Yaptıklarım, okuduklarım, seyrettiklerim, dinlediklerim, gezdiklerim …

Mustafa…

1 Kasım 2008 Cumartesi günü “Mustafa” filmini seyrettim.

Cumartesi günü canım kumpir çekti. En iyi kumpircilerin Ortaköy’de olduğunu bildiğimden, Ortaköy’e gidip, kumpir yedim. Dönüşte arkadaşım Aydan Seylan aradı; Taksim’de olduğunu söyledi; müsaitsem “Mustafa” filmini beraber seyredelim mi; diye sordu. Ben de tamam deyip; Taksim’ e doğru yola çıktım.

Majestik sinemasında buluştuk; kafesinde yemeklerimizi yedik ve saat yedide salona geçip, koltuklarımıza oturduk.

Mustafa filmi belgesel tarzda çekilmiştir. Yönetmen ve senarist Can Dündar’dır.

Film, Atatürk’ün çocukluğunda karga kovaladığı yıllardan ölümüne kadarki hayatını anlatıyor. Atatürk’ün bilinen yanlarından daha çok, fazla bilinmeyen yanları anlatılıyor. Filmin ilk yarısında hırslı, memleketini kurtarmak için elinden geleni yapan bir insan portresi çiziliyor. İkinci yarısında cumhuriyet kurulduktan sonra ise yalnız kalmış, boş vakti çok olan bir insan portresi çiziliyor.

Atatürk’ün annesine olan sevgisi, eşleriyle olan ayrılıkları, memleketi Selanik’in Türklerin elinden çıkması gibi bir çok olayın kendisinde bıraktığı ıstırapları izlerken; Goran Bregoviç’in acıklı ezgileriyle duygusal anlar yaşıyoruz. Film çok hüzünlü… Çok mühim işler başarmak, memleketine faydalı olmak için bir savaştan bir savaşa atlamış, evlenmeye zaman bulamamış, zaman bulduğunda da eşleriyle anlaşamamış bir kişinin kendi dünyasında neler yaşadıklarını görüyoruz. Film, Atatürk’ün rakı sofrası, O’nu diktatör olarak niteleyen haber küpürlerine yer vermesi gibi bir çok yönden belki eleştirilebilir ama filmde çok partili hayata geçişte yaşananlar da anlatılıyor.

Filmin adı Mustafa’dır; O’na Mustafa diye hitap eden tek kişi annesidir. Şimdi de biz,halkımız, O’nu sevenler O’na Mustafa diye sesleniyor.

Filmi beğendim; film Atatürk’ü yüceltmek amacıyla değil, O’nu bir insan olarak göstermesi açısından çok önemlidir. Seyredilmesinde fayda vardır.

Şu unutulmamalıdır ki; Mustafa, Mustafa Kemal Atatürk olmasaydı, biz şu an Osmanlı devletinde yaşıyor olurduk ve bağımsız olma mücadelemiz daha çok uzun yıllar sürerdi; ve biz hala “Çok yaşasın padişahım ” nidalarıyla gezer, dururduk.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Etiket Bulutu

%d blogcu bunu beğendi: