım ve sordum.

S: Tiyatro nedir? Tiyatronun hayatımızdaki yeri nedir?
C: Tiyatro nediri yanıtlamak için önce, tiyatro ne değildiri yanıtlamak gerekiyor bence. Örnekse tiyatro patlıcan değildir. Tiyatro profesör değildir. Tiyatro internet canavarı olmak değildir…Klasik tanımını söyleyeceğim. Tiyatro, insanı, insana, insanca anlatan ve insan soluğunun izleyiciler, katılımcılar tarafından anında duyumsandığı, elektriklenmenin anında duyumsanması gerektiği sanat dallarından biri…”Bulunmaz Tiyatro” ‘nun anlayışına göre tiyatro bütün marksistlerin, sosyalistlerin, ilericilerin görev verdiği gibi, bir görev aşkıyla toplumsal, sosyolojik, antropolojik, yöntem bilimsel anlayışla, halka insanlara, izleyiciye, dünyanın değişebilir, düzenlerin değişebilir, kapitalizmin, faşizmin, emperyalizmin yıkılabilir olduğunu duyumsatan bir özü olan sanat dalıdır.

S: Bulunmaz Tiyatro’ nun diğer tiyatrolardan farkı nedir?
C: … Bulunmaz Tiyatro marksistdir. Bundan ödün vermez. Kesinlikle ödün vermez….Kesinkes marksistdir…. Dünyanın değişebilir, düzenlerin değişebilir olduğunu vurgulayan ve buna hizmet eden 100 civarında oyun sahnelemiş olan, en çok tanınan oyunlarımız Aziz Nesin’ in “Sen Gara Değilsin” oyunu beş yıl oynandı. .. Nazım Hikmet ‘ in “İnek” oyunu yüzlerce kez oynandı “Muammer Karaca Tiyatrosu” nda . Sosyalist, ilerici yazarların yapıtlarını sahneye koyan Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Bertolt Brecht, Melih Cevdet Anday, Oktay Rıfat gibi ilerici insanların oyunlarını sahneye koyduğu halka borcu olan, ben Hilmi Bulunmaz’ ım; ilkokulu zor bitirdim, binlerce kitap okuyabildim, mücadele verebildim ve halk beni doyurdu. Örneğin biraz evvel üç poğça yedim, çay içtim. Halk beni doyuruyor, ben de onlara borcumu tiyatro ile ödeyebilirim ancak…

11 Mayıs 2008 Pazar günü 15:00’de Okmeydanı semtindeki Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi’nde Sen Gara Değilsin oyununu oynadık.

O gün 14:00′ de Bulunmaz Tiyatro’ya geldim; oyuncu arkadaşım Hüseyin Dinç ve hocam Hilmi Bulunmaz oradaydılar. Hemen, oyunda kullandığımız aksesuarları alıp, arabaya bindik. Her zaman olduğu gibi, hocamız bizi kültür merkezine götürecekti. Hüseyin ve ben arabanın arkasına oturduk. Güzelce koltuklara yerleşmiştik ki, hocamın “Okmeydanı’na nasıl gideceğiz?” demesiyle, bir an koltuğumdan doğrulup saatime baktım; 14:10 du. Daha oyunun başlamasına 50 dakika vardı. İçimden “herhalde yetişiriz” dedim. Dolapdere’den aşağıya inip, anayola çıktık. Okmeydanı’na doğru yola koyulduk. Okmeydanı tabelasını görünce saptık, ancak yanlış sapmışız; yoldan geçen insanlara “Okmeydanı’ ndaki Şark Kahvesi nerededir?” diye sorduk. Çünkü YÇKM, Şark Kahvesi’nin yakınındaydı. Onların tarif ettiği şekilde yola devam ederken, diğer oyuncu arkadaşım Eser Bozan’a telefon edip kültür merkezinin yerini tarif etmesini istedim. Kendisi daha evvel kültür merkezine gelmişti. Sağolsun Eser arkadaşım öyle güzel tarif etti ki(!), Edirne’den çıkmadığımız için şanslıydık. Sonunda kültür merkezine ulaştık. Bizi içtenlikle karşılayan insanlar vardı. Oyunun başlamasına 10 dakika kaldığından, fazla sohbet edemeden, hemen giysilerimizi değiştirip, dekoru ve aksesuarları hazırlamaya başladık. İzleyiciler salonu doldururken, bizler de kendi aramızda oyunla ilgili son taktikleri birbirimize veriyorduk.

Oyunu güzel bir şekilde sunduk. İzleyicilerden kuvvetli alkış aldık. Oyundan sonra konuştuğumuz insanlar, oyunumuzu beğendiklerini söylediler. Bu da bizleri epey mutlu etti.

İzleyicilerimiz arasında hocamın eski öğrencisi, şimdi Levent Kırca Tiyatrosu’nda oynayan Bülent Demir vardı. Bülent Demir, bizlerin oyununu beğendiğini söyledi.

Oyun sonrası tiyatromuza döndük. Geçen hafta tiyatromuzda oyunculuk çalışmalarına başlayan İlayda ve kuzeni Raşit yine gelmişlerdi. Hem de hocamızın kendilerine verdiği ödeve çalışarak. İlayda, Anton Çehov’un Bir Evlenme Teklifi‘ndeki Natalya rolünü ezberlemişti. Okuma provası yaptık. Ben, Stepan Stepanoviç Çubukof’un; Hüseyin, İvan Vasilyeviç Lomof’un repliklerini okurken; İlayda ezberden Natalya’ nın repliklerini söylüyordu.

Her pazar 18:00’de kendi yerimizde (Nazım Hikmet Sahnesi’nde) oynuyorduk. O gün de Pazar olduğuna göre bir saat daha sahnede olmamız gerekiyordu. Okuma provası bittikten sonra, oyun öncesi hazırlıklara başladık. 18:00’de oyunumuzu bir defa daha sunduk. Böylelikle bizler için bir ilk oldu ve bir günde iki defa oyun oynadık.

Önümüzdeki günlerde Sen Gara Değilsin oyununa ikincisi katılacak ve Anton Çehov’un Bir Evlenme Teklifi“‘ni de halkımızın önünde sergileyeceğiz. Bizler, yani Bulunmaz Tiyatro oyuncuları olarak, her geçen gün kendimize güvenimiz artıyor ve hocamızın bize duyduğu sonsuz güven sayesinde daha çok güzel işler yapacağımızı düşünüyorum.


4 Mayıs 2008 pazar günü bizim için farklıydı. Her pazar günü oyunculuk çalışmalarımız için gittiğimiz tiyatroya, bu sefer elimizde boyalar, rulo fırçalar, kovalarla gittik. Tüm bunlar tiyatromuzun yıpranmış duvarları, silinmiş boyalarını tekrar eski güzelliğine kavuşturmak içindi.

Badana fikrini geçen hafta Hüseyin Dinç ortaya attı. “Duvarları boyayalım mı? diye sordu. Hocamız da gülerek “Çok kişi boyamaya talip oldu; ama kimse boyamadı; göreceğiz bakalım!” dedi.

Cumartesi gününden boyaları, fırçaları aldık. Ertesi gün 9:30’da tiyatroya geldik. Hüseyin Dinç rulo fırçasıyla badana yaparken, bizler de fırçanın giremediği alanları boyuyorduk. Badana esnasında hocamız arayarak durumu sordu; ben de boyamaya başladığımızı söyledim. Kendisi 5 yıldan beri duvarların ilk kez boyandığını söyledi. Sen tonundan hem şaşırdığını, hem de sevindiğini anladım. Sahne tarafını siyah , seyircilerin tarafını beyaz plastik boya ile boyadık. Bir galonluk boyalar yetişmediğinden, birer galon boya daha aldık. Duvarlar tek kat boya ile kapanmadığından, iki kat sürmek zorunda kaldık. Günlerden pazar olduğu için açık bir nalburiye bulmak zor oldu. Eser Bozan, Tarlabaşı’nda tek bir açık dükkan olduğunu öğrenip, boyaları oradan aldı.

Badana yaparken, mp3 çalıcımdan müzik dinledik, büyük bir şevkle çalıştık. Badana yaparken İlayda ve kuzeni Raşit geldiler. İlayda tiyatromuzla ilgili bilgi almak istediğini söyledi. Bizler de Bulunmaz Tiyatro hakkında bilgi verdik. Kendisi Hilmi Bulunmaz’ın videolarını İnternet’ten seyrettiğini ve hocayla tanışmak istediğini söyledi. Bu arada boş durmadı; bizleri video kamerayla çekti. Eşyaları bir düzene soktu ve yerleri temizlememize yardımcı oldu.

Her pazar olduğu gibi, o gün de 18:00’de oyunumuz vardı. Büyük bir hızla çalışmamıza rağmen, sahnemiz 18:10’da hazır oldu. Gelen seyircilerimize güzel bir oyun sunduk. Tüm bu yorgunluktan sonra, Mehmet arkadaşmızın hazırladığı çayları keyifle içtik. Seyircilerimizle , İlayda ve Raşit ile sohbet ettik. Onların oyun ile ilgili eleştirilerini dinledik.

Yağmurlu bir pazar günü Bulunmaz Tiyatro’muzu yeniledik. Artık daha başarılı oyunlar sunacağımızı ve gelecek seyircilerimize daha iyi bir ortam sunacağımız için hepimiz mutluyuz ve gururluyuz.

Hocam Hilmi Bulunmaz, 30 Nisan 2008 Çarşamba günü akşam saatlerinde beni arayarak, Bulunmaz Tiyatro’nun 1 Mayıs 1989’da kurulduğunu, ertesi gün tiyatroya gelip gelemeyeceğimi sordu. Kuruluş yıldönümünde bir arada bulunmamızın iyi olacağını söyledi. Tiyatrodan diğer arkadaşlarımı da aramamı istedi. Ben de hocama geleceğimi söyledim. Arkadaşlarımı arayarak durumu anlattım. Hüseyin Dinç, akşam saat dokuza kadar çalışacağını; Eser Bozan, kursunun olduğu söyleyerek, gelemeyeceklerini belirtip, hocamıza selam söylediler.

18:00’de işten çıktıktan sonra tiyatroya doğru yola koyuldum. Taksim Meydanı polislerce çember içine alınmıştı. Hiç kimseyi meydana sokmuyorlardı. Bu yüzden bayağı büyük bir çember çizerek, İstiklal Caddesi’ne çıkıp, tiyatromuza ulaştım.

O akşam ben, Hilmi Bulunmaz ve Mehmet Şahin vardı tiyatroda. Mehmet arkadaşımın demlediği güzel çayları içtik ve hocamla sohbete başladık. Tiyatromuzun dünü ve geleceğiyle ilgili hocamın fikirlerini aldık. Güncel olaylar hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Daha sonra video çekimine başladık. Bu videoyu daha sonra internette yayınladık.

Bulunmaz Tiyatro oyuncusu olarak , Bulunmaz Tiyatronun 19. yılını kutlar ve başarılarının artarak sürmesini dilerim.