31 Temmuz – 03 Ağustos tarihleri arasında Alaçatı’da eşim Özlem’le beraber tatil yaptım.
Eski Foça’da tatil yaptıktan sonra, eşim ısrarla Alaçatı’ya gitmek istedi.Aslında Alaçatı’yı merak ediyordum. Her gün gazetelerde, Internet’te Alaçatı’yla ilgili haberler çıkıyordu. İstanbul sosyetesinin Alaçatı’ya sık gittiğini biliyordum. Alaçatı ile Eski Foça birbirlerine çok uzak değildi. Eski Foça’dan İzmir 90 dakika , İzmir ile Alaçatı 70 dakika civarı.Böylelikle biz de Eski Foça’dan, Alaçatı’ya doğru yola çıktık.
Alaçatı’da Bedirhan Otel’de 3 gece konakladık. Alaçatı’da önceden otelde yer ayırmakta fayda var. Bu yaz sezonunda cuma, cumartesi geceleri boş yer bulmak imkansıza yakın.Kaldığımız yer bir taş evdi. Otelden bağımsız, tek katlı şirin bir taş evdi.
Alaçatı, Çeşme yarımadasında, Çeşme’ye 10 km. mesafede bir yer. Alaçatı eskiden Rumların yaşadığı bir yer olduğundan yüzlerce taş ev var. Ege bölgesinde Rumlardan kalan böyle taş evlerin olduğu bir çok yer var. Eski, Foça, Yeni Foça, ayvalık gibi…Taş evlerin ömürler uzundur; ev halkını yazları serin, kışları sıcak tutar.
Alaçatı’da deniz yok, ancak denize 4 km. mesafededir. Bu sahilde dünyanın en iyi 3. sörf merkezi bulunur.İstanbul’un zenginleri burayı 2000 ‘li yıllarda keşfetti. Alaçatı’nın kaderi de böylece değişti. Zenginler eski yıkık taş evleri onardı; evleri butik otel, kafe, bar, lokanta, tasarım atölyeleri, resim galerilerine çevirdi. Bu kadar güzel, şirin butik otellerin bulunduğu bir yer, Türkiye’de başka yerde yoktur.
Alaçatı’da hiçbir mekanda plastik sandalye, masa, çiçek vs. yoktur. Kullanılması da yasaktır. Restore edilen evlerin rengi hep pasteldir. Genellikler mavi, turkuaz, lila, yeşil, mor, kırmızı renkler mevcuttur.Hiç siyah, kahverengi bir bina görmedim.