Yaptıklarım, okuduklarım, seyrettiklerim, dinlediklerim, gezdiklerim …

Archive for the ‘Uncategorized’ Category

Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi'nde oynadık…

11 Mayıs 2008 Pazar günü 15:00’de Okmeydanı semtindeki Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi’nde Sen Gara Değilsin oyununu oynadık.

O gün 14:00′ de Bulunmaz Tiyatro’ya geldim; oyuncu arkadaşım Hüseyin Dinç ve hocam Hilmi Bulunmaz oradaydılar. Hemen, oyunda kullandığımız aksesuarları alıp, arabaya bindik. Her zaman olduğu gibi, hocamız bizi kültür merkezine götürecekti. Hüseyin ve ben arabanın arkasına oturduk. Güzelce koltuklara yerleşmiştik ki, hocamın “Okmeydanı’na nasıl gideceğiz?” demesiyle, bir an koltuğumdan doğrulup saatime baktım; 14:10 du. Daha oyunun başlamasına 50 dakika vardı. İçimden “herhalde yetişiriz” dedim. Dolapdere’den aşağıya inip, anayola çıktık. Okmeydanı’na doğru yola koyulduk. Okmeydanı tabelasını görünce saptık, ancak yanlış sapmışız; yoldan geçen insanlara “Okmeydanı’ ndaki Şark Kahvesi nerededir?” diye sorduk. Çünkü YÇKM, Şark Kahvesi’nin yakınındaydı. Onların tarif ettiği şekilde yola devam ederken, diğer oyuncu arkadaşım Eser Bozan’a telefon edip kültür merkezinin yerini tarif etmesini istedim. Kendisi daha evvel kültür merkezine gelmişti. Sağolsun Eser arkadaşım öyle güzel tarif etti ki(!), Edirne’den çıkmadığımız için şanslıydık. Sonunda kültür merkezine ulaştık. Bizi içtenlikle karşılayan insanlar vardı. Oyunun başlamasına 10 dakika kaldığından, fazla sohbet edemeden, hemen giysilerimizi değiştirip, dekoru ve aksesuarları hazırlamaya başladık. İzleyiciler salonu doldururken, bizler de kendi aramızda oyunla ilgili son taktikleri birbirimize veriyorduk.

Oyunu güzel bir şekilde sunduk. İzleyicilerden kuvvetli alkış aldık. Oyundan sonra konuştuğumuz insanlar, oyunumuzu beğendiklerini söylediler. Bu da bizleri epey mutlu etti.

İzleyicilerimiz arasında hocamın eski öğrencisi, şimdi Levent Kırca Tiyatrosu’nda oynayan Bülent Demir vardı. Bülent Demir, bizlerin oyununu beğendiğini söyledi.

Oyun sonrası tiyatromuza döndük. Geçen hafta tiyatromuzda oyunculuk çalışmalarına başlayan İlayda ve kuzeni Raşit yine gelmişlerdi. Hem de hocamızın kendilerine verdiği ödeve çalışarak. İlayda, Anton Çehov’un Bir Evlenme Teklifi‘ndeki Natalya rolünü ezberlemişti. Okuma provası yaptık. Ben, Stepan Stepanoviç Çubukof’un; Hüseyin, İvan Vasilyeviç Lomof’un repliklerini okurken; İlayda ezberden Natalya’ nın repliklerini söylüyordu.

Her pazar 18:00’de kendi yerimizde (Nazım Hikmet Sahnesi’nde) oynuyorduk. O gün de Pazar olduğuna göre bir saat daha sahnede olmamız gerekiyordu. Okuma provası bittikten sonra, oyun öncesi hazırlıklara başladık. 18:00’de oyunumuzu bir defa daha sunduk. Böylelikle bizler için bir ilk oldu ve bir günde iki defa oyun oynadık.

Önümüzdeki günlerde Sen Gara Değilsin oyununa ikincisi katılacak ve Anton Çehov’un Bir Evlenme Teklifi“‘ni de halkımızın önünde sergileyeceğiz. Bizler, yani Bulunmaz Tiyatro oyuncuları olarak, her geçen gün kendimize güvenimiz artıyor ve hocamızın bize duyduğu sonsuz güven sayesinde daha çok güzel işler yapacağımızı düşünüyorum.

Bulunmaz Tiyatro'yu boyadık…


4 Mayıs 2008 pazar günü bizim için farklıydı. Her pazar günü oyunculuk çalışmalarımız için gittiğimiz tiyatroya, bu sefer elimizde boyalar, rulo fırçalar, kovalarla gittik. Tüm bunlar tiyatromuzun yıpranmış duvarları, silinmiş boyalarını tekrar eski güzelliğine kavuşturmak içindi.

Badana fikrini geçen hafta Hüseyin Dinç ortaya attı. “Duvarları boyayalım mı? diye sordu. Hocamız da gülerek “Çok kişi boyamaya talip oldu; ama kimse boyamadı; göreceğiz bakalım!” dedi.

Cumartesi gününden boyaları, fırçaları aldık. Ertesi gün 9:30’da tiyatroya geldik. Hüseyin Dinç rulo fırçasıyla badana yaparken, bizler de fırçanın giremediği alanları boyuyorduk. Badana esnasında hocamız arayarak durumu sordu; ben de boyamaya başladığımızı söyledim. Kendisi 5 yıldan beri duvarların ilk kez boyandığını söyledi. Sen tonundan hem şaşırdığını, hem de sevindiğini anladım. Sahne tarafını siyah , seyircilerin tarafını beyaz plastik boya ile boyadık. Bir galonluk boyalar yetişmediğinden, birer galon boya daha aldık. Duvarlar tek kat boya ile kapanmadığından, iki kat sürmek zorunda kaldık. Günlerden pazar olduğu için açık bir nalburiye bulmak zor oldu. Eser Bozan, Tarlabaşı’nda tek bir açık dükkan olduğunu öğrenip, boyaları oradan aldı.

Badana yaparken, mp3 çalıcımdan müzik dinledik, büyük bir şevkle çalıştık. Badana yaparken İlayda ve kuzeni Raşit geldiler. İlayda tiyatromuzla ilgili bilgi almak istediğini söyledi. Bizler de Bulunmaz Tiyatro hakkında bilgi verdik. Kendisi Hilmi Bulunmaz’ın videolarını İnternet’ten seyrettiğini ve hocayla tanışmak istediğini söyledi. Bu arada boş durmadı; bizleri video kamerayla çekti. Eşyaları bir düzene soktu ve yerleri temizlememize yardımcı oldu.

Her pazar olduğu gibi, o gün de 18:00’de oyunumuz vardı. Büyük bir hızla çalışmamıza rağmen, sahnemiz 18:10’da hazır oldu. Gelen seyircilerimize güzel bir oyun sunduk. Tüm bu yorgunluktan sonra, Mehmet arkadaşmızın hazırladığı çayları keyifle içtik. Seyircilerimizle , İlayda ve Raşit ile sohbet ettik. Onların oyun ile ilgili eleştirilerini dinledik.

Yağmurlu bir pazar günü Bulunmaz Tiyatro’muzu yeniledik. Artık daha başarılı oyunlar sunacağımızı ve gelecek seyircilerimize daha iyi bir ortam sunacağımız için hepimiz mutluyuz ve gururluyuz.

Bulunmaz Tiyatro'nun 19. kuruluş yıldönümünü kutladık…

Hocam Hilmi Bulunmaz, 30 Nisan 2008 Çarşamba günü akşam saatlerinde beni arayarak, Bulunmaz Tiyatro’nun 1 Mayıs 1989’da kurulduğunu, ertesi gün tiyatroya gelip gelemeyeceğimi sordu. Kuruluş yıldönümünde bir arada bulunmamızın iyi olacağını söyledi. Tiyatrodan diğer arkadaşlarımı da aramamı istedi. Ben de hocama geleceğimi söyledim. Arkadaşlarımı arayarak durumu anlattım. Hüseyin Dinç, akşam saat dokuza kadar çalışacağını; Eser Bozan, kursunun olduğu söyleyerek, gelemeyeceklerini belirtip, hocamıza selam söylediler.

18:00’de işten çıktıktan sonra tiyatroya doğru yola koyuldum. Taksim Meydanı polislerce çember içine alınmıştı. Hiç kimseyi meydana sokmuyorlardı. Bu yüzden bayağı büyük bir çember çizerek, İstiklal Caddesi’ne çıkıp, tiyatromuza ulaştım.

O akşam ben, Hilmi Bulunmaz ve Mehmet Şahin vardı tiyatroda. Mehmet arkadaşımın demlediği güzel çayları içtik ve hocamla sohbete başladık. Tiyatromuzun dünü ve geleceğiyle ilgili hocamın fikirlerini aldık. Güncel olaylar hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Daha sonra video çekimine başladık. Bu videoyu daha sonra internette yayınladık.

Bulunmaz Tiyatro oyuncusu olarak , Bulunmaz Tiyatronun 19. yılını kutlar ve başarılarının artarak sürmesini dilerim.

Coşkun Büktel’in "Fiyasko" romanını okudum…

Coşkun Büktel’in Fiyasko romanını okudum.
Eser Çitlembik yayınlarından çıkmış olup, fiyatı 4.90 YTL dir.

Romanın hikayesi de kahramanları çok ilginçtir.
Kitabın arka kapağında şunlar yazılıdır:
“Her şey, intihar etmek isteyen adamın bir ‘yanlış numaraya’ cevap vermesiyle başladı.”

Eserin dili sade okunması kolaydır. Türlü türlü olayların birbirini kovaladığı, yalanların , sevgilerin, kurnazlıkların ve mizahi öğelerin ustaca harmanladığı bir eserdir.

Eserin kahramanları bayağı ilginçtir:
İşsiz bir genç, karısını öldürmek isteyen bir adam ve O’nun açgözlü metresi, hasta babası için film afişi arayan genç bir kız, psikopat katillerden oluşan dört kişilik azılı bir çete…

Tüm bu insanların dünyası bir yerde kesişiyor ve olaylar hızlı bir şekilde akıyor.

Kitabı elime aldım, içimden dedim ki; başını bir okuyayım, geri kalanını da yarın okurum. Ne var ki kitabı o gün bitirmiştim. Yarına kadar bekleyemedim. Olaylar o kadar hızlı akıyor ki, insan bu heyecanlı maceranın sonunu çok merak ediyor. Hikayenin sonunu bir an evvel öğrenmek istiyor.

Eser çok yakında ingilizce olarak da basılacak. Türkçe bilmeyen insanlar da bu kitabı okuyacaklar. Bu da kitabın daha çok okunmasını sağlayacak.

Eser bana göre, çok güzel bir film senaryosu olabilir.
Hatta eğer bu eser film olacaksa, Yılmaz Erdoğan’ın çektiği “Organize İşler” adlı filmden çok daha fazla ses getirebilir. En azından senaryosu ondan daha akıcı ve çekicidir.

Çok güzel kurgulanmış bir eser olup, eseri beğendim. Okunmasını tavsiye ederim. Eminim çok beğenerek okuyacaksınız.

Sahne tasarımcısı ve oyun yazarı Mete Cantekin hakkında…

Tiyatro sanatçısı,sahne tasarımcısı, oyun yazarı, şair Mete Cantekin’ in blog sitesi http://metecantekin.blogspot.com ‘ u tanıtmak istiyorum.

Mete Cantekin’ in yazdığı oyunlar,şiirler, tasarladığı sahne tasarımları sitede yer almaktadır. Sitelerin estetik tasarımı görülmeye değerdir.

Bilginin salt direkt olarak verilmesinden kaçınılarak, estetik bir tasarımla verilmesi, O’ nun sitelerini diğer sitelerden ayırmaktadır.

Mete Cantekin’ in çalışmalarını çok beğendim. Sizlerin de bu güzel çalışmaları izlemesini tavsiye derim.

"Sen Gara Değilsin" adlı oyunumuzu Barış Manço Kültür Merkezi'nde başarıyla sergiledik…

Bir aydır büyük bir heyecanla beklediğimiz gün geldi ve Barış Manço Kültür Merkezi’nde perdeler bizim için açıldı. Bulunmaz Tiyatro oyuncuları olarak, 03 Nisan 2008 perşembe 20:30’da Aziz Nesin’in “Sen Gara Değilsin” adlı oyunumuzu seyircilere sunduk. Ben ve oyuncu arkadaşlarım için, bu ilk sahne deneyimimizdi.

Oyunun yönetmenliğini yapan, sahnede iyi bir performans sergilememiz için maddi ve manevi yardımlarını hiç esirgemeyen sayın hocam Hilmi Bulunmaz’a tüm arkadaşlarım adına teşekkür ediyorum.

Oyunumuzun seyircilerimizle buluşma sürecini kısaca anlatmak istiyorum:

“Sen Gara Değilsin” adlı oyunun sahneye konulması için önümüzde bir ay vardı. İlk haftalarda; “Acaba yetiştirebilir miyiz?” gibi kaygılarımız vardı. Tüm kaygılarımız, hocamızın bize duyduğu sonsuz güven sayesinde kayboldu. Bu bir ay boyunca rollerimize yoğunlaştık. Haftanın her günü hem ezber çalışmalarımıza, hem de sahnedeki duruş ve hareketlerimize çalıştık.

Hüseyin Dinç ve Eser Bozan arkadaşlarımla oyun üzerine günlerce tartıştık. Oyunun daha iyi anlaşılabilir ve vurucu olması için neler yapılması gerektiği üzerine, birbirimize çeşitli öneriler sunduk. Bu önerilerden bazılarını hocamızın da onayıyla uygulamaya karar verdik. Oyunun sunulmasının son haftasına geldiğimizde, artık kendimize daha çok güveniyorduk. Provaların aksaksız geçmesi, repliklerimizi tamamen ezberleyişimiz bize büyük bir güven getirdi.

Gösteri günü hepimizde tarifi imkansız, güzel duygular vardı. Hepimiz Barış Manço Kültür Merkezi’ne erken geldik. Afişlerimizi astık. Oyun esnasında takılabileceğimiz bazı hususlarda birbirimize son taktikleri verdik. Oyundan bir saat önce sahnede son provamızı da yaptık.

“Oyunumuz başlıyor” anonsuyla sahnedeki yerimizi aldık; artık bizim gerçek dünya ile irtibatımız kopuyordu, oyunumuzun geçtiği o hayali bir kasabanın (Yuntabur) serserisi, belediye başkanı ve polis şefi oluyorduk!…

Büyük bir başarıyla oyunumuzu sunduk. Duyduğumuz kuvvetli alkış sesleri, tüm yorgunluğumuzu unutturdu. Neticede azimli çalışmamızın karşılığını büyük bir gururla aldık: Kendimizle, arkadaşlarımızla, hocamızla ve bizi izlemeye gelen tüm seyircilerimizle gurur duyduk. İlerde daha çok başarılı olacağımız konusunda inancımız pekişti.

Barış Manço Kültür Merkezi’nin müdürü Cuma Bolat’ın bizi büyük bir içtenlikle karşılaması, oyun öncesi hazırlıklar için yardımlarını esirgememesi dolayısıyla kendisine teşekkür ediyoruz.

Bulunmaz Tiyatro olarak bu oyunumuzu Barış Manço Kültür Merkezi’nde oynamayı sürdürmenin yanında, başka salonlarda da oynayacağız. Oyunumuzun süresi yaklaşık (şimdilik) bir saat ve tek perdelik. Bizi izleme fırsatı bulamamış seyircilerimizi, diğer salonlarda bekliyoruz. Eminim ki oyunumuzu çok beğeneceksiniz.

Aziz Nesin'in "Sen Gara Değilsin" adlı oyununu okudum…

Aziz Nesin‘in “Sen Gara Değilsin” adlı oyunu “Bütün Oyunlar II” adlı kitabının “Beş Kısa Oyun” adlı bölümü içinde yer alıyor. Kitap artık basılmadığından ancak sahaflarda bulunabiliyor. Ben de internetten kitap satan bir sahafçıdan kitabı aldım. Aziz Nesin’in artık piyasada olmayan kitaplarının tekrar basılmasını ümit ediyorum.

Oyun üç kişilik ve tek perdelik.

OYUNCULAR:

Pren (Kazım Şimşek) : Yuntabur adlı kentin belediye başkanı.
Salsi (Eser Bozan) : Kentin gizli güvenlik şefi.
Gara (Hüseyin Dinç) : Zayıf, çelimsiz, korkak bir kişi.

Oyun, Yuntabur kentinin girişindeki meydanda geçiyor. Kentin ulusal kahramanı Gara için dikilen anıtın açılış töreninde belediye başkanı konuşma yapıyor. Konuşmasından sonra arkadaşı Salsi’yle sohbet ederken, aralarına ölü sanılan Gara’nın girmesiyle oyun ivmeleniyor.

Oyun, bir kara mizah örneğidir. Komedi unsurları içermekle birlikte, son derece dramatik bir eserdir.

Oyunun dili sade, okunması kolaydır. Bir saatten az bir sürede oyunu okumak mümkündür.

Bu oyunu sahneleyeceğimiz için sevinçliyim.

Aziz Nesin'in "Sen Gara Değilsin" adlı oyununu sahneleyeceğiz…

İki hafta önce Bulunmaz Tiyatro‘da Aziz Nesin’in “Sen Gara Değilsin” adlı oyunu üzerine çalışmaya başladık. Oyunda ben, Hüseyin Dinç ve Eser Bozan yer alıyoruz.

İlk hafta okuma provası yaptık. İkinci haftasında hocamız Hilmi Bulunmaz telefon edip Nisan ayının ilk haftasında Barış Manço Kültür Merkezi‘nde oyunu sahneleyeceğimizi bildirdi.

Bizi hem bir telaş, hem de büyük bir heyecan sardı. Neticede bu benim ve arkadaşlarımın sahneleyecekleri ilk oyun olacak. Hocama “Bir ayda bu oyunu çıkartabilir miyiz?” diye sorduğumda, hocam, “Tabii, eğer sıkı çalışırsanız, olur” dedi.

Artık tek hedefimiz oyunu yetiştirebilmek…

"Yeraltından Notlar" oyununu seyrettim

Geçen haftalarda devlet tiyatrolarında sergilenen Dostoyevski’ nin “Yeraltından Notlar” adlı romanından uyarlanan oyunu seyrettim.
Oyun iki perdeliktir.Süresi 2 saat 15 dakikadır.Oyunda emeği geçenler aşağıdadır.

Yazan: Fyodor Dostoyevski
Çeviren: Mehmet Özgül
Rejisör: Özgür Yalım
Dekor-Kostüm: Ali Cem Köroğlu
Işık: Önder Arık
Müzik: Alexander Petihof

Oyuncular:
Payidar Tüfekçioğlu
Alptekin Serdengeçti
Ömer Hüsnü Turat
Saydam Yeniay
Ali Fuat Çimen
Toygun Ateş
Ayhan Anıl
Sadık Takır
Rezzak Aklar
Ezgi Çelik
Seyhan Zemberek
Tuna Öztunç
A. Tefik Hiçyılmaz
Hande Gürak, Nevşim Erzat, Yıldız Durucan, Gözde Okur.

Dostoyevski’ nin eserini daha lisedeyken okumuştum. Ancak oyunu seyrettikten sonra kitabını bir daha okuma ihtiyacı hissettim. Kitabı da geç bitirince oyun hakkındaki yorumum da gecikti haliyle.Kitabı okumaktaki amacım kitapla oyunu karşılaştırmak istememdi.Kitap bir romandı ve tiyatro oyunu olsun diye yazılmamıştı.Tiyatro oyunu amacıyla yazılmamış bir eserin nasıl oyun haline getirildiğini izlemek hoş bir deneyim oldu benim için.
Engin Yayıncılıktan çıkan ve Türkçe’ ye Mehmet Özgül tarafından çevrilen baskısını okudum.Roman iki kısımdan oluşmaktadır.Birinci kısımda düşüncelerini notlara yazan bir adamın hikayesini,ikinci bölümde de anılarını okumaktayız.Adamın ismini bilmemekteyiz.Adam kendinden bahsederken, duygularını ve düşüncelerini açıklarken çok samimidir.İnsanın kendi kendine itiraf edemediği şeyleri bile dile getirmesi, duyduğu suçluluk kompleksinden kurtulma isteğini göstermektedir.Adam asosyal, insanlarla iletişimi zayıf, kendi kurduğu bir kalın kabuk içinde yaşamaktadır.Yazılarını bodrum katında izbe bir evde yazmaktadır, yeraltı kelimesi de buradan çıkmaktadır.Adam memurdur, ancak aylığı azdır, geçim sıkıntısı çekmektedir.Düşüncelerinde kararsızdır. Verdiği kararlardan sık sık pişmanlık duymakta, kendi kendisini yemektedir. Sık sık kurduğu hayallerinde gerçek hayatının tam zıttı bir karaktere bürünmektedir. Yaşadığı toplumu, toplumun aydınlarını eleştirmektedir. Mantık kurallarının örneğin matematikte 2×2 nin 4 etmesi gibi bir sonuçtan ziyade 2×2 nin 5 etmesinin övünülücek bir şey olduğundan bahsetmektedir.
İnsanların mantıklarının peşinde gitmelerinin onları refaha ulaştırmayacağından emindir. Adeta acı çekmekten zevk alan bir kişiliği vardır yazarın.
Yazar ikinci kısımda, bir genelevde karşılaştığı Liza ile yaşadığı anısını anlatmaktadır.
Roman Dostoyevski’ nin diğer romanları için bir başlangıç oluşturmaktadır. O açıdan Dostoyevski’ nin büyük romanları dışında bunun da okunması faydalı olacaktır.
Roman oyunlaştırılırken esere bağlı kalınmaya özen gösterilmiş, bazı kısımlar çıkartılsa da bunlar bütünlüğe zarar vermemiş.
Oyunun başrol oyuncusu Payidar Tüfekçioğlu çok başarılı bir performans göstermiş, onu seyrettikten sonra içimden bu rolle mutlaka bir ödül kazanır demiştim. Meğerse kendisi bu rolüyle “Afife Jale 2007 En İyi Erkek Oyuncu” ödülü kazanmış. Çok enteresan ama daha evvel seyrettiğim “Savaş İkinci Perdede Çıkacak” oyunundaki performansıyla çok beğendiğim Hakan Meriçliler için de bir ödül kazanır demiştim o da “Afife Jale 2006 En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü kazanmış.
Payidar Tüfekçioğlu’ nun rolü çok baskın olduğundan diğer kişilerin rolleri doğal olarak biraz silik kalmış. Oyundaki herkesin performansı çok iyiydi.
Sahnenin diklemesine hazırlanmış tekerlekli duvarlardan oluşması, dekorun hızlı bir şekilde değişmesine imkan vermiştir. Sahnenin dar ama uzun olmasından dolayı bu teknik iyi düşünülmüştür.Canlı çalınan müzik de çok iyiydi.

Sonuç olarak kuvvetli bir eserin başarıyla oyun haline getirilmesi ve oyuncuların ama bilhassa Payidar Tüfekçioğlu’ nun olağanüstü performansıyla bu oyun, son yıllarda seyrettiğim en iyi oyundur. Tüm herkese bu oyunu tavsiye ederim.

Federico Garcia Lorca’nın "Bernarda Alba'nın Evi" adlı oyununu okudum…

Federico Garcia Lorca’nın “Bernarda Alba’nın Evi” adlı oyununu okudum. Hale Toledo’nun çevirisini yaptığı bu eser “Toplu Oyunları 1 / Kanlı Düğün / Yerma / Bernarda Alba’nın Evi” adıyla “Mitos-Boyut” yayınlarından çıkmıştır.

Oyunda 14 kadın karakter ve en az dört kişilik kadınlar grubu vardır. Oyun üç perde. Oyunun dili sade, okunması kolaydır.

Oyun bir İspanyol köyündeki “Bernarda Alba” adlı kadının evinde geçmektedir. İkinci kocası yeni ölmüştür. Cenaze dönüşüyle oyun başlar. Evde yaşlı annesi, hizmetçisi ve sırdaşı Poncia ve beş kızı ile oturmaktadır. Evini dış dünyaya kapatır, sekiz yıllık yas ilan eder. Aileyi despotça yönetir. Ev sanki ev değil, manastırdır. Baskı altındaki kızlar büyük sorunlar yaşar.

Bu oyunun tüm kahramanları kadındır. Beş kız kardeş arasında töreye karşı gelmek isteyen en küçük kız Adelia’nın trajik hikayesi, oyunun konusunu oluşturur.

Bir İspanyol köyünde yaşanan bu durumların bügün bile ülkemizde yaşanması, üzerinde durulması gereken bir konudur.

Yazar bir İspanyol şair ve oyun yazarıdır. 1898-1936 yılları arasında yaşamıştır. Eserlerinde köylü İspanyol kadınlarının üzerindeki töre baskısını dile getirmiştir. O’nun için kadın sembolü Meryem Ana tasviriyle özdeşleşmiştir. Kadın bir bereket, doğurganlık ve sevgi sembolüdür. Erkek ise savaş, çatışma sembolüdür. Yazarın son oyunudur.