Yaptıklarım, okuduklarım, seyrettiklerim, dinlediklerim, gezdiklerim …

“Tiyatro…Tiyatro…” dergisi Yayın Yönetmeni ve “http://tiyatrodergisi.com.tr” sitesinin sahibi Mustafa Demirkanlı’nın “(OYUN (يَلْهو / PLAY / GIOCO / играть / παίζω)’nun Sırrı ve Bulunmaz’ın Esnaf Uyanıklığı…” başlıklı yazısı ile “Kazım, Bulunmaz’a Söyleme! O, Anlattıklarını Sahi Sanmaya Devam Etsin…” başlıklı yazılarına yanıtım aşağıdadır.

Mustafa Demirkanlı, “(OYUN (يَلْهو / PLAY / GIOCO / играть / παίζω)’nun Sırrı ve Bulunmaz’ın Esnaf Uyanıklığı…” başlıklı yazısında Hilmi Bulunmaz’ın yönettiği “tiyatroyunblogspot.com” sitesinin izlenirliğini arttırmak için, site başlığında çeşitli dillerde OYUN kelimesini kullandığını ve bu durumun, Hilmi Bulunmaz’ın kendi sitesinin izlenme oranını arttırmak için uyguladığı bir taktik (“esnaf uyanıklığı”) olduğunu söylemiştir.

Google’a “oyun” kelimesi yazanların, yanlışlıkla Hilmi Bulunmaz’ın yönettiği “tiyatroyunblogspot.com” sitesine girdiğini ve böylelikle bu sitenin izlenme oranını, bilerek arttırdığını yazdı.

Ben bu komik iddiaya cevaben bir yazı hazırlayarak, yayınlanması için, Hilmi Bulunmaz’a gönderdim. Hilmi Bulunmaz’ın yönettiği “tiyatroyun.blogspot” da çıkan yazım aşağıdadır:

 


——————————————————-

Yukarıdaki görsel gereç, www.tiyatroyun.blogspot.com sitesiyle ilgili bir belge. Bu belge, “Google Analytics”in bir hizmetidir ve oradan alınmıştır. “Google Analytics”, web sitelerinin izlenme istatistikleriyle ilgili olarak ayrıntılı bilgi verip, bu konuda günlük ve aylık olarak rapor hazırlayan çok önemli bir kuruluştur.

“Google Analytics”in sunduğu raporlarda; “toplam ziyaretçi sayısı”, “en çok aranan kelimeler”, “hangi sitelerden gelindiği” vs. gibi birçok önemli ve ufuk açıcı bilgiler vardır.

Hilmi Bulunmaz’ın sitelerinden biri olan http://www.tiyatroyun.blogspot.com sitesinde “anahtar kelimeler” ile ilgili rapor, yukarıdaki belgede çok net bir biçimde görünmektedir. Bu belgeyi, daha net olarak görebilmek için, bu belgenin üzerine tıklamanız gerekir.

Bu belgenin üzerine tıkladığınızda, 31 Ağustos 2010 itibariyle “en çok izlenen on anahtar kelime” ve “ziyaret sayısı”, çok net olarak karşınıza çıkar:

1 – tiyatroyun………………………………………..187
2 – dündar incesu…………………………………..43
3 – cem düzova……………………………………….41
4 – ikinc bir theope var ömer f. kurhan….35
5 – orhan alkaya’yı devirmek………………….33
6 – bilge emin…………………………………………32
7 – yrd. doç. adnan tönel…………… …………..32
8 – rengin arslan…………………. ………………..30
9 – melih anık……………………………. ………….28
10 – süheyl eğriboz…………….. ………… ……..27

Bu “anahtar kelimeler” yardımıyla Hilmi Bulunmaz’ın yönettiği http://www.tiyatroyun.blogspot.com sitesine ulaşılmıştır. Daha somut ve sizin için “daha inandırıcı” bilgilerine vakıf olmanız için, Hilmi Bulunmaz’ın sürekli olarak vurgulayıp, âdeta slogan hâline getirdiği gibi; “Rakamlarımızı denetlemek isteyenleri, pazar hariç, 08.00-20.00 arası bekliyoruz. Denetime kapalı sitelere güvenmeyin!”

Demirkanlı, kendi sitesi “tiyatrodergisi.com.tr”de, Hilmi Bulunmaz’ın yönettiği http://www.tiyatrooyun.blogspot.com sitesinin üstbaşlığında bulunan OYUN kelimesinin çeşitli dillerde yazılmış versiyonları olduğunu (يَلْهو / PLAY / GIOCO / играть / παίζω) ve bu durumun, Hilmi Bulunmaz’ın kendi sitesinin izlenme oranını arttırmak için uyguladığı bir taktik (“esnaf uyanıklığı”) olduğunu söylemiştir.

Google’da “Oyun” kelimesini hangi dille yazarsanız yazın, ekrana, öncelikle tiyatro siteleri değil, bilgisayar oyunlarıyla ilgili siteler gelir.

Google’a “oyun” kelimesini yazıp, arama yaptığınızda, “yaklaşık 22.000.000 sonuç” gelmektedir. Bu sonuçlardan (belki) 21.564.456 sıradaki Hilmi Bulunmaz’ın yönettiği http://www.tiyatroyun.blogspot.com sitesidir.

Mustafa Demirkanlı’nın anlattığı ve okurlarını inandırmak istediği gibi, Angolalı birinin, “OYUN (يَلْهو / PLAY / GIOCO / играть / παίζω)”u tıklayıp, Hilmi Bulunmaz’ın yönettiği http://www.tiyatroyun.blogspot.com sitesine, yanlışlıkla girip şöyle bir göz ucuyla bile bakması, tamamen komik bir iddia ve ancak hayalgücü gelişmiş insanların uydurabileceği ilginç bir fantazidir.

Mustafa Demirkanlı’nın, “komik bir iddia ve uydurulmuş bir fantazi” içeren bu yazısı da, tıpkı diğer yazıları gibi, üzerinde hiç düşünülmeden yazılmış ilginç ve çok acayip bir yazıdır.

Musfafa Demirkanlı’ya biraz daha dikkatli ve biraz daha insancıl olmasını ve Hilmi Bulunmaz’ın kendisine verdiği bedava “Türkçe, Dil Bilgisi, Ahlâk ve Hayat Bilgisi” derslerini(!) çok büyük bir dikkat ve sıcak bir sevgiyle izlemesini öğütlüyorum.

Başta http://www.tiyatroyun.blogspot.com okurları olmak üzere, bütün Türkiye tiyatrosuna saygılarımı sunarım…
—————————————————-
Yukarıdaki yazım yayınlandıktan sonra, Mustafa Demirkanlı da sitesinde, “Kazım, Bulunmaz’a Söyleme! O, Anlattıklarını Sahi Sanmaya Devam Etsin…” başlıklı yazı yazarak, bana cevap verdi.

Yazısında Google’da Türkçe “oyun” değil de, “oyun” kelimesinin diğer dillerde karşılığı olan (يَلْهو / PLAY / GIOCO / играть / παίζω) kelimeleriyle arama yaptığını ve bazen ilk 10, bazen ilk 30 arama sonucunda “tiyatroyun.blogspot” sitesinin bulunduğunu yazdı. Ancak Mustafa Demirkanlı bu aramayı yaparken “google.com.tr” yi kullandı. Bir İtalyan, bir Rus, bir Arap “google.com.tr” yi kullanmaz. İtalyan “www.google.com/intl/it” yi , rus “http://www.google.ru” yi kullanır. Mustafa Demirkanlı burada teknik bir hata yaptı ve “google.com.tr” den yani Türkiye’den arama yaptı. Doğal olarak da Hilmi Bulunmaz’ın sitesi sonuçlarda çıktı. Kendisi de “kırk yılda fare tutan bir kedi” gibi çok sevindi. Ancak Mustafa Demirkanlı’nın, şimdi bu yazdığımı okuduktan sonra, sevincinin kursağında kalacağını tahmin ediyorum.

Mustafa Demirkanlı yazısında, açıkladığım rapordaki bazı istatistiklere “sitede geçirilen ortalama süre”, “yeni ziyaretler” gibi, dikkat çekti ve bu rakamların okunmaması için, benim özellikle resmi küçülttüğümü söyledi. Buna bayağı güldüm; çünkü isteseydim, o rakamları silerdim ve Mustafa Bey de hiçbir şey anlamazdı, ama bizler hiçbir şeyi silmiyoruz; hatta aleyhimizde olsa bile. Bu kendimize güvenimizi gösteriyor. Kendilerine güveni olmayan insanlar, bir şeyleri silmeye çalışır; değil mi Mustafa Bey ve Yücel Bey. Yücel Bey dediğim kişi için; bakınız, bir önceki yazıma. Eğer Mustafa Demirkanlı kendi sitesinin istatistiklerini “Google Analytics” ile almak isterse, O’ na yardımcı olurum. Böylelikle; bizim yaptığımız gibi, o da göğsünü gere gere raporları açıklar. Biz de Mustafa Demirkanlı’nın yönettiği “sitede geçirilen ortalama süre”, “yeni ziyaretler” gibi istatistikleri öğrenmiş oluruz. Ancak Mustafa Bey’in şimdiye kadar sitesinin istatistiklerini açıkladığını görmedim; açıkladıysa da gözümden kaçmış.

Mustafa Bey, Hilmi Bulunmaz’dan bedava “Türkçe, Dil Bilgisi, Ahlâk ve Hayat Bilgisi” derslerini almakta(!) olup, şimdi de teknik konularda benden ders almaktadır(!), alacaktır da(!)…

Sözün özü, Hilmi Bulunmaz sitesinin izlenirliğini artırmak için sitesinin başına oyun kelimesinin çeşitli dillerde karşılığını koymamış; evrensel düzeyde bir site yapma gayretinde olduğunu dünyaya duyurmak için, bu kelimeleri kullanmıştır. (Örnekse, Hilmi Bulunmaz, özellikle Hindistan’daki tiyatro hareketini, zaman zaman sitesinde duyurur!)

NOT: Mustafa Bey,
Siz, benden, “dürüst olmamı” istiyorsunuz; ancak, ben, sizin yazılarınıza link veriyorum; siz, benim yazılarıma asla link vermiyorsunuz.
Ben, sitemin altına yorum yapılmasına izin veriyorum; siz, asla vermiyorsunuz.
Sizin yaptığınız, dürüst bir davranış mı?
Bari sitenizdeki “Yorum Yaz” kısımlarını kaldırın, o kısımlar fazlalık yaratıyor.
Size cevap verdim. Sıra sizde… Lütfen, çekinmeyin; buyurun!…

Reklamlar

Comments on: ""Tiyatro…Tiyatro…" dergisi Yayın Yönetmeni ve "www.tiyatrodergisi.com.tr" sitesinin sahibi Mustafa Demirkanlı’ya yanıtım…" (36)

  1. Sözün özü, Hilmi Bulunmaz sitesinin izlenirliğini artırmak için sitesinin başına oyun kelimesinin çeşitli dillerde karşılığını koymamış; evrensel düzeyde bir site yapma gayretinde olduğunu dünyaya duyurmak için, bu kelimeleri kullanmıştır.

    diyorsunuz… Ve mustafa bey defalardır soruyor
    Evrensel düzeyde bir tiyatro sitesi yapan adam oyun kelimesinin değişik dillerde karşılığını koymayı akıl edebilmiş de neden değişik dillerde tiyatro gibi asıl evrensel bir ana sanat dalının adını koymamış? bu evrensel bir oyun sitesi mi yoksa evrensel bir tiyatro sitesi mi?

    Hiç inandırıcı değilsiniz Kazım bey

  2. Çünkü, Hilmi Bulunmaz’ın kurup yönettiği sitenin adı OYUN!…

  3. Bulunmaz Tiyatro sanatçısı Kâzım Şimşek, “Devlet Tiyatroları’nın Aşil Topuğu” Demirkanlı’nın sesini ve okurların nefesini kesen enfes bir yazı yazdı!

  4. Demirkanlı’nın cevabı apaçık salak sorularını herkes Hande hanım gibi anlıyorsa, yani kafasını bir an bile çalıştırmadan Demirkanlı’nın kötü niyetini onaylıyorsa, işimiz çok zor demektir.

    Diyelim ki Demirkanlı Hilmi’ye soruyor: “Mahmutpaşa’da sutyenler çok daha ucuzken, niye gidip avuç dolusu para saçarak pantolon almayı tercih ettin? Anladık kuyumcusun ama görmemişler gibi müsrif davranmayı, zenginliğini teşhir etmeyi niye tercih ediyorsun?”

    Ve diyelim ki, cevap gerektirmediğinden Hilmi, Demirkanlı’nın bu saçma sorusuna cevap vermedi.

    O zaman Hande hanım, Demirkanlı’nın Hilmi’ye ağzının payını verdiğini ve onu susturduğunu mu düşünecek?

    Cevap basit, Hande hanım: Hilmi’nin adı Hilmiye değil de ondan.

    Hilmi’nin sitesinin adı “Tiyatro” değil de ondan.

    Beyninize birkaç saniye mesai yaptırsanız yetecek.

  5. Hayır, hiç sanmıyorum. Kimse buraya Hande Subaşı adıyla yazan kişi kadar bön ve saf olamaz. Hande Subaşı’nın Hande Subaşı olduğunu hiç sanmıyorum. Hande Subaşı’nın Demirkanlı olduğunu sanıyorum.

  6. Hande’nin gerçeküstü bönlüğü, bu sayfa okurlarının şu ihtimali gözden uzak tutmaması gerektiğini gösteriyor.

    Linççiler Kâzım’ın sağladığı özgürlükten yararlanarak, takma isimler ve saçma yorumlarla bu sayfayı istila etmeye kalkabilirler.

    Çare?

    Linççiler gibi engellemek, “bu kadar özgürlük fazla” demek mi?

    Elbette değil. Çare, uyanık olmak. Beynimize mesai yaptırarak, kimi ve neyi okuduğumuzun farkında olmak.

  7. Sen nasıl bir insansın Büktel? Sanmakla suçlama yapana ne denir? Muhtemelen yorum yazanların IP’leri de bellidir Kazım’ın sitesinde… “Sanıyorum” diyerek iftira atmak ancak sana yaraşır, sanma ispatıyla yaz. Ben adımla yazıyorum, ne diye başka isimle yazayım?

    “evrensel düzeyde bir site” tanımına inanıyor ve mutlu oluyorsanız, sizlere mutluluklar dilerim.

    Biriniz, birinize “lütfen benimAşil topuğum olma” dedim der, diğeriniz döner bana “DT’nin aşil topuğu” diyerek kendini rahatlatmaya çalışır, bakar ki bu tanımla yırtamayacak, dikkat çekmem üzerine Yeni Tiyatro Dergisi’nde 2 satırlık açıklama yapacağını açıklarken “insanlık dışı” tanımını da sessiz kalarak kabul ettiğini açıklamış olur, bu bile bir aşama, en azından Büktel’in bu tanımını kabul etmiş Bulunmaz. Bunu neden önemsiyorum, hiç değilse çok yakın arkadaşı Bulunmaz’ı “insanlık dışı” davranıyor diye tanımladı, protesto ederken ne kadar haklı olduğumuz da bu şekilde Büktel tarafından kayda geçirilmiş oldu.

    Sizlere bol reytingli, evrensel portallarınızla mutluluklar dilerim.

  8. Kâzım Şimşek, aldığı “tiyatro eğitimi” ahlâkına uygun olarak, “sıfır sansür” anlayışıyla hareket ediyor. Kâzım Şimşek, (hiç öyle bir yola başvurmaz ama) eğer bir gün, “sıfır sansür” anlayışından sapma gösterirse, onu şiddetle eleştirmek vazifesiyle karşı karşıya kalırım…

  9. Hande Subaşı said:

    Size neden 1100 kişinin kınamada bulunduğu çok açık
    sizin neden küfürbaz olarak anıldığınız da çok açık En ufak eleştiriye tahammülünüz yok ve hemen saldırıya, küstahlaşmaya, hakarete yeltenmişsiniz. Eminin kampanyayı bir ay kadar değil bir iki ay tutsalar 1100 kişi değil onbin kişi de kınardı sizi.
    Bönlük dahil her tür hakaretinizi misliyle size iade ederim seviyenizi gördüğüm içinde mutluyum.
    zira sizlerden hanginiz aşil topuğusunuz bilemem ama hepinizde aşil sendromu olduğuna eminim. Aşil sendromu nedir merak eden açıp google da bakabilir.
    Hilmi Bulunmaz’ın sitesinin adı hayır efendim OYUN değil!!!! şimdi köşeye sıkışınca budamaya kalkma zekasını(!) gösteriyor ama videolarda dahi hatırlıyorum tiyatrooyun değil tiyatroyun tek o lu diyerek sitesinin adını nasıl yinelediğini. Kaç yıldır tiyatroyun iken ve zeka ürünü (!) iki o yu birleştirip türettiği bu zekesının pırıltılı ürününden ne zaman vazgeçti de tiyatrosu olmadan sadece oyun sitesi oldu adı?
    Dergisinin adının başında da yine tiyatro var. Zira oyun dergisinin telif hakları başkasındadır kendisi kimin devamıyız diye söylerse söylesin yasal olarak oyun ismi onda değildir ve bu nedenle de sitesinin de dergisinin de adının başında tiyatro vardır.
    Kaldı ki sitenizin evrensel :)))) olduğunu iddia ediyorsunuz değil mi?
    Esasen evrensel bir site yapan sitesindeki haber ve yazıları ingilizce ve mümkünse diğer dillerde de koyar. Şimdi sitenin başlığını arapça koydunuz yunanca koydunuz… peki arap tamam arapça bir kaynak buldum deyip girdi eeee devamı? nasıl okuyacak? Yunan tamam yunanca bir site buldum deyip girdi eee devamını nasıl okuyacak? yarım saat kadar başlığa bakıp ulan helal olsun şu Türke yunanca ne güzel oyun yazmış deyip çıkacak mı? Yok efendim Türkçe bilen arap, Türkçe bilen bir yunan ise bu o halde başlığında arapça, yunanca oyun olmasa da olmaz mı?
    Yani neresinden bakarsanız bakın sahte ve komik. Ama bu yapılan dangalaklık bönlük olmuyor da bu abes durumdan dolayı sorulan soru bönlük oluyor. telaşınız ne beyler? Aşil topuğu konusunu atlayıp buna hücum ettiğinize göre bir telaş bir kaygı bir yakalanmış suçlu psikolojisi mi?
    Kaldı ki eğer yeterince kafanız çalışsa sorumu anlardınız. Sitesinin ismi oyun bile olsa yada çok alakasız bir isim de olsa mesela sitesinin adı abuzittin de olsa sonuçta bu sitenin kapsamı nedir? Tiyatro dur değil mi? Bir tiyatro sitesi yaptığınızı iddia ediyorsunuz değil mi? Ve bunun evrensel olduğunu iddia ediyorsunuz değil mi? O halde evrensel olan sitenin ADI DEĞİL KAPSAMI YAYIN KONUSU dğer dillerde konulmaz mı? bir yunanlı bir arap abuzittin yada oyun adıyla kendi dilinde bulduğu şeyin bir tiyatro sitesi olduğunu anlayıp girmeyebilir ama bir yunanlı yada arap kendi diliyle tiyatro kelimesine rastlarsa bu site (adı her ne olur olsun) tiyatroyla ilgili deyip girer.
    unutmayın ki hiç bir özel isim yada şirket ismi vs dilden dile çevrilmez tercüme edilmez Hilmi dünyanın her yerinde Hilmi yazılır Coşkun coşkundur arapça karşılığı söylenmez Sony de sonydir, toshiba toshiba dır, Hürriyet milliyet yada Times de her ülkede bu adlarla anılır. O halde sitenizin adını değil niteliğini , kapsamını diğer dillerde koyacaksınız. Coşkun’un arapçasını aramıyacaksın Coşkun’un altına ekleyeceğin “oyun yazarı”nın arapçasını, yunancasını, çincesini ekleyeceksin dimi?
    Bütün bu gerçeklikleri göremeyen sizler zeka pırıltıları saçarken neden sadece oyunun diğer dillerde karşılığı var diye soranlarınki bönlük öyle mi?
    Bravo aferin size…

    Not: Bu arada beni Mustafa bey zannedenler de bi zahmet ispatlayıversin iddia sahipleri ispatla yükümlüdür.

  10. Hande Subaşı said:

    bu arada yarın öbürgün coşkun Büktel gene orada burada ağlanabilir. Vallahi ben küfür etmedim ban hakaret etmedim Hilmi etti benim de üstüme kaldı diye sızlanabilir. Oysa yukarıya baktığımızda bönlük salak gibi hakaretlerin kullanıcısı Büktel’dir ve çok nettir.
    Küfürün ve hakaretin derecesi mi var? Şu günlerde Yücel erten’in argolarını küfürlerini gündem yaparken ele verir talkımı kendi yutar salkımı misali cevherlerini döküveriyor.
    Benim bir sitem yok ama birileri bu sayfanın kopyasını başka yere de alıp yayınlarsa tarihe belge olsun da yarın öbürgün Büktel yine vallahi küfür eden hakaret eden ben değildim Hilmi’ydi ama çoğul yazıp beni de kattılar diye inkarcılık yapmasın!!!

  11. Bulunmaz Tiyatro sanatçılarından Kâzım Şimşek, yapay forum sitelerindeki düzeysiz yorumların alışkanlığıyla hareket eden kişileri, daha düzeyli bir sitede misafir ederken, sadece entelektüel bir iş yapmış olmuyor; aynı zamanda, toplumsal yararlılık kazanmamızı da sağlıyor…

    Böyle düzeyli bir site yaptığı ve bu düzeyli sitedeki yorum sayfasının zenginleşmesi adına “sıfır sansür” anlayışıyla hareket etmiş olduğu için, Kâzım Şimşek’e, Türkiye tiyatrosu adına teşekkür ediyorum…

  12. Hande bey, lütfen celallenmeyin:

    Diyorsunuz ki: “En ufak eleştiriye tahammülünüz yok ve hemen saldırıya, küstahlaşmaya, hakarete yeltenmişsiniz.”

    En ufak eleştiriye tahammülü olmayan ve hemen saldırıya, küstahlaşmaya, hakarete yeltenen (tabii, sizin kanaatinize göre) yalnızca benim. Buna Hilmi’yi karıştırmayın.

    Diyorsunuz ki: “Kaldı ki sitenizin evrensel 🙂 ))) olduğunu iddia ediyorsunuz değil mi? Esasen evrensel bir site yapan sitesindeki haber ve yazıları ingilizce ve mümkünse diğer dillerde de koyar. Şimdi sitenin başlığını arapça koydunuz yunanca koydunuz…”

    Sitenin başlığını Arapça koyan, Yunanca koyan ve sitesinin evrensel olduğunu iddia eden yalnızca Hilmi’dir. Beni buna karıştırmayın. Ben Hilmi’nin bu naif davranışında Demirkanlı’nın icat ettiği kötülükleri göremiyorum. Kâzım’ın teknik yazısı da bunu yeterince belgeledi sanıyorum.

    Bön ve saf olduğunuz konusuna gelince: O konuda saf olmasanız bile ne yazık ki hâlâ bönsünüz. Mustafa’ya değil de kendi gözlerine inanan herkes Hilmi’nin sitesinin adının “Oyun” olduğunu görebilir. Sitenin adresinin tiyatroyun.blogspot.com olmasının konuyla hiçbir ilgisi yok. Bununla konuyu bulandırmaya, bönlüğünüze bakmadan, tıpkı Demirkanlı yöntemiyle bir çuval alakasız lafı art arda yığarak kafa karıştırıp durumun netliğini örtbas etmeye çalışıyorsunuz.

    Bön olduğunuz kesin de, saf olduğunuzda yanılmış olduğumu ancak şimdi anlıyorum.

    Bakın ben (inandırıcı bulmadığım için) sizin bana yönelttiğiniz daha ağır sıfatlarınıza hiç kızmıyorum. Kimliğinizi ispat etmek bana düşüyor olabilir. İspat şu: Kimliğinizi ispat etmek benim için çok zor, sizin için ise, çocuk oyuncağı kadar basit. Siz bu basit şeyi yaparak, yani kimliğinizi göstererek beni madara etmek yerine, kimliğimi ispatla demeyi tercih ettiğinize göre, en azından Hande Subaşı olmadığınız anlaşılıyor. Gösterin kimliğinizi; özür dilemeye hazırım. Ama gösteremiyorsanız, Hande Subaşı olmadığınızı kanıtlamış sayılırım.

    Mustafa’ya değil, gözlerinize inanın. Tabii, gözleriniz Mustafa’nın gözleriyse, başka çareniz yok. Onlara inanmak ve sayfalar karalayarak durumun netliğini bulandırmaya çalışmak zorundasınız.

    Çok minik bir ihtimal saysam da, eğer gerçekten Hande Subaşı’ysanız, size bedenen ve ruhen sağlıklı günler dilerim

  13. Kâzım Şimşek’i defalarca tebrik etmekte yarar var…

    Kâzım Şimşek, düzeyli-düzeysiz demeden, her türden insana yorum sayfasını “sonuna dek” açık tutuyor…

    Kâzım Şimşek, gerçekten önemli bir demokrat…

  14. Hande Subaşı said:

    Coşkun Büktel’in artık titizlikle Hilmi Bulunmaz’la özdeşleşmeme ve kabahati üstüne almak pahasına da olsa “ben ayrıyım” çabasını anlayabiliyorum. Gemişte yaptıkları birbirlerini aşırı sahiplenme doğal olarak dışarıya özdeşleşen kişiler görüntüsü vermişti. Bu özdeşleşen görüntünün bir nedeni de sanırım taraftarlarının az olması Hilmi-Coşkun-Kazım ve arada bir iki kişi daha dan ibaret kalmalarındandı.
    Şimdilerde Coşkun Büktel sırtındaki Hilmi bulunmaz kanburundan kurtulmaya çalışıyor belli ki. Anlayabilirim bunu.
    Peki küstahlaşan Coşkun Bükteldir ve kendisi de kabul etmiştir Hilmi Bulunmaz’dan bu konuda özür dilerim.
    Sitesinin ve dergisinin ismi konusuna gelince…. Bugün bakıyorum ki ısrarla sadece OYUN olduğunun altını çizmektesiniz. Ama yukarıda yazdıklarımın cevabını almış değilim.
    Düne dek tiyatroyun TEK “O” ile nin altı çizilirken tiyatroyun vurgusu yapılırken ve dergisinde de hala sadece tiyatro değilken bugün adeta bu isimden kurtulma telaşı başladı peki öyle olsun. Kimbilir belki bu kirlenmeden isim değiştirerek kurtulursunuz. İyi başlangıçlara vesile olmasını dilerim.
    Ama bunu kabul etsek bile, en baştan beri bu sitenin adı sadece “oyun” saysak bile diğer yazdıklarım yanıtsız kalmış.
    Özel isimler, isimlendirmeler, firma adları, markalar ve benzer adlar Türkçeleştirilmez ad aynı kalır kapsam amaç vb diğer dillerde yazılır bu gerçeği de kabul etmeyecek misiniz? Aslında sessiz kalmakla kabul etmişsiniz.
    Sitenin sadece başında arapça, çince, yunanca tek kelime geçmesiyle evrensel olmayacağını da zaten coşkun Büktel kabul ediyor olmalı ki ben evrensel olduğunu düşünmüyorum deyip hilmi Bulunmaz’ın bu komedi iddiasını “naif” tanımlamasıyla belki de biraz alaycı karşılıyor.
    Esasen bu tür parasız bloglardan yapılan sitelere Yunan, arap, çin bir yana adını bile duymadığımız ülkelerden girişler olduğunu benzer tüm sitelerde görebiliyoruz. Bunun bazen tek sebebi kullanılmış bir fotoğraf dahi olabiliyor. Google da aratılan bir tek fotoğrafın üzerine tıklanarak dahi girilebiliyor. Hatta bilmem okumuşmuydunuz bu konuda Hürriyet Gazetesi internet sitesine en fazla giriş çinden oluyormuş ve içerisinde bir tek kelime çince yazı olmadığı halde çinden çok girilmesi alay konusu olmuştu. Peki neden giriliyor derseniz nedeni çok basit gaztelerimiz internet nüshalarında bol bol yabancı aktör manken fotoğrafı sergiliyor ve muhtemelen Çin’de de Yeni gine de de bu mankenlerin fotoları google da aranıp tıklanabiliyor.
    Hilmi Bulunmaz’ın bloğundaki yabancı tiyatrocu adları bulunup tıklanma sebebi olabilir ama bu bu sitenin dünyanın her yerinde ve dilinde okunduğu anlamına gelmez tabi ki. Hem olmayan şey nasıl okunsun ki? Olmayan çince olmayan Yunanca nasıl okunsun ki?
    Kazım şimşek’in iddiasındaki gibi arada bir Hindistan tiyatrosu haberi de buna sebep değil öyle olsa Hindistan’da okuma patlaması yapması gerekirdi unanistan’da arabistanda değil 🙂
    Birde bu parasız bloglarda blogların birbirine geçişleri var sanıyorum ve dünyanın herhangi bir ülkesindeki vatandaşın yaptığı parasız blogdan tıklanıp dünyanın herhangi bir ülkesindeki parasız blog yapan bir vatandaşının sitesi açılabiliyor, bu türde rastgele sörf sırasında da okunuyor olması muhtemel. Zaten Hilmi Bulunmaz’ın bloğunda yer alan aralarında yunanlı vs olan 29 tane izleyiciye de bakınca da bu durum net ortaya çıkıyor.
    Yani elbette çeşitli nedenler olabilir. mustafa Demirkanlı’nın yazdığı gibi uluslararası yazar oyun adları da google da bulunup tıklanıyor olabilir. Ama sebep her ne olursa olsun bütün bunların bu sitenin evrensel olma iddiasının NAİF (bana göre komik) olmasından başka bir anlama gelmiyor.

  15. Kâzım Şimşek kardeşim; şu sıralar, Lemi Bilgin yönetimindeki “Devlet Tiyatroları’nın Aşil Topuğu”, Türkçe yoksunu, düşünce tembeli Mustafa Demirkanlı’nın roman diye yazmaya çalıştığı, ancak, roman sözcüğünün uzağından bile asla geçmeyen kağıt demetiyle boğuşuyorum.

    Kâzım Şimşek kardeşim; “Devlet Tiyatroları’nın Aşil Topuğu” Mustafa Demirkanlı, Türkçe yoksunu ve düşünce tembeli biri olduğundan, tabii ki, roman yazmak için gerekli düşünsel birikimi bulunmadığından, üzerine mürekkep serpiştirilmiş bir kitap hazırlamanın ötesine bir türlü geçememiş.

    Kâzım Şimşek kardeşim; “Devlet Tiyatroları’nın Aşil Topuğu” Mustafa Demirkanlı’nın, yüzüne gözüne bulaştirdığı ve adını “Biz çok özgürdük!” koyduğu kitabıyla cebelleşiyorum.

    Kâzım Şimşek kardeşim; ben, bana acı ve sıkıntı veren bu kitapla cebelleşirken, sen, tutup güzel bir tartışma ortamı oluşturdun. Sırası mıydı şimdi?

    Neyse…

    Ben, “Devlet Tiyatroları’nın Aşil Topuğu” Mustafa Şükrü Demirkanlı’nın okunamayacak kadar düzeysiz kitabıyla cebelleşmeyi bitirir bitirmez, senin bu yorumlara “sıfır sansür” uygulayan bölümüne zaman zaman yazılar yazabilirim…

    Kâzım Şimşek kardeşim; bizlere böyle bir olanak sunduğun için, Türkiye tiyatrosu adına sana minnettarım…

  16. Hande Hanım’a;
    “Hilmi Bulunmaz evrensel düzeyde bir site yapma gayretinde olduğunu dünyaya duyurmak için, bu kelimeleri kullanmıştır.” dedim.Belki ilerde içerik de yabancı dillerde olur.Bunu bir başlangıç olarak görebiliriz.Mühim olan kendi sitesinin izlenirliğini arttırmak için, bunu kullanmadığıdır.

    Hilmi Ustaya;
    Aslında benim sitemde yorumlar onaya bağlı idi.Coşkun Büktel’in “onay olmazsa, daha iyi olur” tavsiyesiyle onay mekanizmasını kaldırdım. Sizin “Yorumlar” köşesini beğendiğinizden dolayı, ben de sevindim.

  17. Kazım,

    Bir soru sorabilir miyim? Biri sana “insanlık dışı” diye bir tanımlama yapsa, bunu da bir dergi de kalıcı olarak yayımlasa, biri de bu yorum sayfasında Kazım demek ki kabul etmiş ki ses çıkarmıyor, dese. Ne yapardın, bunu söyleyen insana konuyla hiç alakasız noktalardan saldırır mıydın yoksa sana yönelik bu sıfata karşı mı çıkardın ya da evet doğrudur, Büktel benim hakkımda doğru demiş mi derdin?

    En azından yok saymayı içine sindirebilir miydin?

    Burada geçmiş yok, eski yok… yeni, yepyeni bir durum ve çok güvendiğin biri söylüyor bütün bunları… Üstelik Linççi (!) de değil. Bunu ben gündeme getirdiğimde neden suçlu oluyorum, bu sıfatı yakıştıran orada, yakıştırılan da orada, peki neden bana yöneliyor oklar. Neden bu konuda üç maymuna yatılıyor?

    Samimi yanıtını diğer insanların da görebileceği biçimde verebilir misin? Samimi düşünceni aktarabilir misin? Seni zorlamak istemem, yanıt vermeyebilirsin.

  18. An Indian play: No Mangni but Shaadi

    Director: Vijay Verma
    Cast: Vijay Verma, Aruna Sangal, Ajita Kulkarni, Santram Maurya, Deepak Kukreja, Alam Khan, Sonal, Aftab Alam, Krishan Hooda, Amit Ghosh, Monali, Surjeet Setia.

    Harish Chandra Verma and Shyam Sunder Sharma are always at loggerheads, and when their children fall in love, a violent inter-family row breaks out. By an uproarious coincidence, both fathers employ the same detective. The detective digs up a lot of details of their pasts. In their anxiety to keep matters from their wives, Harishchandra Verma and Shyamsunder Sharma become involved in many farcical situations. The children finally decide to take a firm decision

    (www.mumbaitheatreguide.com)

  19. LİNÇÇİ yayıncı Mustafa Şükrü Demirkanlı diyor ki:

    O kadar söyledim uyardım benim Aşil topuğum olma’, dedim derken bunu bana kol kanat germe, bana siper olma, sen de zarar görürsün anlamında değil bana kol kanat germe, bana siper olma senin yüzünden ben zarar göreceğim, şeklinde okumak da mümkün. Hilmi Bulunmaz ortaya çıkmasaydı, Büktel’in kendince hasım saydığı kişiler ona asla zarar vermeyecekti ama Bulunmaz ortaya çıkıp Aşil’in topuğundan vurulmasına neden oldu. Yani bunca flörtün ve cansiperane savunmanın ardından Büktel’den Bulunmaz’a duyduğumuz bir teşekkür değil, suçlama. Zaten Hilmi Bulunmaz’ın ölmüş veya ölüm döşeğindeki bazı sanatçıları (Mehmet Akan, Lale Oraloğlu, Zeki Göker gibi.) suçlamalarını da “insanlık dışı” olarak tanımlıyor Büktel Yeni Tiyatro Dergisi’nde.

    LİNÇÇİ yayıncı Mustafa Şükrü Demirkanlı’yı değerlendirelim:

    Vallahi, canım Mustafacığım, neyi, nasıl okursan oku, neyi, nerenden anlarsan anla; pek umurunda değil. Ben, seni ciddiye aldığım için değil; sadece okurları ciddiye aldığım için, bazı açıklamalar yapmaya çalışıyorum. Ben, “Çanakkale Boğazı” dediğimden, birinin “yandı götümün ağzı” demesi beni ilgilendirmiyor. Beni, “başkaları”nın nasıl gördüğü, benim görüşlerimi nasıl okuduğu, beni pek fazla ilgilendirmiyor. Benim için, entelektüel olmayı, Devlet Tiyatroları bütçesinden reklâm (sadaka) almaya programlanmış, bu programlanmayı bir iş sayan insanlardan daha çok, emekçilerin iktidarı için savaşım veren halktan insanlar ilgilendiriyor.
    .
    Canım Pinokyo kardeşim benim, yine ağzına almaktan zevk duyduğun Mehmet Akan, Lale Oraloğlu ve Zeki Göker adlarını gündeme getiriyorsun. Peki, benim bunlar hakkında yazdığım yazılara neden link verme cüretini gösteremiyorsun. Köpeksiz köyde değneksiz gezmek hoşuna mı gidiyor? Olay çok basit Pinokyo kardeşim; ver linki, okurlar da paşa paşa okusunlar görüşlerimi. Sen, neden okurların gözlerinden korkuyorsun? Demek ki, sende “göz korkusu” var! Yeni Tiyatro Dergisi’nde Zeki Göker adı geçiyor mu canım Mustafacığım. Geçiyorsa, nasıl bir bağlamda dile gelmiş yazar mısın lütfen?… Yazarsan sevinirim. Ben de bilgilenmiş olurum…

    Ben, Ankara Birlik Tiyatrosu’nun patronu Zeki Göker’in beni, bizi (Bulunmaz Tiyatro’yu) dolandırdığını, 1994 yılında (Zeki Göker ölmeden on iki yıl önce) yayınladığım MuM Kültür-Sanat Dergisi’nin ilk sayısında dile getirdim. (Bakınız: Hilmi Bulunmaz, “Ben Tiyatrocuyum Soyarım”) Zâten, MuM Kültür-Sanat Dergisi’ni yayınlamamın nedenlerinden biri de, Zeki Göker’in bana, bize (Bulunmaz Tiyatro’ya) ve Türkiye tiyatrosuna verdiği zararları anlatabilmekti. Zeki Göker, bana, bize (Bulunmaz Tiyatro’ya) kazık atıncaya dek, birçok insana da kazık attığını duymuş, ancak elimde belge, delil, ispat, kanıt olmadığı için, Türkiye tiyatrosuna karşıt bu kişiyi deşifre edememiş, bu zararlının Türkiye tiyatrosuna verdiği zararların listesini asla çıkaramamıştım.

    Pinokyo Demirkanlı ise, benim, işçi sınıfı bilincine nicelik bir katkı sunmak düşüncesiyle kaleme alıp Ekim 1994 tarihinde yayınladığım bu yazıyı okumamış olmakla birlikte; küçük burjuvaların kusmuk kokulu ruhlarını, “roman demek için bin şahit gerektiren” romanı “Biz çok özgürdük!” zırvasının içerisinde yayınlayıp, bu “roman demek için bin şahit gerektiren” şeyi piyasaya sürüp burjuva kültürünün bile yanlış tanınmasına neden oluyordu. “Devlet Tiyatroları’nın Aşil Topuğu” Demirkanlı, böylelikle, Batılı anlamda bir sınıflar ilişkisi, Batılı anlamda bir sınıflar çelişkisi yaşamamış olan ülkemizde, burjuva kültürünün bir ögesi olan romanı bile özümsememiş toplum yapımıza, “roman olmayan şeyi roman diye yutturarak” bir katkı değil, bir batkı (hüsran) armağan etmiştir!

    Sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz, “Ben Tiyatrocuyum Soyarım” başlıklı yazıda, Zeki Göker’in sosyalizme değil, kendi çıkarlarına hizmet ettiğini anlatıyordu. Sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz, sadece kapitalistleri değil, ikiyüzlü ve/ya yüzsüz solcuları da eleştiri oklarıyla yerden yere vururken, Pinokyo Demirkanlı, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için inşa edilmiş küçükburjuva ruhuna tutsak olarak, insanlara kösnül duygular aşılayan ve üzerinde “roman” yazdığı için “roman” diye okurlara kakalanan, yutturulan, aslında sümüklü bir mendilden hiçbir farkı olmayan bir karalama defteri yayınlıyordu.

    Ben, bir insan yaşarken, onun hakkında söz söyleyemeyecek, yazı yazamayacak kadar alçak, korkak biri değilim. Ben, köpeksiz köyde değneksiz gezmiyorum. Ben, köpekli köyde değnekle geziyorum. Köpekleri çok yakından tanıdığım için, hangi köpeğe nasıl, ne kadar değnek vuracağımı çok iyi biliyorum. Yani özetle, ben asla orrrospu çocuğu değilim.
    .
    Pinokyo Demirkanlı’nın, Recep Bilginer’in ölümünden sonra neler yazdığını, tiyatro kamuoyu çok iyi biliyor. Peki, Pinokyo Demirkanlı, neden Recep Bilginer öldükten sonra, kendini savunamayacak bir duruma geldikten sonra o ağır sözleri söyleyebilecek cesaret gösterebildi? “Devlet Tiyatroları’nın Aşil Topuğu”, Pinokyo Demirkanlı, sen, gözü dönmüş, ölüden göz isteyen, bir ölü sevici misin? (Bakınız: Mustafa Demirkanlı, “Acı Üzerine Acı”) “Devlet Tiyatroları’nın Aşil Topuğu” Demirkanlı, bir ölü sevici olarak, bakınız Recep Bilginer’in ölümünün ardından ne diyor:

    “Oyunları oynanmıyor diye Cumhurbaşkanı’na bile şikâyet etti Devlet Tiyatroları’nı. Oyun yazarlığına çok zarar verdi ve gitti, anahtarlarıyla ve dernek defterleriyle birlikte.”

    “Devlet Tiyatroları’nın Aşil Topuğu” , “Pinokyo” Demirkanlı, ne kadar itici, ne kadar alçakça bir yaklaşım içerisinde değil mi? Ben, böyle alçak adamlara(!) “ölü sevici”, “ölüden göz isteyici” diyorum. Halkımız, bir adım ileri çıkıp biraz daha ağırını, daha okkalısını söylüyor.

    Yazının tamamı için bakınız: http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/09/asagdaki-ham-yaz-tam-yaz-oluncaya-dek.html

  20. hande subaşı said:

    Kazım bey ne kadar şanslısınız. Hilmi bey hintçe bir metni sitenize kopyalamış artık sizin de evrensel bir yayınınız var 🙂
    Ne kadar gurur duysanız azdır.
    Bir de logonuzdaki bir kelimeyi ingilice farsça yunaca falan yazdınızmı oldu bitti 🙂
    Mesela
    hayatımın renkleri
    hayatımın colors
    hayatımın χρώματα
    hayatımın रंग
    hayatımın цветов
    hayatımın الألوان

    colors χρώματα रंग цветов
    الألوا

    hayırlı olsun evrensel siteniz 🙂

  21. hande subaşı said:

    Kazım bey ne kadar şanslısınız. Hilmi bey hintçe bir metni sitenize kopyalamış artık sizin de evrensel bir yayınınız var
    Ne kadar gurur duysanız azdır.
    Bir de logonuzdaki bir kelimeyi ingilice farsça yunaca falan yazdınızmı oldu bitti
    Mesela
    hayatımın renkleri
    hayatımın colors
    hayatımın χρώματα
    hayatımın रंग
    hayatımın цветов
    hayatımın الألوان

    yada kelimelerin fazlasını atın bir tekini çevirseniz yetiyodu dimi?

    colors χρώματα रंग цветов
    الألوا

    hayırlı olsun evrensel siteniz

  22. hande subaşı said:

    üstteki yorumumu siliniz lütfen alttaki doğrudur
    bu vesileyle artık sizi sizle ve dünyaaa çapında okurlarınızla bırakıp çekiliyorum
    bana yanıtınız olursa maille yollayın lütfen

  23. Kazım Bey,

    Sizden bir şey rica edeceğim, ilkelerinize çok aykırı değilse Hande Subaşı denen şahsı engelleyin, tıpkı Burak Caney gibi, bir konu ciddi tartışmaya girdiğinde araya girip sulandırıyor.

    Bu şahıs tartıştığımız konulara hakim, ya benim tanıdığım biri ya da sizin tanıdığınız biri… Büktel’in iddia ettiği gibi benim olduğum imayla bile kanıtlanırsa sitemin başında “şerefsiz Demirkanlı” banner’ını kaldırmamak üzere koyacağım. Yemini sevmem ama çok önemli değerler de bu kadar kolay harcanmaz. İki oğlum var ve onların yaşamı üzerine konuşuyorum, bensem, ortaya koyduğum 2 oğlum.

    Burak Caney dün de böyle bir zamanda çıktı, şimdi de…

    Mutlaka ikimizden birinin tanıdığı bir bu Hande denen şerefsiz…

    Esas yazacağım başka şeydi, bunu görünce müdahale etmek zorunda kaldım, bir oyun oynanıp bana yamanmaya çalışılıyor…

  24. Kazım Bey,

    Şunu yazmak için sitenize gelmiştim, ben size bir soru sordum, Hilmi Bey sanki ön alır gibi, yine bana hakaretlerle dolu yayımladığı metni buraya kopyalamış, farkındaysanız zaten 4 kişi bir de ne idüğü belirsiz Hande denen zat, konuşuyoruz.

    Size sormak istediğim soru şuydu: Bu küfürlü yazıları onaylıyor musunuz? Bu hakaretlerden beni koru, sonra yine benimle kavga et ama beni koru diye Büktel’den de rica ettim yazımda, ama o umursamadı, zımnen de olsa benim için onaylamış oldu, aynı ricayı sizden de istemek istemiştim.

    Lütfen, arkadaşlarızla konuşarak, hakaret, küfür etmeden eleştirilerini yapmalarını talep eder misiniz?

    Arkadaşlarınızın hiç kimseye yakışmayacak üsluplarından vazgeçerek, her türlü eleştirilerini yapmaları için bir baskı oluşturur musunuz?

    Sevgiyle

  25. Kazım Bey,

    Çok olduğumun farkındayım ama biraz öfkeliyim, siz her türlü eleştirinizi edep sınırları içinde, medeni bir insan olarak yaptığınız için sizin cenahtan sadece sizinle konuşabiliyorum, onun için sizi tekrar rahatsız ediyorum.

    Bulunmaz’la bir tartışma süreci yaşanıyor, bu tartışmanın konusunu ben oluşturmadım, ama konuyu (Yeni Tiyatro Dergisi okurları dışındaki) kamuya açan benim. Bu konudaki görüşlerini, savunmalarını, karşı çıkışlarını taraflar yazabilir, okur da görüşünü belirler. (Hatta çok istedikleri linkleri de veririm, tek koşulum küfürsüz olmaları.)

    Bu konuyu gündeme getirdiğim için, her türlü hakareti yaptıktan sonra, yaklaşık 15 yıl önce yayımlanmış romanımı ele alıp, video çekip (Konulardan habersiz 2-3 genç insanı da alet ederek) yere yatıp, göbeğini kaşıyarak eleştiri yapmak, hangi sosyaliste yakışır? Ben eleştiriyi kabul ederim, romanımı da ele alıp eleştirebilir ama bu nasıl bir saygısızlık: Başka konuya yanıt verememenin getirdiği hezeyanla, karşısındakine lakaplar takmak, mevcut video da galga geçmek…

    Nasıl bir eleştirel anlayış, nasıl bir sosyalistlik, nasıl bir insanlık? (Büktel gibi tanımlayarak “insanlık dışı” demiyorum, sadece soruyorum.)

    Yukarıda da belirttiğim gibi sizi zorda bırakmak değil amacım, yanıt vermemenizi anlayışla karşılarım, duygunuzu anlarım, saygı da duyarım. Ama yanıt verecekseniz özelimden değil, burada genele verin lütfen.

    Sevgiyle

  26. Gayet iyi hatırlıyorum: Hande Subaşı araya girmeden önce, Hilmi, kendisini ölülerin arkasından konuşmakla suçlayan Demirkanlı’ya şu soruyu sormuştu:

    “Devlet Tiyatroları’nın Aşil Topuğu” Demirkanlı, bir ölü sevici olarak, bakınız Recep Bilginer’in ölümünün ardından ne diyor:

    “Oyunları oynanmıyor diye Cumhurbaşkanı’na bile şikâyet etti Devlet Tiyatroları’nı. Oyun yazarlığına çok zarar verdi ve gitti, anahtarlarıyla ve dernek defterleriyle birlikte.”

    “Devlet Tiyatroları’nın Aşil Topuğu” , “Pinokyo” Demirkanlı, ne kadar itici, ne kadar alçakça bir yaklaşım içerisinde değil mi?

    Hilmi’nin yıllardır sormakta olduğu bu önemli soruyu, Hande bey’in araya girmesi sayesinde, Demirkanlı çaktırmadan, yine cevapsız bırakmış oldu.

    Hilmi’nin yıllardır sorduğu bu tür onlarca sorudan Burak Caney ya da Hande bey sayesinde kaçan Demirkanlı, sorulara cevap vermek yerine daima sorular sormayı tercih etti. Şimdi de, büyük bir pişkinlikle Kâzım Şimşek’i sorguya çekiyor, onun ağzından Hilmi’ye karşı yıllarca kullanacağı, diline pelesenk edeceği birkaç kelime koparmaya çalışıyor.

    Recep Bilginer’in cenazesi ardından yazdığı yazıda Bilginer’e yakıştırmadığı soysuzluk bırakmayan ve o sırada daha ölüsü soğumamış Bilginer’in Türk tiyatro yazarlığına çok zarar verdiğini yazacak kadar gayrı insani davranabilen Mustafa Demirkanlı için, Hilmi Bulunmaz, yaptığı yorumun son tümcesinde haklı olarak şunları yazıyor:

    Ben, böyle alçak adamlara(!) “ölü sevici”, “ölüden göz isteyici” diyorum. Halkımız, bir adım ileri çıkıp biraz daha ağırını, daha okkalısını söylüyor.

    Demirkanlı, sağ eliyle yazdığını sol eliyle onaylamak için Hande bey gibi enstrümanları forumlarda pek çok kez kullandı. Şimdi de, araya Hande bey’i koyup Hilmi’nin önemli sorusunu gargaraya getirdikten sonra, kaşla göz arasında sanık sandalyesinden kalkıp arkadan dolanarak savcı koltuğuna oturuyor ve hiç de o mevkide olmadığı halde, hiç hakkı olmadığı halde, Kâzım Şimşek’e sorular soruyor, Şimşek’ten samimiyet talep ediyor. Demirkanlı soru sormak değil, sorulara cevap vermek mevkiindedir. Şimşek’e soru sormadan önce yıllardır sorulan sorulara cevap vermeli, somut biçimde belgelenen iftiraları hakkında açıklama yapmalıdır! Kâzım Şimşek’ten samimiyet talep etmeden önce, hayatında yalnızca iki dakikalığına samimi olabileceğini kanıtlamalıdır! Ama yapabileceğini sanmıyorum: Oğlu üzerine ettiği yemini tüm okurlar dikkatle bir kez daha okusun!

  27. Ha, bir şey daha!

    Hande bey’i deşifre etmemizin ardından Demirkanlı, kendisi uğruna sayfalarca yazı yazmış olan Hande’yi bir kalemde harcamaktan niye çekinmiyor? Neden Kâzım’a şu komik, yapmacık ve samimiyetsiz öneriyi yapıyor:

    Kazım Bey,

    Sizden bir şey rica edeceğim, ilkelerinize çok aykırı değilse Hande Subaşı denen şahsı engelleyin, tıpkı Burak Caney gibi, bir konu ciddi tartışmaya girdiğinde araya girip sulandırıyor.

    Hande bey’in neyi ve kimden yana sulandırdığı belli. Mustafa deşifre olan Hande bey’i derhal feda ederek, tereyağdan kıl çeker gibi, kendini Hande bey’den sıyırıp bir anda aklayıveriyor. Peki Hande bey’i nasıl bu kadar kolayca feda edebiliyor? Çok basit! Çünkü Hande bey’leri üretmek çok kolay. Gerekirse, Hande bey’in yerine on saniye içinde bir Abuzer hanım üretmek, Demirkanlı gibi tescilli bir iftiracı için hiç sorun değil.

  28. Okurlar, kazanmak için feda ya da suistimal etmeyeceği hiçbir değer bulunmayan Demirkanlı’yı çok uyanık ve çok dikkatli okumalı.

  29. TİYATRONUN İRİNİNİ AKITMAK!

    Yazı başlığının neyi anlatmak istediğini açıklamadan önce, “irin” sözcüğünün anlamını yazmak istiyorum:

    “Organizmanın herhangi bir yerinde iltihaplanma sonunda ölmüş hücre artıklarından ve bozulmuş akyuvarlardan oluşan, mikroplu veya mikropsuz, genellikle sarımtırak renkte koyuca vücut sıvısı.” (Kaynak: VikiSözlük – http://tr.wiktionary.org/wiki/irin )

    “İrin” sözcüğünü tanımlayan tümcenin ilk sözcüğünü (“organizmanın”) “tiyatronun” olarak da okuyabilirsiniz…

    Türkiye tiyatrosunun “herhangi bir yerinde ölmüş hücre” aramak yerine, “Devlet Tiyatroları’nın Aşil Topuğu” Mustafa Demirkanlı’nın yayınlarına şöyle bir bakmamız yeterlidir; böylelikle bu tiyatronun “herhangi bir yerinde ölmüş hücre” bulunmasının nedenini hemen anlayabilirsiniz:

    LİNÇ KAMPANYASI, YALAN ÜZERİNE TESİS EDİLMİŞ YORUMLAR, İFTİRA DESTEKÇİLİĞİ, KÜFÜR VE KAPİTALİZMİN İLELEBET MUHAFAZA VE MÜDAFAA EDİLMESİ İÇİN CANLA BAŞLA ÇALIŞMAK!…

    Biz, tiyatronun “herhangi bir yerinde ölmüş hücre” saptadıktan sonra, oturup ağlayacak değiliz.

    Tiyatronun “herhangi bir yerinde ölmüş hücre”nin nedenini, sadece kendimize saklamamız yada yakın çevremize duyurup rahatlamamız hiç doğru olmaz. Bu bilgimizi, bu bulgumuzu, başta tiyatro kamuoyu olmak üzere, dilimizden anlayan herkese anlatmalı ve bu durumun önemini kavratmak için müthiş bir çaba harcamalıyız.

    Bu arada, şunu da belirtmekte yarar var: Tiyatronun “herhangi bir yerinde ölmüş hücre”nin tek nedeni, tabii ki, “Devlet Tiyatroları’nın Aşil Topuğu” Mustafa Demirkanlı değil. Onun birçok suç ortağı var. Örnekse Yücel Erten… Tıklayınız: http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/09/yucel-ertenin-ve-ogrencilerinin.html

    Bu önemli konu üzerinde, yeniden duracağız. Şimdilik, “forum-yorum” boyutunun dışına çıkmamaya çalışıyoruz!…

    Ayrıca tıklayınız: http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/09/asagdaki-ham-yaz-tam-yaz-oluncaya-dek.html

  30. Kazım Bey,

    Bu forum sayfası sizin, bu sayfalarda hakaret, küfür serbest mi?

    Düzey böyle mi? Siz hakaretlere müdahale etmiyor musunuz?

    Büktel’e not: Recep Bilginer ile ilgili yazımın bütününü okuyun, daha iyi algılarsınız.

  31. Yani Demirkanlı şimdi cevap vermiş mi oldu?

    Okurlar nasıl okuyacak onun “Recep Bilginer’le ilgili” yazısını? Okurlara bırakın linkini yazının adını bile vermekten korkuyor. Aslında benim aşağıda yazdıklarımdan sonra, Demirkanlı, halt ettiğini anladığı için, “Acı Üzerine Acı” başlıklı yazısını (kedi pisliğini örter gibi) internetten silip yok etmişti. Şimdi yazının adını bile vermeden gidip okuyun diyor. Neyi okuyacak okurlar? Belli değil… Sarı Çizmeli Mehmet Ağa… Mustafa cevap vermiş oldu ya… Kafalar bir kez daha karıştı ya… Gerisi önemli değil… Ben boşuna mı söylüyorum: “Mustafa Demirkanlı’yı midesi kaldırabilen, Demirkanlı’dan iğrenmeyebilen herkesten, tüm samimiyetimle, iğreniyorum” diye?…

    Google’da ararsanız, yazıyı, Mustafa’nın sitesinde değil ancak, Hilmi’nin sitesinde bulabiliyorsunuz. (Bu andan sonra Mustafa sessiz sedasız, yazıyı tekrar koyarsa kendi bilir. Kaldırdığı anda tekrar tepesine bineriz. Yok öyle konjonktür uygun olunca koymak, olmayınca koymamak.)

    Ben ölülerin arkasından konuşmakla ilgili şu eleştirileri üç yıl önce yazmıştım; bugün olduğu gibi o gün de cevap verememişti Demirkanlı. Okurlar yazdıklarıma bir göz atsınlar bakalım, yazdıklarım, cevap verilebilir şeyler mi. (NOT: Aslında, aşağıdaki satırların, orijinal sayfasında ve orijinal mizanpanpajıyla ve tüm linkleri ve incelikleriyle okunabilmesini tercih ederim. Çünkü yazının ilgili parçasını buraya yapıştırdığımda, alıntıların alıntı olduğunu anlamak bile görsel olarak mümkün olmadığından, yazı, aşağıdaki haliyle çok yorucu bir dikkat gerektiriyor. Yine de yazının ilgili bölümünü aşağıya yapıştırdım. Tamamına ise link veriyorum: http://www.coskunbuktel.com/demirkanlihilmibukteliki.htm

    Bugün Bulunmaz’ı ölüye saygısızlıkla suçlayan Demirkanlı, Recep Bilginer öldüğünde, bu yaşlı başlı koskoca yazarı başkalarının piyonu olarak takdim edebilmiş, Bilginer’in ardından şu dedikoduları üretebilmişti:

    (…)

    Dernek seçimi ve Yönetim Kurulu mahkeme kararıyla iptal edildi, yine de yasal yönetime devretmedi derneği, derneğin anahtarını ve defterlerini yanından hiç ayırmadı.

    Oyunları oynanmıyor diye Cumhurbaşkanı’na bile şikâyet etti Devlet Tiyatroları’nı. Oyun yazarlığına çok zarar verdi ve gitti, (Altını ben çizdim. CB.) anahtarlarıyla ve dernek defterleriyle birlikte.

    (…)

    Recep Abi’nin bu rahatlığı, ölümünün ardından bunları yazmama cesaret verdi, başka şeyler yazsam ikiyüzlülük yapmış olurdum, sanırım o da istemezdi bunu.

    (Bakınız: Bulunmaz, “Demirkanlı Ölünün Arkasından Yazıyor” http://tiyatroyun.blogspot.com/2007/04/demirkanlnn-bir-lnn-arkasndan-yazdklar.html.

    Orijinal kaynak için bakınız: Demirkanlı, “Acı Üzerine Acı”.)

    Mustafa Demirkanlı ölünün ardından suçlama yapınca, “aferin!” demek zorundayız. Çünkü mazereti var: “Başka şeyler yazsam ikiyüzlülük yapmış olurdum”.

    Peki, Hilmi Bulunmaz, ölünün ardından, ikiyüzlülük yapmış olmamak için, gerçek düşüncelerini yazarsa, ona da “aferin!” diyecek miyiz? Hayır. Bulunmaz için şunları diyeceğiz:

    Sosyalistmiş… hadi be sende. Bir sosyalist önce insanı sever, sonra namusludur, kimsenin arkasından konuşmaz, hele hele öldükten sonra bir insanın arkasından hiç konuşmaz, çünkü artık kendini savunacak durumu kalmamıştır. Ama bu pespaye adam, korkaktır, yalancıdır ve insanların ölümünden sonra konuşacak, küfredecek kadar da alçaktır.

    Bakınız: Mustafa Demirkanlı, “H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)”

    “Kendi” sözleri, “kendi” yazdıklarıyla kanıtladığımız üzere, Demirkanlı, yalnızca yalancı değil, aynı zamanda tutarsızlığın ve “çifte standardın” klasik olmayı hak edecek en iğrenç örneklerini sunan bir samimiyetsizlik abidesidir.

    Demirkanlı hakkındaki her yazımda, Demirkanlı’nın “somut” (iki kere iki dört gibi “somut”) yalanlarını sergilemeyi adet edindiğime göre, bu yazımda da geleneği bozacak değilim. Ben Demirkanlı’nın arkadaşlarının değil, Demirkanlı’nın öz be öz kendisinin yalanlarını kanıtlıyorum ve öyle trıçkadan “laflarla” (kanıta muhtaç kanıtlarla, “iddialarla”) değil, Demirkanlı’nın öz be öz kendi sözleriyle kanıtlıyorum. İşte bu yazımdaki örnek:

    Hilmi Bulunmaz, Zeki Göker’in ölümü ardından Göker hakkında bir yazı yazmış, Göker’i nefretle anmıştı. (Ölenlerin ardından nefretle konuşmasını her defasında kınadığım Hilmi Bulunmaz’ın Göker’e karşı nefretinin oldukça haklı nedenlerini anlamak için tıklayınız: Hilmi Bulunmaz, “Mum’dan Bir Yaprak: Ben Tiyatrocuyum, Soyarım” ve “Brütüs’ün Ölümüne Neden Sevindim?”)

    Ölüye saygı konusunda kendi sicilinin de hiç parlak olmadığını yukarıda kanıtladığımız Mustafa Demirkanlı, “H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)” başlıklı yazısında, Bulunmaz’a demediğini bırakmıyor, Zeki Göker’in ölüsüne saygısızlık ettiği için, Bulunmaz hakkında ağzına geleni söylemekten kaçınmıyordu. Demirkanlı, söz konusu yazısında, önce Bulunmaz’dan şu satırları aktarıyordu:

    Bürütüs öldü!..

    Türkiye tiyatrosunu hançerleyen insanlardan biri olan Zeki Göker öldü. Sol adına tiyatro yaptığını iddia eden ve ne denli solculuğa aykırılık varsa, hiçbirini aksatmadan yerine getiren Göker’den kurtulduğumuza sevindiğimi dile getirmek durumundayım… (Perşembe, 21 Aralık 2006)

    Bakınız: Mustafa Demirkanlı, “H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)”

    Demirkanlı, Bulunmaz’ın “Brütüs’ün Ölümüne Neden Sevindim?” başlıklı yazısından aktardığı yukarıdaki satırlara şu yorumu getiriyordu:

    (Zeki Göker’in ardından da bu girişli yazıyı yazmıştı, neden sağlığında yazmayıp da öldükten sonra yazdığının gerekçesini ise aşağıdaki yazıda açıklıyordu.

    Bürütüs’ün ölümüne neden sevindim?

    http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/09/burutusun-olumune-neden-sevindim.html

    Bakınız: Mustafa Demirkanlı, “H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)”

    Yukarıdaki alıntıya çok dikkat edin: Demirkanlı, Bulunmaz’ın, “ölülerin ardından konuşan, yüzlerine konuşamayan bir korkak” olduğuna, okurları inandırmak istiyor. Okurları bu yargısına inandırmak, inandırıcı olabilmek için kaynak gösteriyor. Hatta kaynağın linkini bile veriyor. Hem de son günlere kadar hiç yapmadığı bir şey yapıp, Bulunmaz sitesinin ana sayfasına değil, Bulunmaz’ın ilgili yazısına (yani kaynağın kendisine) “direkt” link veriyor. (Daha önce yaptığı gibi ana sayfaya link verip, okurlara, kaynak istiyorsanız gidin orada arayıp bulun, demiyor.) Kısacası, Demirkanlı, Bulunmaz’ın ölü ardından konuşan bir korkak olduğu tezini inandırıcı kılmak için, sansürcü alışkanlıklarını bir kenara koyup, uygar, demokrat ve bilimsel bir “görünüm” sunuyor. Anahtar kelime, o işte: “Görünüm”.

    Bütün bunlar yalnızca bir “görünüm”. Demirkanlı, kendisini sansürcülükle suçlayan Büktel’in ve Bulunmaz’ın karşısında, kaynak gösterir, link verir gibi yaparken, aslında yalnızca “görüntüyü kurtarmaya” çalışıyor. Kaynak gösteriyor, kaynağa “direkt” link veriyor ama link adresinin hemen ardından şu cümleyi kuruyor:

    Uzun uzun kazık yediğini anlattığı bir yazı, merak edenler ilgili linkten okuyabilir.

    Bakınız: Mustafa Demirkanlı, “H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)”

    Demirkanlı’nın ne yapmaya çalıştığını anladınız mı? Hem okurların güvenini kazanmak için link veriyor, hem de, link verdiği yazıyı uzun, sıkıcı ve önemsiz göstererek, okurların yazıyı okumasını engellemeye çalışıyor. Peki, niye engellemeye çalışıyor? O yazıda, okurların görmesini istemediği bir şey mi var? Elbette!… Elbette var! Bulunmaz’ın yazısındaki o şeyi, Demirkanlı’nın okurlardan saklamaya çalıştığı o şeyi, göstereceğiz. Ama Demirkanlı’nın o şeyi okurlardan hangi nedenle saklamaya çalıştığını açıklayabilmemiz için, önce Demirkanlı yazısından yaptığımız aktarmayı (baştan beri ve yine, aradan bir tek cümle/bir tek kelime çıkarmaksızın) son bir defa daha sürdürmemiz gerekiyor:

    Gerekçesi ise şuymuş: “Not: Şimdiye dek sitemizde bu konuya pek değinmememizin asal nedeni, Zeki Göker’in zehrini kimseye akıtma olasılığının kalmamasıydı…”

    Ama, gerçekten Zeki Göker zehir akıtıyorsa, öldükten sonra hiç şansı kalmamıştı, ama bu ahlaksız, ölümü bekleyip ardından konuşacak, küfürler yağdıracak kadar insanlıktan nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz.

    Sosyalistmiş… hadi be sende. Bir sosyalist önce insanı sever, sonra namusludur, kimsenin arkasından konuşmaz, hele hele öldükten sonra bir insanın arkasından hiç konuşmaz, çünkü artık kendini savunacak durumu kalmamıştır. Ama bu pespaye adam, korkaktır, yalancıdır ve insanların ölümünden sonra konuşacak, küfredecek kadar da alçaktır. Bu adamdır Coşkun Büktel’in en yakın dostu, yayıncı kankasıdır, sitelerinde birbirlerini pohpohlayıp dururlar.

    Bakınız: Mustafa Demirkanlı, “H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)”

    Demirkanlı, Hilmi Bulunmaz için ne diyor? “bu ahlaksız, ölümü bekleyip ardından konuşacak, küfürler yağdıracak kadar insanlıktan nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz.” diyor.

    Peki Demirkanlı, Bulunmaz’a “ahlaksız… insanlıktan nasibini almamış biri… terbiyesiz” diye küfrederken, bu küfürlerini hangi somut gerekçeye dayandırıyor? Şu somut gerekçeye: “ölümü bekleyip…Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı”. Peki, Demirkanlı, Bulunmaz’ın, böyle düşündüğünü (yani “ölümü bekleyip…Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye” düşündüğünü) nereden biliyor? Nereden olacak, kaynak gösterdiği ve link verdiği (ama uzun, sıkıcı ve önemsiz olduğunu da belirttiği) Bulunmaz yazısından biliyor.

    Oysa Demirkanlı’nın link verdikten sonra, “Uzun uzun kazık yediğini anlattığı bir yazı, merak edenler ilgili linkten okuyabilir” diyerek okurların dikkatinden kaçırmaya çalıştığı “Brütüs’ün Ölümüne Neden Sevindim?” başlıklı o yazı önemli. Hele yazının sonundaki notlar bölümü, şu an tartıştığımız konu bakımından çok daha önemli; bakın, yazısının sonundaki notlar bölümünde, Hilmi Bulunmaz ne diyor:

    Not: Şimdiye dek sitemizde bu konuya pek değinmememizin asal nedeni, Zeki Göker’in zehrini kimseye akıtma olasılığının kalmamasıydı…

    Önemli not: anlattığımız durumları, bir biçimde, bir yerlerde yazdık. Örnekse bakınız; MuM Kültür-Sanat Dergisi… (Altını ben çizdim CB)

    Çok önemli not: ölünceye dek, Zeki ve diğer zekilerin yaptıklarını irdeleyecek, “piyasaya” süreceğim!..

    Çok çok önemli not: ABT oyuncusu Kanat Güner neden altın vuruşla intihar etti?!.

    (Bakınız: Hilmi Bulunmaz, “Brütüs’ün Ölümüne Neden Sevindim?”)

    Altını çizdiğim satırlarda Hilmi Bulunmaz ne diyor? Zeki Göker’den yediği kazıkları ve o yazıda Göker’e yönelik suçlamalarını daha önce de bir yerlerde yazdığını söylüyor. Nerede yazmış? Mum dergisinde.

    Mum dergisi, Hilmi Bulunmaz’ın Ekim 1994 ile Haziran 1998 arasında, 26 sayı çıkardığı bir dergi. Hilmi Bulunmaz, Zeki Göker’e yönelik suçlamalarını içeren “Ben Tiyatrocuyum, Soyarım” başlıklı yazısını, Mum’un Ekim 1994 tarihli daha ilk sayısında yayınlamış. (Bulunmaz bu yazıyı daha sonra internet sitesinde de yayınladı. Bakınız: “Mum’dan Bir Yaprak: Ben Tiyatrocuyum, Soyarım”.)

    Peki Hilmi Bulunmaz Ekim 1994 tarihli Mum’da Zeki Göker’e yönelik suçlamalarını içeren “Ben Tiyatrocuyum, Soyarım” başlıklı yazısını yazdığında, Zeki Göker hayatta mıydı? Hayattaydı.

    Oysa Mustafa Demirkanlı, Bulunmaz’ın, Zeki Göker’i suçlamak için Göker’in ölmesini beklediğini, kendini savunamaz duruma gelmesini beklediğini söylüyor:

    (…) bu ahlaksız, ölümü bekleyip ardından konuşacak, küfürler yağdıracak kadar insanlıktan nasibini almamış biri. Nasıl olsa, artık kendini savunamaz…diye düşünmüş olmalı… terbiyesiz.

    Sosyalistmiş… hadi be sende. Bir sosyalist önce insanı sever, sonra namusludur, kimsenin arkasından konuşmaz, hele hele öldükten sonra bir insanın arkasından hiç konuşmaz, çünkü artık kendini savunacak durumu kalmamıştır. Ama bu pespaye adam, korkaktır, yalancıdır ve insanların ölümünden sonra konuşacak, küfredecek kadar da alçaktır.

    Sanırım, asıl alçağın, asıl pespayenin, asıl yalancının kim olduğu, iki kere iki dört kadar açıkça anlaşıldı.

    Demirkanlı, Bulunmaz’ın Zeki Göker’e ilişkin suçlamalarını, Mum dergisinde de yayınladığını (yani Bulunmaz’ın Göker’i yalnızca ölümünden sonra değil, ölümünden önce de suçladığını) biliyor ama Bulunmaz’a yukarıdaki iftiraları yöneltebilmek için Bulunmaz’ın o açıklamasını bilmezden/görmezden geliyor ve okurların da bilememesi/görememesi için, Bulunmaz’ın yazısının uzun ve sıkıcı olduğunu söylüyor. Bulunmaz, ben bu suçlamaları Zeki Göker ölmeden önce de yaptım diye “özellikle” not düşüyor. Ama Demirkanlı, o nota hiç aldırmadan, Bulunmaz’ı Zeki Göker’in ölmesini ve kendini savunamaz hale gelmesini “beklemekle” suçluyor ve aynı Demirkanlı, kendisinin ürettiği bu yalana dayanarak Bulunmaz’ın ne alçaklığını ne pespayeliğini bırakıyor. Üstelik yine aynı Demirkanlı, yaptığı bu iğrenç şerefsizliğin ardından, bir de kalkmış, yazısını şu ifadelerle bitiriyor:

    “artık bu konuda tek laf etmeyi istemiyorum. İğreniyorum çünkü. (…) Daha fazla uzatmayacağım. Her ikisini de Türk tabiplerine havale ediyorum.

    Bakınız: Mustafa Demirkanlı, “H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (2)”

    Görüldüğü üzere, dünyanın en iğrenç insanları bile, dürüst insanları iğrenç olmakla suçlayabiliyor. Peki her iki taraf birbirini iğrenç olmakla suçladığına göre; kimin temiz, kimin iğrenç olduğuna nasıl karar vereceğiz? Gayet basit! Kanıtlara bakacağız. Kim kanıtlarla konuşuyor, kim sadece küfrediyor, ona bakacağız. Yukarıda görüldüğü üzere, bizim kanıtlarımız, Mustafa’nın “belgelerle çelişen” kendi sözleri. Mustafa’nın kanıtları ise, (“Theope tesadüfi bir başarıdır” gibi) “kanıta muhtaç” garip iddialardan ve (“Hilmi Bulunmaz Göker’i suçlayabilmek için onun ölmesini beklemiştir” gibi) yalan olduğunu iki kere iki dört misali belgelediğimiz yalanlardan ibaret.

    Bir insanın, yalnızca, “Burak Caney’i ait olduğu yere, sanal mezarlığa gömdük” cümlesini (bir sürü karşı kanıta rağmen) yeterli kanıt sayarak ve kanıta muhtaç bu salakça kanıta dayanarak; o cümleyi kurmuş olan insanı (Hilmi Bulunmaz’ı) “hacker” olmakla suçlaması için, belki hukuk nedir bilmeyen bir salak olması yetebilirdi; ama Bulunmaz’ı “hacker” sayan o salağın, Bulunmaz’la arkadaş olan (dürüstlüğüyle maruf) Coşkun Büktel’in de “hacker” olduğunu ilan edebilmesi için, yalnızca salak olması yetmezdi; Mustafa Demirkanlı kadar insanlıktan nasipsiz, ahlaksız, yalancı, pespaye ve alçak olması da gerekirdi/gerekti.

    Demirkanlı, umarım sözünü tutar ve bundan böyle (ismimi vererek ya da vermeden veya kendisi başka bir isim ardına gizlenerek veya örneğin, hacklenmeden kurtulduğu halde aylardır bir tek yazı yazmayan ve aslında söyleyecek bir şeyi kalmadığı için “hacklendim” numarasına yatmış olan, kimliği belirsiz, sanal şahıs Burak Caney’i tekrar devreye sokarak) bana sataşmaya kalkışmaz. Ama eğer kalkışırsa, Demirkanlı’ya cevap vermek için bir şartım var: Önce, belgelediğim tüm yalanları için (“tekrar okuyunca yanlış anlaşılabileceğimi anladım, aslında şöyle demek istemiştim” tarzında önemsizleştirme gayretine girmeden) açıkça/mertçe/Türkçe/netçe, hesap verecek ya da özür dileyecek. Ve bundan böyle Büktel hakkında herhangi bir suçlama yaparsa, o suçlamayı, kanıta muhtaç kanıtlarla, salakça iddialarla değil, Büktel’in kendi ifadeleriyle “somut” olarak, direkt kaynak göstererek, kanıtlayacak. Böyle yapmazsa, bundan böyle, (Burak Caney’i asla cevaplamadığım gibi) artık Demirkanlı’yı da cevaplamayacağım.

    Ben hayatımı, onun yalnızca birkaç saniyede uydurduğu kasıtlı yalanları çürütmek için, günlerce kanıt belge toplamakla, bu kanıtları mantıklı ve tutarlı bir kompozisyon içinde okurlara sunmak için kılı kırka yarmakla, daha fazla harcamak zorunda değilim. Büktel/Demirkanlı Polemiği’ndeki yazılara rağmen Demirkanlı’nın ne mal olduğunu hâlâ anlamayanlar kaldıysa, zaten anlamak istemiyorlar demektir.

    Coşkun Büktel / 24 Nisan 2007

  32. Sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz, Türkiye’nin en saygın ve en yaygın tiyatro dergisi Yeni Tiyatro’nun 21. sayısında şu önemli açıklamayı yayımlayacak!

    Yeni Tiyatro Dergisi okurlarının dikkatine…

    Elinizde tuttuğunuz bu derginin yirminci sayısında “Coşkun Büktel’le ‘Coşkun Büktel’ Üzerine!..” başlıklı bir röportaj gerçekleştirildi. Sayın Sema Göktaş’ın gerçekleştirdiği bu röportajda, benim de adım geçmiş ve Coşkun Büktel tarafından, okurların beni yanlış tanımasına neden olacak şu sözler söylenmiştir:

    “‘Lütfen benim Aşil topuğum olma’, dedim. Evet, özetle bu şeyi aynen söylemiştim. ‘Lütfen benim Aşil topuğum olma’, demiştim. Ama bundan öteye bir şey söyleyemem, elli beş yaşında adam, ne isterse onu söyler, ne isterse onu yazar.İsterse de Aşil topuğum olur.”

    Ben, hayatım boyunca hiç kimsenin “Aşil Topuğu”olmadım.Yeni Tiyatro Dergisi okurlarının, beni yanlış tanıyacağını düşünerek, bu küçücük notu yazdım. Bu çok kısa uyarıcı yazının ötesinde, “Aşil Topuğu” konusunu işleyeceğim geniş bir yazı yazmayı düşünüyorum. “Aşil Topuğu” konusunu işleyecek böyle bir yazı yazarsam ve bu yazının yayınlanması için,Yeni Tiyatro Dergisi yöneticileriyle anlaşabilirsem, bu yazıyı da sizlerin dikkatine sunmak isterim.

    Hilmi Bulunmaz

  33. Kâzım,

    Sadece Türkiye’de değil; henüz geldiğim Rusya’da da, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için kafa yoran pek çok tiyatro esnafı var.

    Sahi…

    Tuncer Cücenoğlu, hangi Rusya’yı sarsıyor?

    Kapitalizme yenilen Rusya’yı sarsıp, sosyalizme mi hizmet ediyor?

    Yoksa…

    Sosyalizmi yeniden inşa etmek isteyen Marksist-Leninist yoldaşları sarsıp, kapitalizme mi hizmet ediyor?

    Neye hizmet ettiğini net ve kesin bir biçimde anlayabilmek için, öncelikle, “iyi bir tiyatro esnafı” olan Tuncer Cücenoğlu hakkında yazılmış, pek kısa şu yazıyı okuyunuz:

    http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/08/lincci-tuncer-cucenoglunun-incileri.html

  34. tiyatrodergisi.com.tr’ye “Önbellek”ten giriniz!

    http://www.tiyatrodergisi.com.tr sitesine doğrudan girdiğinizde, “hacklenmiş” (hacked) gibi görünüyor. Bu sitenin ana sayfasına “hacklenmemiş” bir biçimde girmek isterseniz, Google’a http://www.tiyatrodergisi.com.tr diye yazıp, ilk sırada çıkan ana sayfanın “Önbellek”ine tıklayınız. Böylelikle, http://www.tiyatrodergisi.com.tr sitesinin ana sayfasına gönül rahatlığıyla girebilir, bu sitenin “hacklenmemiş” versiyonunun ana sayfasını gayet rahat izleyebilirsiniz.

    Eğer, bu site, gerçekten “hacklenmiş” ise, bu sitenin LİNÇÇİ* olmasını bir yana bırakıp, bu sitenin yanında yer almak zorundayız. http://www.tiyatrodergisi.com.tr sitesi, yayıncılık anlamında gerçekten bir sorun yaşarsa, sayfalarımızı, bu LİNÇÇİ siteye derhal açarız.

    Çünkü…

    Şunu tüm tiyatro kamuoyu çok iyi biliyor ki, biz, alçaklara karşı mücadele ederken, LİNÇÇİ bile olsa, bir site, gerçekten “hacklenmiş” ise, biz, bu sitenin hemen yanında saf tutar, o sitenin mağduriyetinin giderilmesi için, tüm gücümüzü sonuna dek kullanırız!

    Biz, mazlumdan yana olduğumuzdan, her türlü zulme ve her türlü sansüre ilelebet karşıyız!…

    *LİNÇÇİ kişilerin adlarını görmek için, lütfen tıklayınız: http://tiyatroyun.blogspot.com/2009/04/yalan-makinesi-ve-kufurbaz-mustafa.html

  35. Mustafa Demirkanlı’nın emekçiler için değil, bunalımlı orta sınıf nüfusunu oluşturan küçük burjuvalar için kalem oynattığını öğrenmek isteyenler, 22.53 dakikalık şu videoyu izleyebilirler: http://vimeo.com/14702610

  36. “LİNÇÇİ Mustafa Şükrü Demirkanlı sempatizanı” Devlet Tiyatroları, bugünden başlayarak, bir “D” daha ekleyip, adını değiştirdi: “Ddevlet Tiyatroları”!

    1949 yılından bu yana, Devlet Tiyatroları olarak adını belleklere kazıyan kurum, bugünden başlayarak, artık, “Ddevlet Tiyatroları” adıyla oyun sahneleyecek. Sürekli olarak yazım yanlışı yapan herhangi bir LİNÇÇİ sitede değil, benim, halkımın, tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle karnını doyuranların çalıştığı “devletin resmî sitesinde” yayınlandığına göre, bundan böyle, biz de bu kurumu, “Ddevlet Tiyatroları” olarak anacağız! (HB)

    (Kaynak: http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/09/bugunden-baslayarak-devlet-tiyatrolar.html)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Etiket Bulutu

%d blogcu bunu beğendi: