Yaptıklarım, okuduklarım, seyrettiklerim, dinlediklerim, gezdiklerim …

Söyle, tanrıça, Peleusoğlu Akhilleus’ un öfkesini söyle.
Acı üstüne acıyı Akhalara o kahreden öfke getirdi,
ulu canlarını Hades’ e attı nice yiğitlerin,
gövdelerini yem yaptı kurda kuşa.
Buyruğu yerine geliyordu Zeus’ un,
ilk açıldığı günden beri araları
erlerin başbuğu Atreusoğlu’ yla tanrısal Akhilleus’ un.
Onları birbirine düşüren hangi Tanrı?
Apollon, Leto ile Zeus’ un oğlu.
Krala kızıp orduya kıran salan o;
Atreusoğlu, tanrının duacısı Khryses’ i saymadı diye
insanlar kırılıp gidiyordu birbiri ardı sıra.
Khryses kurtarmak için Akhaların elinden kızını
bir yığın kurtulmalıkla gelmişti tezgiden gemilerine.
Elinde Okçu Tanrı Apollon’ un şeritleri sarılı altın değneği.
Bir bir yalvarıyor tekmil Akhalara,
daha çok, orduları dizen Atreusoğlu’ na yakarıyordu:
“Güzel dizlikli Akhalar, Atreusoğulları,
Olympos’ taki yüce tanrılardan dilerim,
Priamos’ un ilini yerle bir ediniz,
sonra sağ salim dönesiniz evinize.
Alın bu kurtulmalıkları, kızımı verin bana,
korkun Zeus’ un oğlu Apollon’ dan, sayın onu.”
Tekmil Akhalar bağrıştılar bir ağızdan:
Alınsın değerli kurtulmalıklar, duacıya saygı gerek.
Ama Atreusoğlu Agamemnon’ un gönlünce değildi bu;
Tersleyip kovdu mu onu, şöyle buyurdu:
“Bir daha sakın görmeyeyim, ihtiyar,
şu koca karınlı gemilerin yanında seni,
haydi kır boynunu, düşmesin buralara yolun,
yoksa ne değneğinden hayır görürsün,
ne de şeritlerinden tanrının.
Şurdan şuraya bırakmam kızını,
orda, Argos’ ta, yurdundan uzak,
tezgâhına gide gele, yatağıma gire çıka,
benim yuvamda kocayacak.
Kızdırma kafamı, kendi canını düşün, dön evine.”
Böyle deyince o , ihtiyarın korku düştü içine,
sesini çıkarmadı, eğdi boynunu,
yürüdü uğuldayan denizin kıyıları boyunca.
Gitti uzakta bir yerde yakardı durdu
yüce Apollon’ a , güzel saçlı Leto’ nun doğurduğu:
“Ey Khryse’ yi , kutsal Killa’ yı koruyan, gümüş yaylı,
Tenedos’ un güçlü kralı, Smintheus, dinle beni,
bir gün sana yaraşır bir tapınak yaptıysam,
boğaların, keçilerin yağlı butlarını yaktıysam senin uğruna,
şu dileğimi tezelden yerine getiriver:
Gözyaşlarımın öcünü al Danaolardan, oklarınla.”
Böyle yakardı o, Phoibos Apollon da dinledi onu,
indi Olympos’ un doruklarından, köpürmüş öfkeli.
Omuzlarında yayı, iki ucu kapalı okluğu.
Kımıldandı mı, oklar omuzlarında çangırdıyordu.
Kızgın tanrı yürüyordu gece gibi.
Yerleşti gemilerin ardına, saldı okunu,
bir vınlama çıktı gümüş yaydan, korkunç, acı.
Önce katırların, köpeklerin düştü peşine.
Sonra saldı bir sivri ok insanların üstüne.
Kavruluyordu birbiri peşi sıra bir yığın ölü.
Ordu içine tanrının okları yağdı tam dokuz gün.
Akhilleus çağırdı meydana halkı onuncu günü;
bunu ak kollu Tanrıça Here koydu kafasına,
ölüp giden Akhalara içi yanıyordu.
Halk toplanıp gelince bir araya
ayağıtez Akhilleus kalktı, dedi ki:
“Atreusoğlu, birazdan geri döneceğiz, herhal,
yurdumuza gideceğiz, kurtarırsak ölümden canımızı;
bak yiyor Akhaları, bir olmuş savaşla salgın.
Gel bir duacıya, bir biliciye başvuralım,
ya da bir düş yorumcusuna, bilirsin Zeus getirir düşü.
O söylesin, Phoibos Apollon’ un bu büyük öfkesi neden?
Adak mı adamadık, yüzlük kurbanlar mı kesmedik?
Uzaklaştırması için başımızdan şu salgını
koyunların, lekesiz keçilerin razı mı yağ dumanlarına?”
Bunları söyleyip oturdu o, kalktı Kalkhas,
Thestor’ un oğlu, düş yorumcularının en büyüğü,
biliyordu her şeyi, geçmekte olanı, geçmişi, geleceği.
Phoibos Apollon verdiydi bu hüneri ona,
bu hünerle geldiydi ta İlyon’ a Akhaların gemileri.
Kalkhas söz aldı, düşüne taşına dedi ki:
“Ey Akhilleus, Zeus’ un canı ciğeri,
Apollon’ un öfkesini açıklamamı buyurdun bana,
anlatayım, ama sen de iyi dinle beni,
yardım et canla başla, ant ver,
benden yana ol hem sözünle, hem işinle.
Kızdıracağım biliyorum Akhaların saydığı adamı,
o adamın bütün Argoslulara her yerde sözü geçer.
Kral azgın olur kızınca ayak takımından birine,
Bir zaman öfkesini yenerse de, unutamaz kinini,
dışarı vurana dek taşır yüreğinde onu.
Öyle bir günde beni korur musun nasıl?”
Ayağıtez Akhilleus karşılık verdi, dedi ki:
“Korkma, söyle bakalım şu tanrı buyruğu ne?
Danaolara tanrı buyruklarını bildirmen için
sığındığın Apollon adına ant olsun, Kalkhas,
başbuğlukla övünen Agamemnon bile olsa lafını edeceğin,
ben ayakta sağ salim gördükçe gün ışığını,
şu koca karınlı gemilerin yanında sana
yumruk indiremez bir tek Argoslu.”
Rahatladı usta yorumcu, dedi ki:
“Yok yok, ne adak için kızdı o,
ne de yüz sığırlık kurbana.
Saygısızlık etti Agamemnon duacıya da ondan.
Kurtulmalıkları istemedi, salmadı kızını.
Çok acılar çektirdi okçu tanrı bu yüzden size,
bundan böyle de çektireceği var.
Vermezse kurtulmalık almadan, pazarlıksız,
oynak gözlü kızı sevgili babasına Agamemnon,
kurban etmezse bir de yüz kutsal sığır Khryse’ ye,
bu kötü salgından Danaoları kurtaramaz o,
bunlar olursa tanrı yola gelir, yatışır.”
Böyle konuşup oturdu o, kalktı hırsla
gücü yaygın Agamemnon, yiğit Atreusoğlu,
kapkara bir öfkeyle doluydu yüreği,
yanıyordu iki gözü yalım yalım.
Dik dik baktı Kalkhas’ a, dedi ki:
“İyi bir söz duymadım senden, yomsuz haberci,
hep kara haber verir, gönül eğlersin.
Ne tatlı bir sözün var, ne hayırlı bir işin.
Tutmuş yorumlarsın tanrı buyruğunu Danaolara.
Değerli kurtulmalıklarını almadım diye Khryseis’ in,
ne yapıp yapıp evime götürmek istiyorum kızı diye
başlarına bela getirdi diyorsun okçu tanrı.
Doğrusunu isterseniz,
asıl karım Klytaimestre’ den üstün o kız,
ondan aşağı değil yapısı, boyu posu,
aklı fikri yerinde, üstelik ev kadını.
Geri vermeye razıyım gene de,
ne yapayım, yok derseniz başka çaresi,
yeter ki armağan verin bana, şimdi hemen,
bir ben kalmayayım armağansız komutan,
benim için yakışık alır şey değil bu.
İşte bakın, benim armağan gidiyor başka yere.”
Ayağıtez tanrısal Akhilleus karşılık verdi, dedi ki:
“Ünlü Atreusoğlu, ey doymak bilmez adam!
Ulu canlı Akhalar armağanı nerden bulsun versin sana,
elimizde yedeğe alınmış mal mı var ki.
İllerden ne yağma ettiysek hep bölüşüldü
doğru olur mu toplamak bu malları yeniden?
Haydi durma, sun tanrıya sen şu kızı,
biz Akhalar veririz sana üç-dört katını;
İş ki güzel surlarla çevrili Troya ilini
talan etmeyi buyursun Zeus bize.”
Kral Agamemnon karşılık verdi, dedi ki:
“Tanrıya benzer Akhilleus, yiğitliğine yiğitsin ama
beni kandıramazsın, boş yere saklama fikrini,
niyetin ne, senin armağanın olsun, benim olmasın, öyle mi?
Onu geri vermemi istemen bunun için demek.
Ulu canlı Akhalar, tam istediğim gibi, ona denk
bir armağan verirlerse başım üstünde yeri var,
yok vermezlerse kendim alacağım gidip onu,
ya seninkini alacağım, ya Aias’ ın, ya Odysseus’ unkini.
Biliyorum, kime gitsem o kızacak bu kez de.
Neyse, durmayalım bunun üstünde, sırası değil.
Tanrısal denize kara bir gemi sürelim,
kaç kürekçi gerekse arayıp bulalım,
yüzlük kurbanları
koyalım içine,
güzel yanaklı Khryseis’ i de gemiye bindirelim,
sözü geçen biri olsun geminin kaptanı,
ya Aias, ya İdomeneus, ya tanrısal Odysseus,
ya da sen Peleusoğlu, erlerin en korkuncu, ya da sen,
kessin kurbanları, koruyucu Apollon’ u yatıştırsın, öylesine biri.”
Şöyle bir yan baktı ayağıtez Akhilleus, dedi ki:
“Seni gidi edepsiz, çıkarına düşkün yürek!
Senin sözlerini bir Akhanın nasıl kaldırır içi,
savaşa nasıl gider o, nasıl dövüşür erkekçe?
Kargı salan Troyalılarla savaşa gelmiş değilim ben,
hiçbir şey yapmadılar, dokunmadılar bana onlar;
ne sığırlarımı çaldılar, ne atlarımı götürdüler,
ne de bereketli Phthie’ de ekinlerimi çiğnediler.
Gölge veren dağlar var aramızda, uğuldayan deniz var.
Geldik buraya, utanmaz herif, senin ardından,
tek gönlün olsun diye senin, köpek suratlı,
tek Menelaos’ la sen, Troyalıların sırtından ün alasınız diye.
Ama hiç de umurumda değil bu.
Gelmiş gözdağı veriyorsun, alasın diye payımı,
bana Akha oğulları verdiydi onu, bunca sıkıntılara karşı.
Bakımlı, zengin bir ilini Troyalıların
talan ettiklerinde Akhalar.
Senin payın kadar bir pay almadım ben.
Oysa kıyasıya savaşta benim kollarım görür en büyük işi,
ama bölüşmede payın en okkalısı sana gider,
benimse savaşta canım çıkar,
küçük bir şeyle gene de hoşnut dönerim gemilerime.
Şimdi artık benim için en iyisi,
kıvrık burunlu gemilerimle Phthie’ ye, eve dönmek.
Hem onur payımdan olayım, hem burada kalayım, ha,
mal mülk sahibi edeyim diye seni?”

Erlerin kralı Agamemnon karşılık verdi, dedi ki:
“Canın öyle istiyorsa, yalvarmam, buyur git,
çok adam var benim yanımda, beni sayan,
akıllı Zeus işte en başta.
Hep kavga dövüş, savaş işin gücün,
en iğrendiğim sensin Zeus’ un beslediği krallar içinde.
Çok güçlüsün, ama bil ki tanrı verdi sana bu gücü.
Durma, gemilerinle, yoldaşlarınla git evine,
var git Myrmidonların başına geç.
Ne sen umurumdasın, ne de öfken umurumda.
Ama şunu da kafana ko iyicene:
Phoibos Apollon istiyorsa Khryseis’ i ille de,
şu gemimle, yoldaşlarımla göndereceğim onu.
Ama barakandan alacağım kendim gelip
senin onur payını güzel yanaklı Briseis’ i.
Senden ne güçlü olduğumu o zaman anla gör.
Korksun boy ölçüşmekten, ibret alsın
kim benimle eşit görmek isterse kendini.”
Böyle dedi o, Peleusoğlu’ nu bir kaygı aldı,
kıllı göğsü içinde yüreği bir o yana aktı, bir bu yana:
Sivri kılıcını baldırı boyunca kınından çeksin miydi?
Herkesi ayağa kaldırıp onu öldürsün müydü?
Yoksa öfkesini yatıştırsın mıydı,dişini sıkıp?
Canında bu iki şey bir orda bir burda kaynadı durdu.
Kocaman kılıcını kınından çıkaracakken tam
iniverdi Athene gökten aşağı
onu ak kollu Tanrıça Here göndermişti;
iki yiğidi de bir tutuyor, seviyor, koruyordu.
Durdu Peleusoğlu’ nun arkasında, ayakta,
görmedi onu ordakilerden hiçbiri,
göründü yalnız Peleusoğlu’ na, kavradı sarı saçlarından.
Sarsıldı Akhilleus, döndü baktı arkasına,
Pallas Athene’ yi tanır tanımaz parladı gözleri.
Kanatlı sözler söyledi ona, dedi ki:
“Ne diye geldin gene, kalkanlı Zeus’ un kızı?
Atreusoğlu Agamemnon’ un taşkınlığını görmeye mi?
Birazdan ne olacak ben söyleyim sana:
Canıyla ödeyecek böyle caka satmayı o.”
Gök gözlü Tanrıça Athene karşılık verdi, dedi ki:
“Ben seni yatıştırmak için indim gökten,
ak kollu Tanrıça Here gönderdi beni,
ikinizi de bir tutar o, sever, korur ikinizi de.
Beni dinlersen kavgayı bırak, kılıçtan çek elini,
anlat ona başına geleceği, söv say yeter.
Dinle bak, bu dediğim gerçekten olacak:
Bir gün gelecek, onun bu cakasına karşılık
üç kat değerli armağanlar verilecek sana.
Tut kendini, güven bize.”
Ayağıtez Akhilleus karşılık verdi , dedi ki:
“Öfkeden içim içime sığmıyor, ama
neyleyim ki sözünüzden çıkamam.
Benim için böylesi daha iyi tanrıçam;
tanrılar dinlerler tanrıları dinleyeni.”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Etiket Bulutu

%d blogcu bunu beğendi: