Davul çaldığım stüdyodan görüntüler…
14 Temmuz 2009 Salı günü davul eğitimi aldığım Beyoğlu Sanat Merkezi’ndeki davul stüdyosundan görüntüler sunuyorum.
14 Temmuz 2009 Salı günü davul eğitimi aldığım Beyoğlu Sanat Merkezi’ndeki davul stüdyosundan görüntüler sunuyorum.
15 Temmuz 2009 Çarşamba gecesi Taksim meydanında “Dünya Kültürleri ve Gençlerin Avrupa Kültür Başkenti İstanbul Buluşması” ndan görüntüler…
19 Temmuz 2009 Pazar günü Kadıköy sahilinde horon tepenleri görüntüledim.
24 Mayıs 2009 Pazar günü İstanbul Maçka’da düzenlenen “1. Red Bull Soapbox Race” yarışını izledim.
Pazar günü hava güzeldi. Haftalardır bu yarış ile ilgili afişleri etrafta görüyordum. Zamanım vardı ve gidip yarışı seyretmek istedim.
Evim Beşiktaş’ta olduğundan 10 dakikalık bir yürüyüşle Maçka’ya geldim. Yarışın düzenlendiği alana gittiğim de çoşkulu bir kalabalık gördüm. İnsanlar yarışın düzenlendiği yolun iki tarafında da oldukça kalabalık gruplar oluşturmuştu.
Ben de bir saate yakın yarışı izleyip, fotoğraf ve videolar çektim.
Yarış ile ilgili bilgiler vereyim. Yarış Red Bull firmasının sponsorluğunda düzenleniyor. Yarış arabalarında motor kullanılmıyor, arabaların komik olması gerekiyor. Yarış ekipleri arabaya binmeden önce küçük bir şov yapıyor.
Yarış eğlenceli, komik, yarışı kazanmaktan ziyade yarışa katılmanın çok büyük bir keyif olduğu bu etkinlikten memnun kaldığımı söyleyebilirim.
Gerçek ve sosyalist OYUN dergisinin düzenlediği OYUN YAZARLIĞI ÇALIŞMASI ücretsiz olarak gerçekleşecek. Kontenjan sınırlı olduğu için, kayıt yaptırmak zorunludur.
Oyun yazarlığı çalışmasını OYUN dergisi sahibi Hilmi Bulunmaz, genel yayın yönetmeni Toprak Karaoğlu, editör Ozan Akgül ve OYUN’un yazarlarından Leman Koç yönlendirecek.
Tarih: 26 Temmuz 2009 Pazar
Saat: 10.00-20.00 arası
Yer: Bulunmaz Tiyatro
Adres: Yeniçarşı Cd. 20/3 Galatasaray Lisesi yanı
Tel: 0212 513 47 32-33 / 251 85 23 / 638 22 36
26 Mayıs 2009’da 6. sayısı çıkan OYUN dergisinde benim de bir yazım yer alıyor. OYUN dergisinin sahibi Hilmi Bulunmaz’ın kendi sitesi tiyatroyun.blogspot.com’dan aldığım haberi yayınlıyorum. Tiyatroyla ilgilenen herkesin bu dergiyi okumasını kuvvetle tavsiye ediyorum.
Kapitalist üretim ilişkileriyle beslenmeyen; yalancılığa, küfre, linç kültürüne, emek hırsızlığına karşı olan Bulunmaz Tiyatro, sadece tiyatro yapmakla yetinmeyip, aynı zamanda yayıncılık da yapıyor. Çeşitli Internet sitelerinin yanı sıra, bir de tiyatro dergisi yayınlayan Bulunmaz Tiyatro, kapitalist kültürle beslenen sözde aydınlardan medet ummadı, ummuyor. Tamamıyla bağımsız bir sosyalist kimliğe sahip OYUN dergisiyle mücadeleye devam eden Bulunmaz Tiyatro’nun çıkardığı derginin konu başlıklarına bakınız. (HB)
İçindekiler
Toprak Karaoğlu’nun sunuş yazısı
Ozan Akgül’ün “Samuel Beckett” incelemesi
Hilmi Bulunmaz’ın 1 Mayıs 2009 Dünya Tiyatro Günü Bildirisi
Toprak Karaoğlu’nun “Bitmeyen Tiyatro 1” hayalî röportaj yazısı
Ozan Akgül’ün “Dönüşüm” oyunu hakkındaki eleştirisi
Leman Koç’un “Kayısı Ağacı” öyküsü
Hilmi Bulunmaz’ın “Sanata Soldan Bakmak” panel izlenimleri
Kâzım Şimşek’in “Küçük Genny Efsanesi” oyunu hakkındaki eleştirisi
Ozan Akgül’ün “Maskeliler” oyunu hakkındaki eleştirisi
Toprak Karaoğlu’nun “Deneysel Tiyatro” yazısı
18 Mayıs Yürüyüşü
18 Mayıs Yürüyüşü Basın Bildirisi
(Haziran 2009, sayı 6)
17 Mayıs 2009 Pazar günü Melen çayında rafting yaptım.
Uzun zamandır şehir dışına çıkmak, iş ortamının stresinden kurtulmak istiyordum.
Tur firmalarını incelerken rafting kelimesi gözüme çarptı.
Raftingin ne olduğunu biliyordum ama yapmak daha önce hiç aklıma gelmemişti. Rafting turları hazirana kadar yapılıyor; çünkü rafting için su seviyesinin düşük olmaması gerekiyor. Hemen kararımı verdim; rafting yapacaktım.
17 Mayıs 2009 Pazar 07:30′ da Taksim AKM önünden otobüsümüz bizleri aldı. Toplam 44 kişiydik. 3 saat süren bir yolculuktan sonra Düzce ili sınırları içinde olan Dokuzdeğirmen köyüne ulaştık. Rafting parkuru buradan başlayacaktı. Halil adlı tur rehberi kısa bir eğitim verdi. Daha sonra 7-8 kişilik gruplara ayrıldık. Kasklarımızı başımıza taktık. Can yeleklerimizi giydik. Botumuzu taşıyarak Melen çayının kıyısına geldik. Her botun bir rehberi vardı; bizim botun rehberi daha önce bahsettiğim Halil idi. Kendisi neşeli, esprili, elektrik mühendisliğinde okuyan bir öğrenciydi.
Tüm botlar sırayla nehre indi. Ben ikinci sıra sağda oturuyordum. Elimizde küreklerle rehberimizin ileri, kürek, geri kürek, sağa çök, sola çök, içe çök gibi komutlarını elimizden geldiğince yapmaya çalışıyorduk.
Nehrin su seviyesi yüksek değildi. Nehir boyunca sayısız kaya, taş, ağaç, dal parçalarıyla boğuştuk. Dalgalar bazen o kadar yüksek oluyordu ki başımdan aşağı sular dökülüyordu. Nehrin bir bölgesinde akıntı yoktu, göl gibiydi. Burada rehberimiz sırayla herkesi suya attı. Ben de her ne kadar direnseydim de suya atılmama engel olamadım. Böylece bottaki herkes nehirde biraz yüzdü.
1.5 saat süren rafting turumuz Beyler köyünde sona erdi. Burada otobüsümüz bizi karşıladı. Üzerimizdeki ıslak giysilerimiz değiştirdik. Öğle yemeğimizi yedik. Yemekten sonra köyü biraz gezeyim dedim. Nehir kenarında bir evin bahçesine sokuldum. Bir çocuk masada oturuyordu. Kendisyle biraz sohbet ettim. Nehirden çıkan balığın adının “burunlu” olduğunu ve yazın sular iyice azaldığı için bazı yerlerde yürüyerek karşıdan karşıya bile geçilebildiğini öğrendim.
Saat dört gibi dönüş yolculuğumuza başladık. Akşam yedi buçuk civarı Beşiktaş’ a ve evime geldim.
Raftingi yapmadan önce aklımda tehlikeli bir spor olduğuna dair bir önyargım vardı. Ancak turdan sonra çok da tehlikeli olmadığını, rehberin dediklerine uyduktan sonra herhangi bir kötü olayla karşılaşmayacağımızı anladım. Macera ve korku yaşamak isteyenler, adrenalin bağımlısı olanlar için rafting çok ideal bir spor. Şu an rafting sezonunun sonuna yaklaşılıyor. Rafting yapacaklar ellerini çabuk tutsunlar.
1 Mayıs 2009 günü Augusto Boal yaşamını yitirdi.
Augusto Boal Brezilyalı tiyatro yönetmeni ve yazarıdır. “Ezilenlerin Tiyatrosu” adlı eserinde; herkesin, her yerde, her zaman tiyatro yapabileceğini söyler. Işıklar içinde yatsın.
Şu an “Ezilenlerin Tiyatrosu” adlı eseri okumaktayım. Kitabı okuduktan sonra hem kitabı değerlendireceğim, hem de Augosta Boal hakkında daha fazla bilgi vereceğim.
15 Nisan 2009 Çarşamba günü İstanbul Film Festival filmi olan Kuduz Köpek Johnny (Johnny Mad Dog)adlı filmi seyrettim.
Festivalin başladığı günlerde festival filmlerinin tanıtıldığı kitapçığı incelerken, “Kuduz Köpek Johnny” adlı film dikkatimi çekti. Film bir romandan uyarlanmıştı. Afrikada savaşan çocuk askerlerin öyküsüydü. Filmi seyretmek istedim ve biletimi aldım.
Film başlamadan önce, filmin yönetmeni Jean-Stéphane Sauvaire seyircilere kısa bir konuşma yaptı. Konuşmasında filmin Liberya’da çekildiğini, çocuklarla birlikte 1 yıl yaşadığını, onlara oyunculuğu öğrettiğini ama zor öğrettiğini; çünkü çocukların ateş etmesini iyi bildiğini ama rol yapmasını bilmediğini söyledi. Filmdeki çocuklar aslında gerçekten Liberya’daki iç savaşta savaşmışlar. Yönetmen, çocuklar için “Mad Dog Johnny Foundation” adlı bir vakıf kurduğunu da söyledi.
Film ile ilgili bilgi vereyim.
Yönetmen : Jean-Stéphane Sauvaire
Roman: Emmanuel Dongala
Senaryo: Jean-Stéphane Sauvaire
Oyuncular: Christophe Minie, Daisy Victoria Vandy, Dagbeh Tweh
Yıl: 2008
Film aynı adlı romandan uyarlanmıştır. Romanın yazarı Emmanuel Dongala’dır.
Yazar ile ilgili bilgi vereyim.
Kongolu bir kimyager ve yazar. Kısa oyunları, romanları ve tiyatro oyunları var. “Johnny Mad Dog” ve “Little Boys Come from the Stars” romanlarının yazarıdır. Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşıyor. Organik kimyada doktorası var ve üniversitelerde ders veriyor.
Film adı verilmeyen bir ülkede savaşan çocuk askerlerin öyküsüdür. Ülkede iç savaş vardır. İktidarı devirmek isteyen çetelerin en büyük savaş gücünü çocuklar oluşturur. Çocuklar zorla kaçırılır, silahlarla talim yaptırılır ve insan öldürmesi öğretilir. Çete liderleri çocuklara devamlı propaganda yaparlar. Böyle bir çetenin başında “Mad Dog Johnny” lakaplı 15 yaşında bir çocuk vardır.
Çete yoluna çıkan düşman askerlerini sorgusuz sualsiz öldürür, sivil insanları ise rastgele öldürür, soyar, kadınlara tecavüz eder.
Çocuklar bir çetenin içinde olmanın verdiği dayanışma duygusuyla, ellerinde silah, kendilerini yenilmez, öldürülemez olarak görür ve bu inançla ülkenin başkentine gidip, iktidarı devirmek isterler.
Afrika’da savaşan çocuk askerlerin varlığı herkes tarafından bilinir. Ancak bunu kafamızda canlandırmamız zor. Bu filmi seyrettikten sonra Afrika’daki iç savaşlarda neler yaşandığını tüm çıplaklığıyla görüyoruz. Anne babası ölmüş çocuklar donuk gözlerle kendilerine sahip çıkacak birilerini ararken , yerlerde savrulmuş cesetler göz alabildiğince uzanırken bizim yani filmi seyreden herkesin tüyleri diken diken oluyor. Ancak bu korkunç durumlar savaş ortamındaki o insanları etkilemiyor. Bizler için korkunç, dehşetli görüntüler onlar için artık bir anlam ifade etmiyor.
Çocukların performansı mükemmel. Yönetmen işini çok iyi yapmış; çocuklar filmde sanki birilerini gerçekten öldürüyorlardı. Mermileri etrafa sıkarken, insanları öldürürken ki yüz ifadeleri rol icabı değil; onlar en iyi bildiği işi yapıyorlar.
Bu film hayatım boyunca seyrettiğim en etkileyici filmlerden biridir. Daha önce seyrettiğim Tanrı Kent (City of God) de bu film gibi etkileyiciydi. Bu filmin herkes tarafından seyredilmesini ve kara Afrika’da neler oluyor sorusuna verilen bu muhteşem görsel cevabın görülmesini arzu ediyorum. Film kurgu değil, bir belgeseldir. Filmde yaşanılanlardan daha acı, daha korkunç olayların gerçek hayatta yaşandığını düşünmek insanı allak bullak ediyor. İnsanın adeta beyni duruyor. Film, seyrettikten sonra insanın filmin etkisinden çıkması çok zor; örneğin ben bu yazıyı filmi seyrettikten 9 gün sonra yazdığım halde filmin benim üzerindeki etkisi hiç azalmadı, azalacağı gibi bir durum da görülmüyor.
BULUNMAZ TİYATRO’DA BAYRAM HAVASI
Leman Panya Koç
22 Nisan 2009
Bulunmaz Tiyatro’da, her zaman olduğu gibi, bir telaş, bir neşe, bir koşuşturmaca var. Herkes yine pür şevk çalışıyor. Bulunmaz Tiyatro’ya öylesine bir uğrayıvermek bile, insanın içinde mışıl mışıl ”uyuyan prenses”i, âdeta sihirli bir değnekle yerinden zıplatıveriyor.
”Aman canım, gidip görsem ne kaybederim. Zorlayan yok ya, beğenmezsem bir daha gitmem!” diyenler, ilk önce girişe yakın oturuyorlar; sonra yavaş yavaş iç kısma doğru ilerleyip, her hafta biraz daha fazla zaman geçirmek istiyorlar burada. Bulunmaz Tiyatro, öylesine doğal ve öylesine besleyici bir ortam ki, şaşmamak elde değil.’
‘Yapamam, beceremem!” diye mızmızlanan hiç kimse yok Bulunmaz Tiyatro’da. Neden biliyor musunuz? Bulunmaz Tiyatro’ya gelen herkes, adım adım, sanki hiç anlamadan, kendiliğinden keşif yolculuğuna çıkıp, kim bilir hayatının hangi sahnesinde yitirmiş olduğu özgüvenini yeniden bulabiliyor.
Bulunmaz Tiyatro’nun yöneticisi Hilmi Bulunmaz, alçakgönüllülüğü elden bırakmayıp kabul etmese de, olağanüstü bir öğretmen. Size tahta başında ders vermiyor; hatta siz onun sadece sohbet ettiğini sanıyorsunuz. Sonra dikkat ettiğinizde, söylediği her şeyin dolu olduğunu görüyorsunuz. Tiyatrodan eve dönerken, nasıl bu denli bilgiyi içselleştirdiğinize giderek şaşırmaz oluyorsunuz. Hilmi Bulunmaz’daki olağanüstülük, sanki bulaşıcı bir hastalık gibi size de sirayet ediyor. Olağanüstülüğü olağanlaştırıp, düşünsel varsıllığınızı artırıyorsunuz.
Ben, yirmi üç yıl öğretmenlik, üç yıl da dershanelerde müdürlük yaptım. Bu sürede, birçok öğrenci ve birçok öğretmenle çalıştım. Şimdi diyorum ki, eğer Bulunmaz Tiyatro’yu daha önce tanımış olsaydım, mesleğim adına çok güzel işler ortaya çıkartırdım. Ancak, kendimi asla geç kalmış hissetmiyorum. Zaman zâten görecelidir. Ne zaman yaptığınız belki önemlidir; ama ne yaptığınız daha da önemlidir. Hayatımın yirmi altı yılını öğretmenlik yaparak geçirdikten sonra, Bulunmaz Tiyatro’da büyük bir coşkuyla öğrencilik yapıyorum. İyi ki Bulunmaz Tiyatro var!
Yazımın başlığında bayram havası sözlerini kullandım. Evet, Bulunmaz Tiyatro’da, sözün tam anlamıyla bayram havası var. Neler yapabildiğinizi görebilmek, daha da iyisi için kendinizle yarışabilmek, dopdolu bir pazar gününü bayrama dönüştürebilmek için, siz de gelip bize katılabilirsiniz.
Kaynak:http://tiyatroyun.blogspot.com/2009/04/oyun-yazar-leman-panya-bulunmaz.html