Yaptıklarım, okuduklarım, seyrettiklerim, dinlediklerim, gezdiklerim …

Archive for the ‘Uncategorized’ Category

"Carlo Goldoni" kimdir?

1707 – 1793 yılları arasında yaşamış İtalyan oyun yazarıdır.Venedikte doğmuştur.Pariste ölmüştür.
Eserleri:
I pettegolezzi delle donne ( Dedikoducular, 1742), Il bugiardo (Yalancı, 1744), Il vero amico (Gerçek Arkadaş), La locandiera (Otelci Kadın, 1753), I Rusteghi (Yabanlar, 1760), Le baruffe chiozzote’dir (Chioggia Kavgaları, 1762), Il malcontenti (Tatminsiz, 1755), Fransızca L’Eventail (1763) adıyla yazdığı ve Il ventaglio (Yelpaze, 1764) adıyla İtalyanca’ya çevirdiği yapıtı en başarılı oyunları arasında yer alır. Memoires (Anılar, 1787).
Goldoni, İtalyan gerçekçi komedisinin kurucusu sayılır. Hukuk okudu.Avukatlık yaptı.Moliere’i okuyabilmek için Fransızca öğrendi.

Not:Carlo Goldoni hakkında ilerki zamanlarda daha ayrıntılı bilgi vereceğim.

Reinhold Tritt'in "Dalga" oyununu seyrettim…

7 Ocak 2008 pazartesi akşam eve dönerken, telefonum çaldı. Arayan Hilmi Bulunmaz idi. Coşkun Büktel’in beni yarın oynayacak bir tiyatro oyununun galasına davet ettiğini söyledi. Kendisini arayıp, gelip gelemeyeceğimi söylememi istedi. Ben de hemen Coşkun Büktel’e bu daveti için teşekkür ettim ve geleceğimi söyledim. Bana oyunun Kenter Tiyatrosu’nda olduğunu ve sekiz buçukta başlayacağını söyledi.

Ertesi gün Coşkun Büktel’i arayıp oyunun adını öğrendim. İnternetten araştırma yapıp, oyun hakkında biraz bilgi topladım.

Saat altıya yaklaşırken, çalıştığım şirketten ayrılıp eve gittim. Şirketten beş dakika bile erken ayrılmak trafiğe daha az takılma anlamına geliyordu benim için. Hızlı bir şekilde yemek yedim ve hemen Taksim’e otobüsle geldim.

Kenter Tiyatrosu’nun Şişli’de olduğunu düşündüğümden Şişli’den geçen bir otobüse atladım. Otobüs Harbiye durağında durdu. Ben de şöyle bir soluma baktım. Fazla büyük olmayan bir tabela üzerinde “Kenter Tiyatrosu” yazısını okudum. İçimden hayret burada da bir Kenter Tiyatrosu varmış dedim. Biraz daha dikkatli bakınca giriş kapısında büyük bir kalabalık ve seyredeceğim oyunun afişini gördüm. Yani anlayacağınız jeton biraz geç düştü, tam kapıya hareketlenmişken otobüs de hareket etti. Neyseki bir sonraki durakta inip tiyatroya ulaştım. Kapıda Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel beni bekliyorlardı. Hızlıca merhabalaştıktan sonra koltuklarımıza doğru yol aldık. Koridorlar, fuaye alanı bayağı bir kalabalıktı. Hızlı adımlarla ön sıralardaki boş koltuklara yerleştik. Oyunun başlamasını bekledik. Oyun 10 dakikalık bir gecikmeyle başladı. Tüm koltuklar doluydu. Etrafımızda tiyatrodan veya sinemadan tanıdığımız bir çok ünlü konuk vardı.

Şimdi oyunla ilgili bilgiler vereyim. Oyun, Don Kişot Prodüksiyon tarafından finanse edilen Don Kişot Tiyatro tarafından sahnelendi.

Oyunda emeği geçenlerin listesini veriyorum:

Yazan: Reinhold Tritt
Çeviren: A.Naki Öner
Yöneten:Şakir Gürzumar
Oyuncular: Levent Ülgen, Ayça Abana, Faruk Akgören, Ayşegül Alpak, Onur Dikmen, Duygu Eren,Çetin Güner, Ece Özdikici, Fatih Sönmez, Serhan Süsler, Serhat Teoman, Ekin Türkmen, Serdar Yeğin
Dekor : Cem Köroğlu, Kostüm: Nalan Türkoğlu, Işık: Kemal Yiğitcan, Müzik: Targan Türe, Yapımcı Tarık Güvenç

Oyun Amerika’da bir kolejde geçiyor. Tarih öğretmeni Bay Ross bir dersinde öğrencilerine nazilerin yaptığı soykırımı anlatan bir film izlettiriyor.

Lorry adında bir öğrenci öğretmene şu soruyu soruyor: Bu soykırım olurken, milyonlar öldürülürken Almanlardan kimse bunu niye görmedi diye soruyor. Öğretmenin buna verdiği cevap öğrencileri pek tatmin etmiyor. Yine öğrencilerden biri artık bu gibi olayların yaşanmayacağı ve bunun üzerinde fazla durulmaması gerektiğini söylüyor. Bay Ross oyunun da konusunu oluşturan bir deney yapmaya karar veriyor. Deney disiplinin gücünü gösterecek ve bir gün sürecektir. Deney o kadar başarılı olur, tüm öğrenciler buna o kadar çabuk uyum sağlarlar ki deneyi başlatan öğretmen bu deneyi durdurmak istemez. Başta deney çok başarılı olmuş gibi görünmektedir. Tüm öğrenciler disiplinli hareket etmekte, dersleri dikkatle dinlemekte hatta başarısız giden basketbol takımı bile artık kazanmaya başlamıştır. Derste uyuklayan, başarısız bir öğrenci olan Robert bile dersleri büyük bir dikkatle dinler. Günler geçtikçe deneyin boyutları genişler ve bu harekete “Dalga” adı verilir. Slogan, amblem, selamlaşma gibi “Dalga” hareketini tanımlayan simgeler belirlenir. Öğretmenin kendisi de yarattığı bu hareketin oluşturduğu büyük bir gücün etkisindedir. Kılık kıyafetleri bile değişmiştir. Artık onu lider gibi gören askerleri vardır. Bunlar harekete daha çok insan katmak için şiddete bile başvururlar. Öğrencilerden Lorry okulda gazete çıkarmaktadır. Sadece O, bu olayların farkındadır. Bu hareketin yaptığı zararları görebilmektedir. Diğer tüm arkadaşları bu hareketin bir üyesi olmaktan gurur duyarlar. Bu hareketin özünde tüm üyeler arası tam bir eşitlik ve rekabetin yok edilmesi vardır. Bu tüm öğrencilerde müthiş bir rahatlama duygusu vermiştir. Sınıfının en çalışkanı olan Lorry ile artık rekabet etmelerine ihtiyaçları yoktur. Bu üstünlüğünü kaybettiği için Lorry’nin bu harekete uzak durduğunu sanarlar. Onu baskı altına alırlar. Sonuçta deney olarak başlayan bu hareket tüm okulu sarsmış ve büyük bir kargaşaya neden olmuştur. Sonunda öğretmen bu deneyi sonlandırır. Deneyi sonlandırdığında söylediği şu sözler epey anlamlıdır:

Dünya, kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikelidir.

Oyundaki mesaj açıktır. Düşünmek istemediğimiz için, söyleneni yapmak düşünmekten daha kolay olduğundan ve söyleyen kişinin etkileme gücünden dolayı insanlar bu gibi insanların peşine kapılabilmektedirler. En büyük ve acı örneğini 2. Dünya savaşında Almanya’ da Hitler ile gördük. Bu durum ileride tekrarlanabilir. Bunun için eleştiriye açık olmalı, başkalarına saygılı olmalı ve kimsenin arkasından körü körüne ve düşünmeden gitmemeliyiz. Özgürlüğümüzü ve bağımsızlığımıza ipotek koymamalıyız.

Oyun tek perdeliktir. Süresi yaklaşık iki saattir. Dekor olarak sadece üç sihirli kutu vardır. Bunların her bir tarafı açılıp ve birleştiriliyor, böylelikle arka planlar hızlı bir şekilde yeniden inşa ediliyor.

Oyundaki tüm oyuncuların performansı çok iyi. Yaş ortalaması çok genç bir kadro var. Oyunun başrol oyuncusu Bay Ross’u oynayan Levent Ülgen de çok başarılıdır. Kendisi bir tv dizisinde çok uzun yıllar oynadığından olsa gerek, nadiren de olsa el kol hareketlerini ve mimiklerini tv de oynadığı o karakterden çalmaktadır.

İnternet’ ten araştırdığıma göre oyun gerçek bir hikayeden alınmış. Bu olayların benzeri yaşanmış. Deney 1967 yılında Palo Alto, California’da Cubberley kolejinin Dünya tarihi sınıfında bir gün sürecek şekilde başlamış ama beş gün sürmüş ve 300’den fazla öğrenci bu hareketin üyesi olmuş.

1990 yılında Alman yazar Reinhold Tritt’in yazdığı bu oyun Almanya’da “Yılın Oyunu” ödülünü kazanmıştır.

Sonuç olarak oyunu beğendim ve herkese tavsiye ederim.

"Kral Dairesi (Üç Nikah Üç Cenaze ve Bir Soygun )" adlı oyunu seyrettim

Bir hafta arayla yeni bir oyuna gideyim dedim. İnternetten “Ful Yaprakları” oyunu için bilet aldım. Oyun, Devlet Tiyatrolarının Oda Tiyatrosu’ nda oynanacaktı.

Oyunun başlama saati akşam sekizdi. Çalıştığım şirketten akşam altıda çıktım. Evde yemek olmadığından, aceleyle bir lokantada yemek yiyip, hızlı adımlarla eve gittim ve üstümü değiştirdim. Yine hızlı bir şekilde Taksim’ e sarı dolmuşlarla ulaştım. Oyunun başlamasına 5 dakika varken sahneye gelebildim. Bilet kontrolünün yapıldığı masaya yaklaşırken, bazı insanların dışarı çıktıklarını gördüm ancak buna bir anlam veremedim. Masada bir bayan vardı. Hemen ismimi söyleyip, biletimi almak istedim.O zaman bayan bir gülümsemeyle oyunun iptal edildiğini, onun yerine “Kral Dairesi” adlı oyunun konulduğunu söyledi. Oyuncu rahatsızlığından dolayı olduğunu da ilave etti. Epey şaşırmıştım. Ne diyeceğimi bilemeden, bana “Eğer bu oyunu seyretmediyseniz, bu oyunun çok güzel ve eğlenceli olduğunu” söyledi. Ben de ona “Peki, oyunu seyredeyim” dedim. Bu oyunun adının bana hiç yabancı gelmediğini düşünüyordum koltuğuma giderken, birden aklıma geldi, Coşkun Büktel bana bu oyundan bahsetmişti. Bu oyunun galasına gittiğini, maske takan oyuncuların olduğunu ve hiç konuşma olmadığını söylemişti. Ben de içimden “Tüh, o oyunu mu seyredeceğim'” dedim. Neticede hiç hesapta olmayan bir oyunu seyretme durumum oldu. Durumu kabullenmiştim.
Oyun vaktinde başladı ki bu durumla da fazla karşılaşmadığım için biraz şaşırdım. Koltuklar tam dolu değildi. Yer yer boşluklar vardı. Tahminimce oyunun iptal olması, bazı seyircilerin geri dönmesine neden oldu.
Oyunda maskesiz üç oyuncu vardı. Diğer oyuncuların hepsi maske takıyorlardı. Oyunun başında ve sonunda bu üç oyuncu arasında kısa diyalog vardı. Bunun dışında bu üç oyuncu ve diğer oyuncular hiç konuşmadılar. Sanki Charlie Chaplin’ den sessiz sinema seyrediyorduk. Sonradan araştırdım ki oyunun yönetmeni ve yazarı bu türden daha evvel bir oyun yazmış. Kendisinin maskelerle ilgili özel çalışmaları varmış.
Oyunda maske takıldığından ve konuşma da olmadığından vücüt dili artık her şey olmuş, oyuncular vücut diliyle birbirleriyle anlaşıyorlardı.
Oyun bir otelin kral dairesinin, 3 çifte aynı gece için satılmasıyla yaşanan komik durumlar üzerine kurulmuş. Bu senaryoya benzer çok senaryolar gördüğüm için, bana pek ilginç gelmedi. Evet çok basit bir senaryosu vardı ancak yine de oyundaki bazı yaratıcı sahnelere değinmekte fayda var. Biri bir masa etrafındaki konuşmanın kuşbakışı görüntüsünün verilmesidir. Bunun içinde oyuncular ve masa yan yatmıştı. Böylece onları sanki kuşbakışı görüyorduk. Bir diğeri de perdelerle dört bir tarafı kapatılan yataktaki el fenerlerin olduğu sahnedir. Bunların dışında oyun için söylenecek fazla bir şey yok. Oyun tamamen eğlendirme amaçlı yazılmıştır. Büyük ihtimalle de kısa bir süre sonra hafızalarımızdan da silinecektir.

Eğer seyredeceğiniz başka bir oyun kalmamışsa ve bu seyredilecek en son oyunsa eh seyredin o zaman!

Yazan: Toby Wilsher
Reji-Tasarım: Toby Wilsher
Çeviren: Selen Korad Birkiye
Dekor: Burhan Yılmaz
Kostüm: Mihriban Oran
Işık: Yakup Çartık
Dans Düzeni: Erdal Uğurlu

Oyuncular:
Fikret Urucu
Elif Erdal
Uygar Özçelik
Arzu Oş
Fatih Sarı
Deniz Bolışık
Erkan Avcı
Emrah Bozkurt
Sibel Akdeniz Demirtaş
Celal Örnek

Reji Asistanları:Selen Korad Birkiye, Elif Erdal

"Savaş İkinci Perdede Çıkacak" adlı oyunu seyrettim

Oyunun biletini bir ay önceden internetten almıştım. Bileti bu kadar erken alınca ilk sıradan bir koltuk alma şansına sahip oldum.

Oyun Devlet Tiyatroları’ nın Oda Tiyatrosu’ nda oynandı. Oyun 2 perdeliktir. Süre olarak 2.5 saatten fazladır.

Oyunun sahneye koyulmasında emeği geçenlerin ve oyuncuların adları aşağıdadır:

Yazan: Oldrich Danek
Türkçesi: Yücel Erten
Reji-Tasarım: Yücel Erten
Kostüm Tasarımı: Gülhan Kırçova
Işık Tasarımı: Yakup Çartık
Müzik: Çiğdem Erken
Dans Düzeni: Cihan Yöntem

Oyuncular:
Hakan Meriçliler, Levent Güner, Alpay İzbırak, İpek Bilgin, Burak Şentürk,Şenay Gürler, Esra Ruşan, Selen Domaç, Deniz Evrenol, Zeynep Akkaya, Nazlı Uğurtaş, Hale Şenözgen, Gürsan Piri Onurlu, Efe Ünal, Destan Batmaz

Orkestra: Ayca Daştan, Tansu Eğinlioğlu, Derya Davulcu

Çek yazar Oldrich Danek’in bir aktörün anıları üzerinden tiyatro sanatının gücünü ve büyüsünü anlattığı bir oyundur.

Hastanede son günlerini yaşayan aktör Brendl’ ın tiyatroya başladığı ilk günden hayatının son gününe kadarki yaşadıklarından kesitler sunulmaktadır. Brendl tiyatroya o kadar aşıktır ki tiyatro için şerefini bile satabilmiştir. İzleyicilerle buluşma tutkusu o kadar yüksektir ki, onu ikinci dünya savaşında nazilerle işbirliğine kadar götürmüştür.

Oyundaki tüm oyuncular çok iyiydi. Başrol oyuncusu Hakan Meriçliler’ i çok beğendim. O’ nun bu oyunuyla bir çok ödül kazanacağını kuvvetle düşünüyorum.
Oyundaki müzikleri, dekoru beğendim. Oyundaki yavaş çekimler de oyuna çekicilik katmış.

Ben bu oyunu çok beğendim. Son yıllarda seyrettiğim en iyi oyun budur. İzleyicileri tiyatrodan soğutacak oyunları uzun yıllar seyrettikten sonra bu oyunu izleyince, “iyi ki tiyatro varmış” dedim kendi kendime.

Oyundan çıkarken benim gibi tüm izleyicilerin de bu oyundan zevk aldıklarını gördüm.
Tiyatro sevmeyen yada tiyatroya hiç gitmemiş kişilerin bu oyunu seyretmeleri tiyatroya başlangıç için çok iyi bir adım olabilir. Aynı zamanda tiyatroya yeni başlamış amatör oyuncuların da bu oyundan çok öğrenecekleri şeylerin olduğunu düşünüyorum. Ben kendi hesabıma çok şey öğrendim.

Oyunla ilgili olumsuz şeyler çok azdır. Sadece “vay anasını sayın seyirciler” cümlesi söylenmese daha iyi olacaktı. Oyun çok daha büyük bir sahnede oynansa daha iyi olacaktı ancak bu sahnede oynanması bile oyunun büyüsünü bozamamıştır.

Herkese bu oyunu seyretmelerini tavsiye ederim.

"Ben Ruhi Bey Nasılım?" adlı oyunu seyrettim

Devlet tiyatrolarında sahnelenen “Ben Ruhi Bey Nasılım?” adlı oyunu seyrettim.
Oyun yaklaşık 1 saat 10 dakika sürmektedir. Tek perdeliktir.
Eser şair Edip Cansever’ in aynı adlı şiirinden oyunlaştırılmıştır.
Başrol oyuncusu Uğur Polat Ruhi Bey’ i canlandırmaktadır.
Uğur Polat şiiri beden diliyle söylemektedir. Şiirde Ruhi Bey’ in dışında kalan insanlar da sandalyelerine oturup kendi dizelerini söylemektedirler. Oyun tamamen şiire bağlı kalınarak, oyunlaştırıldığı için bu oyuna gerçek anlamda bir tiyatro oyunu denemez.Uğur Polat’ ın performansı etkileyicidir.Vücudunu çok iyi kullanmaktadır. Ses tonu, mimikleri çok iyidir.
Oyuna gideceklere tavsiyem şiiri bir kaç defa okumalarıdır.
Şiir sevenlere tavsiye edebilirim.Etmeyenlerse oyundan sıkılacaklardır.

Henrik Ibsen' in "Denizden Gelen Kadın" adlı oyununu okudum

Henrik Ibsen’ in “Denizden Gelen Kadın” adlı oyununu okudum.

Kişiler:

Doktor Wangel: Ellida’ nın kocası
Ellida: Doktor Wangel’in ikinci karısı
Bolette: Wangel’ in ilk eşinden kızı
Hilde: Wangel’ in ilk eşinden kızı
Arholm: Öğretmen
Lyngstrand: Heykeltraş
Ballested: Ressam, rehber, berber
Yabancı: Denizci

Olaylar Norveç’in kuzeyinde bir liman kasabasında geçmektedir.

Ellida deniz feneri bekçisinin kızıdır. Annesi bir melankolik olup intihar etmiştir. Babası da ölünce Ellida yalnız kalır ve doktorun evlenme teklifini başka bir seçeneği olmadığı için kabul eder. Ellida denize aşıktır. Hep bir denizde giden gemide olmayı hayâl eder. Kasaba halkı ona “Denizden Gelen Kadın” adını takmıştır.Ellida’ nın doktorun kızlarıyla arası iyi değildir.
Kızlardan Bolette, gerçek dünyayı tanımak isteyen, yaşadığı yerde kalmak istemeyen biridir. Arholm’ un evlenme teklifini kabul eder.
Diğer kız Hilde cesur, alaycı, annesinden sevgi bekleyen ama bunu göremeyen biridir.
Doktor eşini çok sever ama eşinin mutsuzluğunun nedenini bir türlü anlayamaz. Arkadaşı Arholm’ dan yardım ister. Ama Arholm’ un ona yardım etmesi mümkün değildir.
Olayların merkezinde bir yabancı vardır. Bu yabacının adını bilmeyiz. Yabancı kendini anlatmaz. Yabancı ile her türlü bilgiyi Ellida’ dan öğreniriz. O geçmişte Ellida’ yı sevmiş, Ellida da onu sevmiştir. Yabancının bir cinayet işlemesiyle aniden kaçması ve bir daha geri dönmemesi Ellida’ yı çok etkilemiştir. Zamanla onu unutmuştur. Ancak onun ansızın dönmesi ve Ellida’ nın kendisiyle birlikte gelmesini istemesi Ellida’ yı büyük bir açmazın içine sokmuştur. Yabancı Ellida’ dan kendisi ve kocası arasında bir seçim yapmasını ister.Ellida kocasına onunla evlenirken, şartların onu zorladığını, kendi iradesiyle onunla evlenmediğini, bir nevi ona kendini sattığını söyler. Kocasından kendisini özgür bırakmasını ve vereceği karara saygı duymasını ister. Kocasının ona özgürlüğünü vermesi ve tüm sorumluluğu üstüne alması gerektiğini söylemesi üzerine Ellida seçimini yapar ve Wangel’ i tercih eder. Oysa tüm belirtiler Ellida’ nın yabancıyla gideceğini gösterirken Ellida’ nın fikrini değiştirmesine neden ne olabilir. Bunun nedeni kocasının tercihini yaparken ona özgürsün demesi ve sorumluluğunu hatırlatmasıdır. 5-6 yıl süren mutsuz evlilikleri sona ermiş ve sanki ilk kez evleniyorlarmış gibi çok mutludurlar.

Oyunun özü, insanlar özgür olduklarında ve verecekleri kararın sorumluluğunu üstlendiklerinde her türlü şartlara uyum sağlayabilirler.

Eseri çok beğendim ve okunmasını tavsiye ederim.

"Denizden Gelen Kadın" adlı oyunun konusu

Ellida Dr.Wangel’in kendisiyle evlenmesinden önce bir denizciye söz vermiştir. Ancak denizci ordan kaybolmuştur. Yıllar geçtikçe Ellida’ nın aile yaşamı zorlaşır. Üvy kııula rası kötüleşir. Kendi doğurduğu çocuğu yoktur.Hayatında mutsuzdur. Sonra denizci tekrar ortaya çıkar ve Ellida’ nın sözünü tutmasını ister. Ellida karar verme aşamasındadır ve kocasından vereceği karara saygı duymasını ister. Acaba Ellida ne karar verecektir?

"Henrik Ibsen" kimdir?

Henrik İbsen Norveçli ünlü bir tiyatro yazarı ve şairidir. 1828 – 1906 yılları arasında yaşamıştır. “Eleştirel gerçekçi` edebiyat anlayışının tiyatrodaki öncüsü, çağdaş tiyatronun kurucularındandır.
19. yüzyılın diğer büyük oyun yazarları gibi romantik, bireyci ve anarşist bir dünya görüşünün etkisinde yapıtlar vermiş olan İbsen, yazdığı eleştirel gerçekçi oyunlarda toplum bireylerinin yanılsamalarını, nevrotik ve ruhsal çalkantılarını açığa sermiş; bireyin boşa çıkan yaşam uğraşını, toplumun dış yüzü ile iç yüzü arasındaki karşıtlığın yol açtığı çelişkilerin üstesinden gelemeyişini irdelemiştir.
Onun hakkında şöyle denilmiştir: “Ibsen’in tiyatrosu, modern tiyatronun Roma’sıdır. Bütün yollar ona çıkar, bütün yolların başlangıcında o vardır.”

Henrik İbsen' den "Denizden Gelen Kadın"

Homeros’un İlyada adlı eserinin oyunlaştırılması çalışmaları sona ermiştir.
Aramıza yeni katılan “Hüseyin Dinç” adlı arkadaşımızın katkılarıyla iki kişilik yeni bir oyun çalışmalarına başladım.
Oyunu hocam Hilmi Bulunmaz bize önermiştir. Oyun Norveçli yazar Henrik İbsen’ in “Denizden Gelen Kadın” adlı eseridir. Eser “Beliz Güçbilmez” tarafından Türkçeye çevrilmiştir.
Ben “Doktor Wangel” ‘i canlandıracağım. Hüseyin de “Arholm” adlı kişiyi canlandıracaktır.
Hocamız oyundan bir diyalog sahnesi üzerine çalışmamızı istemiştir. Bu hafta sonuna kadar rollerimizi ezberlemek zorundayız.

Coşkun Büktel' in "Theope" oyununu okudum

Coşkun Büktel’in “Theope” adlı oyununu okudum.
Konusunu kısaca anlatayım:
Heykeltraş Menoikeus, yedi yıl önce kaybettiği ve çok sevdiği “Theope” adlı kadını yeni bulmuştur. Onu kendi şehri Theabai’ ye getirir.
Kent Argos ordularının kuşatması altındadır. Şehrin kâhini Teiresias kentin kurtuluşu için Menoikeus ‘in kendini feda etmesi gerektiğini bildirir. Menoikeus, acaba çok sevdiği ve yeniden kavuştuğu Theope’sini bırakıp şehrin kurtuluşu için canını feda edecek midir?
Saldırılan, yakıp yıkılan bir şehirde üstelik veba gibi bir hastalığın kol gezdiği bir şehirde bir aşk öyküsü anlatılmaktadır. Öyle bir aşk ki bu, sevdiği kadın için bir şehri yakabilecek kadar kör bir aşk bu…Savaş, şehrin kralı ile onun kardeşinin başında olduğu Argos orduları arasında geçmektedir. Kral demokrasiyle şehri yönetmektedir. Savaş zamanında bile bundan ödün vermemektedir.
Oyunda iç içe geçmiş aşk hikayeleri, kişisel hırslar, türlü yalanlar, verilen sözler uğruna yitirilen canlar vardır. Tüm bunlar ustalıkla birbirleriyle kurgulanmıştır.
Yazı dili yalın, okunması kolay bir oyundur.
Yazar bu eseri için “Türk dilinde yazılmış en iyi oyun” demiştir.
Siz de bu eseri okuyun ve kararı kendiniz verin…